Çocuklarımızı geleceğe hazırlamanın yolu ise eğitimden geçiyor.
Peki, eğitim kurumlarımız ve özellikle de üniversitelerimiz buna hazır mı?
Örneğin önümüzdeki 20 yıl içerisinde bugünkü mesleklerin yüzde 70’inin önemini yitireceği, yerine başka mesleklerin geleceği öngörülüyor. Bu konuda yeterli hazırlığımız var mı?
Zorunlu eğitim süresi, içeriği ve yönlendirme konusuna yeterince kafa yoruyor muyuz?
Diploma odaklı eğitim yerine bölgesel üretim odaklı eğitim modelleri geliştiriyor muyuz?..
Bu konu, sadece devletin, siyasetin ya da ilgili kurumların değil hepimizin ortak sorunu.
Çocuklarımızı ve ülkemizi, geleceğe çok daha güçlü bir şekilde hazırlamak istiyorsak, hep birlikte kafa yormalı ve taşın altına yine hep birlikte elimizi koymalıyız...
Eğitimde sorunlarımız var ama hiçbiri çözümsüz değil. Çareyi de uzaklarda değil kendi içimizde aramalıyız. Bize en uygun eğitim modeli de yine kendimizin geliştireceği, kendi modellerimiz olmalıdır.
Adı üstünde eğitime Millî Eğitim Bakanlığı ve “Milli” bir bakış açısı gerekiyor.
Eğitim tarihimize baktığımızda bu konuda fazlasıyla başarı hikayesi görebiliriz.
Bu noktada, eğitimin temel ilkeleri, kendi değerlerimiz ve beklentilerimiz çerçevesinde yeni arayışlar içerisine girebilir, yeni modeller üretebiliriz.
Yapmamız gereken tek şey, doğru teşhis ve doğru tedavi yönetmelerini uygulamaktır.
Sorunları ön yargısız bir şekilde belirleyip, yine önyargısız bir şekilde çözmek için yola çıkarsak gerisi kendiliğinden gelecektir.
Gelin önce bu konuda, dünya genelinde dillendirilen istek, beklenti ve önerilere bir göz atalım:
Bir dersin gerekliliğini öğrenciye doğru anlatamazsınız, o dersi öğrenciye öğretemezsiniz.
Bir sistemin mantığını ve müfredat programının önemini öğretmenlere inandıramazsınız, o sistemin sürdürülebilir olması mümkün değil.






























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.