• İstanbul 29 °C
  • Ankara 29 °C
  • İzmir 34 °C
  • Konya 29 °C
  • Sakarya 29 °C
  • Şanlıurfa 38 °C
  • Trabzon 25 °C
  • Gaziantep 35 °C
  • Bolu 26 °C
  • Bursa 29 °C

Ağrı Dağı’nın Gölgesinde Bir Bilgenin İzinde

Ağrı Dağı’nın Gölgesinde Bir Bilgenin İzinde
Sadettin Ökten, Şehir, İnsan ve Medeniyet Üzerine Hususi Bir Tefekkür

*Musa Kâzım Arıcan
 

Bazı yolculuklardan insan döndüğünde yalnızca gittiği şehirden dönmüş olmaz. Bir dağın gölgesinden, bir salonun sükûnetinden, bir bilgenin bakışından, bir dost meclisinin zarafetinden ve bir medeniyet meselesinin ağırlığından da geçerek döner. Yol dediğimiz şey, nihayetinde dışarıda kat edilen mesafeden ibaret değildir. Asıl yol, insanın kendi içinde aldığı mesafedir.

Ağrı’ya yaptığımız bu seyahat, benim için böyle bir yolculuk oldu.

Ağrı, sadece Anadolu’nun doğusunda yer alan bir serhat şehri değildir. Ağrı, insanın tarih karşısındaki küçüklüğünü, coğrafya karşısındaki hayretini, varlık karşısındaki haddini hatırlatan müstesna bir mekândır. Ağrı Dağı’nın gölgesinde durduğunuzda, insan ister istemez kendi zamanının gürültüsünden sıyrılır. Modern dünyanın hızla, gösteriyle, tüketimle, telaşla ve geçicilikle örttüğü büyük sorular yeniden belirir: İnsan nedir? Şehir nedir? Medeniyet nedir? Bilgi neye yarar? Hikmet olmadan ilerleme mümkün müdür? Ve bütün imkânlarına rağmen modern insan neden hâlâ huzursuzdur?

İşte Ağrı’da, “Modern İnsanın Çıkmazı Bağlamında Prof. Dr. Sadettin Ökten Bilgi Şöleni” vesilesiyle aslında bu soruların etrafında bir araya geldik. Görünüşte bir bilgi şöleni icra edildi; bildiriler sunuldu, oturumlar yapıldı, konuşmalar gerçekleştirildi, teşekkür belgeleri takdim edildi. Fakat hakikatte olup biten bundan çok daha derindi. Biz orada yalnızca bir ilim meclisine iştirak etmedik; bir medeniyet muhasebesine tanıklık ettik.

whatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.11.jpeg

Prof. Dr. Sadettin Ökten Hocamızın bizzat teşrifleri, bilgi şölenine ayrı bir ruh kazandırdı. Bazı insanlar vardır; yalnızca söyledikleriyle değil, susuşlarıyla da öğretirler. Yalnızca yazdıklarıyla değil, dinleyişleriyle de örnek olurlar. Yalnızca fikirleriyle değil, hâlleriyle de bir mektep kurarlar. Sadettin Ökten Hocamız böyle bir isimdir.

Onun varlığı, salonda yalnızca akademik bir otorite olarak değil, yaşayan bir medeniyet hafızası olarak hissedildi. Hocamızın bütün konuşmaları nezaketle dinlemesi, her bildiriyi ciddiyetle takip etmesi, gençlere, akademisyenlere, yöneticilere ve dinleyicilere gösterdiği incelik, bize bir hakikati yeniden hatırlattı: Bilgelik yalnızca çok bilmek değildir. Bilgelik, bilgiyi edeple taşımaktır.

Bugünün dünyasında bilginin itibarı arttı; fakat bilgelik azaldı. Malumat çoğaldı; fakat irfan çekildi. İnsanlar her konuda konuşabilir hâle geldi; fakat dinlemeyi unuttu. Oysa medeniyet, önce dinleme terbiyesidir. Dinlemeyen insan öğrenemez. Öğrenemeyen insan olgunlaşamaz. Olgunlaşamayan insan ise şehir de kursa, kurum da yönetse, eser de verse hakiki anlamda medeniyet inşa edemez.

Sadettin Ökten Hocamızın oradaki sükûnetli hâli, vakur duruşu, nezaketli dikkati ve derin bakışı, modern çağın gürültüsüne karşı başlı başına bir cevaptı.

Ağrı’da bulunmak insanı daima büyük anlamlara götürür. Çünkü bu şehir sıradan bir coğrafya değildir. Ağrı Dağı, yalnızca bir tabiat unsuru değildir; hafızamızda tufanı, gemiyi, yeniden başlangıcı, insanlığın ikinci doğuşunu, sabrı, sükûneti ve teslimiyeti çağrıştırır. Dağlar, insanın haddini bilmesi için vardır. Modern insan ise çoğu zaman haddini unuttu. Her şeyi ölçebileceğini, her şeyi yönetebileceğini, her şeyi tasarlayabileceğini, her şeyi dönüştürebileceğini zannetti. Fakat insanın en büyük yanılgısı, kudretinin sınırsız olduğunu sanmasıdır.

whatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.10-(3).jpeg

Ağrı Dağı’nın karşısında insan şunu yeniden fark eder: Biz varlığın sahibi değiliz; emanetçisiyiz. Şehirler, kurumlar, bilgi, makamlar, unvanlar ve imkânlar, hepsi bize emanettir. Emanet bilincini kaybeden insan, medeniyet bilincini de kaybeder. Bu bakımdan Ağrı’da Sadettin Ökten üzerine düşünmek çok anlamlıydı. Çünkü Hocamızın fikir dünyasının merkezinde de emanet bilinci vardır. Şehir emanettir. Gelenek emanettir. Dil emanettir. Estetik emanettir. İnsan emanettir. Medeniyet ise bütün bu emanetleri hikmetle taşıma sanatıdır.

Bu bilgi şöleninin başarıyla gerçekleşmesinde emeği olan bütün kurum ve şahsiyetleri özellikle zikretmek gerekir. Ağrı Valiliği’nin himayesi, programa devlet aklının, kültürel sorumluluğun ve şehir vizyonunun eşlik ettiğini gösterdi. Ağrı Valimiz, kıymetli devlet adamı, değerli hemşehrimiz ve dostumuz Sayın Dr. Önder Bozkurt’un yakın ilgisi, nezaketi, desteği ve şehre dair taşıdığı kültürel hassasiyet son derece kıymetliydi. Bir şehrin valisi yalnızca idari işleri yürüten kişi değildir. Valilik aynı zamanda şehrin hafızasına sahip çıkma, kültürel enerjisini harekete geçirme ve kamu kurumları arasında anlamlı iş birlikleri kurma makamıdır. Sayın Valimizin bu programa verdiği destek, Ağrı’nın kültürel geleceği bakımından önemli bir işaret olmuştur.

İçişleri Bakan Yardımcımız Sayın Dr. Mehmet Cangir’in teşrifleri ve yaptığı derinlikli konuşma da bilgi şölenine ayrı bir seviye kazandırdı. Sayın Bakan Yardımcımızın tevhit, ahlak, edep, vicdan murakabesi ve şehir arasındaki ilişkiye yaptığı vurgu, programın ruhunu çok güzel özetledi. Sadettin Ökten Hocamızın medeniyet tasavvurunda edebin kurucu bir ilke olarak görülmesi, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir meseledir. Çünkü edep, medeniyetin görünmeyen mimarisidir. Binaları mimarlar yapar; fakat medeniyeti edepli insanlar kurar.

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü, kıymetli dostumuz Prof. Dr. İlhami Gülçin Bey’in candan ev sahipliği ise bu programın en güzel taraflarından biriydi. Üniversitenin bütün imkânlarıyla bu bilgi şölenine sahip çıkması, akademinin şehirle nasıl buluşabileceğini gösterdi. Üniversite yalnızca dersliklerden, fakültelerden ve laboratuvarlardan ibaret değildir. Üniversite, şehrin aklıdır. Şehrin hafızasıdır. Şehrin geleceğe açılan penceresidir.

Türkiye Yazarlar Birliği Genel Başkanımız Prof. Dr. Muhammet Enes Kala Hocamızın katkıları, TYB’nin yaşayan değerlere vefa gösterme sorumluluğunu bir kez daha ortaya koydu. Türkiye Yazarlar Birliği, kurulduğu günden bu yana yalnızca bir edebiyat kurumu değil; aynı zamanda Türkiye’nin kültür, fikir, sanat ve medeniyet hafızasını diri tutan bir ocak olmuştur. Sadettin Ökten gibi yaşayan bir değerin Ağrı’da böylesine kapsamlı bir bilgi şöleniyle ele alınması, TYB’nin bu köklü misyonuyla son derece uyumludur.

whatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.10.jpeg

TYB Ağrı Temsilcisi Prof. Dr. Mustafa Aydemir Hocamızın özverili çabası ise ayrıca takdiri hak etmektedir. Bir programın afişte görünen yüzü vardır; bir de görünmeyen emeği. Davetler, yazışmalar, oturum planları, misafirlerin ağırlanması, akademik içerik, kurumsal koordinasyon, salon düzeni, program akışı… Bütün bunların arkasında büyük bir gayret ve gönül mesaisi vardır. Mustafa Aydemir Hocamız, TYB Ağrı Temsilciliği’nin ilk programında gerçekten yüksek bir çıta ortaya koymuştur.

Sadettin Ökten Hocamızın düşünce dünyasının merkezinde şehir vardır. Fakat onun şehir anlayışı, modern planlama dilinin dar sınırlarına sığmaz. O, şehri yalnızca imar, ulaşım, nüfus, yoğunluk, altyapı ve teknik düzenleme meselesi olarak görmez. Şehir, ona göre insanın dünya ile kurduğu ilişkinin mekâna yansımış biçimidir.

Bir şehirde sokakların genişliği kadar, insanların birbirine açtığı mesafe de önemlidir. Binaların yüksekliği kadar, insanların gönül ufku da önemlidir. Yolların düzgünlüğü kadar, yürüyenlerin ahlakı da önemlidir. Meydanların büyüklüğü kadar, orada konuşulan sözlerin derinliği de önemlidir.

Modern şehir çoğu zaman insanı hızlandırdı; fakat derinleştirmedi. Kalabalıklaştırdı; fakat yakınlaştırmadı. Yükseltti; fakat yüceltemedi. Donattı; fakat doyuramadı. Bu yüzden şehir meselesi yalnızca şehircilik meselesi değildir. Şehir, medeniyetin aynasıdır. Nasıl bir insan yetiştirmek istiyorsak öyle şehirler kurmalıyız. Nasıl bir şehir kuruyorsak zamanla öyle insanlar yetiştiririz. Eğer şehir yalnızca tüketim mekânına dönüşürse insan da tüketiciye indirgenir. Eğer şehir hafızasını kaybederse insan da aidiyetini kaybeder. Eğer şehir estetikten uzaklaşırsa insanın ruhu da kabalaşır.

Sadettin Ökten Hocamız bize tam da bunu hatırlatmaktadır: Şehir, insanın ahlakını biçimlendirir. Mekân, karakter üzerinde tesirsiz değildir. Mimari yalnızca gözün gördüğü değil; ruhun içinde yaşadığı bir dildir.

Modern insanın trajedisi ise imkân içinde imkânsızlık yaşamasıdır. Hiçbir çağın insanı bu kadar çok şeye sahip olmadı; fakat belki de hiçbir çağın insanı bu kadar derin bir anlam yoksunluğu da yaşamadı. Bugün insan biliyor, fakat anlamlandıramıyor. Görüyor, fakat basiretle bakamıyor. Konuşuyor, fakat hakikati duyamıyor. Üretiyor, fakat niçin ürettiğini unutuyor. Tüketiyor, fakat tatmin olamıyor. Bağlanıyor, fakat aidiyet kuramıyor. Kalabalıklar içinde yaşıyor, fakat yalnızlığını yenemiyor.

Bu tablo, modern insanın çıkmazını bütün açıklığıyla göstermektedir. İnsanın dış dünyadaki kudreti artarken iç dünyadaki derinliği azaldı. İnsan, tabiat üzerinde hâkimiyet kurmaya çalışırken kendi nefsine mağlup oldu. Teknolojiyle mesafeleri kısalttı; fakat kalpler arasındaki mesafeyi büyüttü. Sadettin Ökten Hocamızın düşüncesi, bu noktada çağımıza yöneltilmiş güçlü bir ikazdır. O, modernliği toptan reddeden bir tavır içinde değildir. Fakat modernliğin insanı tek boyutlu hâle getiren, onu yalnızca üretici, tüketici, kullanıcı, müşteri, seyirci ve birey olarak tanımlayan indirgemeci yönüne itiraz eder.

İnsan yalnızca ekonomik bir varlık değildir. Yalnızca biyolojik bir varlık değildir. Yalnızca psikolojik veya sosyal bir varlık da değildir. İnsan, bütün bunların ötesinde mana arayan, hikmet arayan, güzellik arayan, adalet arayan, hakikat arayan bir varlıktır. Bu arayış kaybolduğunda modern insanın bütün imkânları onu kurtarmaya yetmez.

Bilgi şöleninde en çok dikkatimi çeken kavramlardan biri de “ölçü” oldu. Sadettin Ökten Hocamızın düşünce dünyasında ölçü, yalnızca niceliksel bir ayar değildir. Ölçü, varlıkla doğru ilişki kurmanın adıdır. Haddini bilmenin adıdır. Nispeti kavramanın adıdır. İktifayı öğrenmenin adıdır.

Modern çağın en büyük hastalıklarından biri ölçüsüzlüktür. Hızda ölçüsüzlük. Tüketimde ölçüsüzlük. İnşaatta ölçüsüzlük. Arzuda ölçüsüzlük. Konuşmada ölçüsüzlük. Güç kullanımında ölçüsüzlük. Bilgi üretiminde bile ölçüsüzlük. Oysa kadim medeniyetimiz bize her şeyden önce ölçüyü öğretmiştir. İtidal, bizim medeniyetimizin anahtar kavramlarından biridir. Ne ifrat ne tefrit. Ne dünyadan kaçış ne dünyaya esaret. Ne geçmişe mahkûmiyet ne geleceğe teslimiyet. Ne kuru gelenekçilik ne köksüz modernlik.

whatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.11-(2).jpegwhatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.10-(2).jpeg

Sadettin Ökten Hocamızın teklif ettiği şey de budur: Köklerden kopmadan çağda yaşamak. Çağı tanımak, fakat çağın esiri olmamak. Tekniği kullanmak, fakat tekniğe teslim olmamak. Şehri kurmak, fakat insanı yitirmemek. Bilgiyi çoğaltmak, fakat hikmeti unutmamak.

İçişleri Bakan Yardımcımızın konuşmasında da özellikle vurgulanan edep kavramı, bu programın en derin anlam katmanlarından biriydi. Sadettin Ökten Hocamızın şehir tasavvurunda edebi kurucu ilkelerden biri olarak görmesi, bizim medeniyetimizin özünü anlamak bakımından son derece mühimdir.

Edep yalnızca görgü kuralı değildir. Edep, insanın varlık karşısındaki yerini bilmesidir. Kendi haddini bilmesidir. Başkasının hakkını gözetmesidir. Sözü ölçülü söylemesidir. Mekâna saygı duymasıdır. Zamana riayet etmesidir. İnsana incelikle yaklaşmasıdır. Tabiata emanet nazarıyla bakmasıdır. Edebin olmadığı yerde şehir kabalaşır. Edebin olmadığı yerde bilgi kibir üretir. Edebin olmadığı yerde güç zulme dönüşür. Edebin olmadığı yerde estetik gösteriye dönüşür. Edebin olmadığı yerde medeniyet kabuktan ibaret kalır.

Bu sebeple edep, medeniyetin görünmeyen mimarisidir. Nasıl ki bir binanın ayakta kalması için görünmeyen taşıyıcı sistemlere ihtiyaç varsa, bir medeniyetin ayakta kalması için de edepe ihtiyaç vardır.

Sadettin Ökten Hocamızın deprem meselesine dair dile getirdiği, “Deprem yalnızca mühendislik değil, medeniyet meselesidir” şeklinde özetlenebilecek yaklaşımı, bugün Türkiye’nin en çok üzerinde düşünmesi gereken hususlardan biridir. Deprem elbette mühendislik meselesidir. Zemin etüdü, malzeme kalitesi, statik hesap, yönetmelik, denetim ve teknik yeterlilik hayati önemdedir. Fakat deprem yalnızca bunlardan ibaret değildir. Deprem aynı zamanda ahlak meselesidir. Vicdan meselesidir. Emanet meselesidir. Kamu sorumluluğu meselesidir. Şehir tasavvuru meselesidir.

Bir bina yıkıldığında yalnızca beton yıkılmaz. Bazen ahlak yıkılır. Bazen denetim yıkılır. Bazen sorumluluk yıkılır. Bazen insan hayatına verilen değer yıkılır. Bu yüzden kentsel dönüşüm yalnızca eski binaları yenilemek değildir. Asıl dönüşüm zihniyette başlamalıdır. Şehirlerimizi yeniden düşünürken yalnızca kat yüksekliğini, yoğunluğu, ulaşımı ve finansmanı değil; mahalleyi, komşuluğu, aileyi, çocukları, yaşlıları, estetiği, mahremiyeti, aidiyeti ve huzuru da hesaba katmalıyız. Medeniyet, insanı merkeze almayan hiçbir şehir tasavvurunu kabul etmez.

Ağrı denildiğinde Ağrı Dağı kadar İshak Paşa Sarayı da akla gelir. Doğubayazıt’ta, dağın ve ufkun ortasında yükselen bu eser, yalnızca tarihî bir yapı değildir. O, taşın dile geldiği, mekânın anlam kazandığı, mimarinin coğrafyayla konuştuğu bir medeniyet cümlesidir. İshak Paşa Sarayı, insana mimarinin yalnızca barınma ihtiyacının sonucu olmadığını anlatır. Mimari aynı zamanda insanın varlıkla kurduğu ilişkinin estetik ifadesidir. Bir medeniyet kendisini bazen kitaplarda, bazen musikide, bazen hat sanatında, bazen şehirlerde, bazen de taşlara sinmiş sessiz bir ihtişamda gösterir.

Orada insan şu soruyu sormadan edemez: Biz bugün nasıl yapılar inşa ediyoruz? Sadece binalar mı yapıyoruz, yoksa anlam taşıyan mekânlar mı kuruyoruz? Sadece konut mu üretiyoruz, yoksa yuva mı inşa ediyoruz? Sadece şehir mi büyütüyoruz, yoksa medeniyet mi kuruyoruz? Sadettin Ökten Hocamızın bütün şehir düşüncesi, bu soruların etrafında derinleşir.

Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi’ndeki temaslarımız da üniversitenin şehir hayatındaki yerini yeniden düşünmemize vesile oldu. Üniversite, bulunduğu şehre yalnızca öğrenci hareketliliği, ekonomik canlılık veya akademik yayın katkısı sunmaz. Asıl katkısı, şehrin düşünme kapasitesini artırmasıdır. Bir şehirde üniversite varsa, orada sorular derinleşmelidir. Kültürel hayat zenginleşmelidir. Gençlerin ufku genişlemelidir. Yerel hafıza akademik dikkatle buluşmalıdır.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi olarak bizler de sosyal bilimlerin bu kurucu rolüne inanıyoruz. Sosyal bilimler; insanı, toplumu, kültürü, tarihi, hukuku, ahlakı, dini, dili, şehirleri ve kurumları anlamanın anahtarıdır. Teknik gelişme ne kadar önemliyse, insanı anlama çabası da en az o kadar önemlidir. Çünkü insanı ihmal eden hiçbir kalkınma modeli kalıcı olamaz.

Türkiye Yazarlar Birliği’nin bu programdaki varlığı, bana bir kez daha kültür kurumlarının medeniyet hayatındaki önemini düşündürdü. Devlet kurumları, üniversiteler, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları bir araya geldiğinde ortaya bereketli bir zemin çıkmaktadır. TYB, kurulduğu günden bu yana sadece yazarları bir araya getiren bir teşkilat olmadı. TYB, Türkiye’nin düşünce hafızasını, edebiyat birikimini, kültür damarını, medeniyet iddiasını ve yaşayan değerlerine vefa duygusunu taşıyan önemli bir kurum oldu.

whatsapp-image-2026-06-13-at-17.08.10-(1).jpeg

Sadettin Ökten Hocamız adına Ağrı’da düzenlenen bu bilgi şöleni, TYB’nin bu misyonunun güzel bir tezahürüdür. Çünkü milletler yalnızca vefat etmiş büyüklerini anarak değil, yaşayan büyüklerine de hak ettikleri değeri vererek kültürel olgunluklarını gösterirler. Yaşayan bir bilgeye vefa göstermek, aynı zamanda gelecek kuşaklara istikamet göstermek demektir.

Program sona erdiğinde salondan yalnızca akademik notlarla ayrılmadık. İçimizde daha derin bir duygu vardı. Sanki Ağrı Dağı’nın gölgesinde, Sadettin Ökten Hocamızın huzurunda şehir ve medeniyet üzerine konuşurken kendi iç dünyamızın da kapılarını aralamıştık. Bazı toplantılar biter, takvimde kalır. Bazı toplantılar biter, haberde kalır. Bazı toplantılar biter, dosyalarda kalır. Fakat bazı toplantılar vardır ki insanın içinde devam eder. Bu bilgi şöleni, benim için içeride devam eden toplantılardan biri oldu.

Çünkü orada konuşulan meseleler geçici gündemlerin ötesindeydi. İnsan meselesi konuşuldu. Şehir meselesi konuşuldu. Medeniyet meselesi konuşuldu. Edep konuşuldu. Ölçü konuşuldu. Hikmet konuşuldu. Modern insanın yalnızlığı konuşuldu. Geleneğin geleceğe nasıl taşınacağı konuşuldu. Bütün bunlar, bir milletin yalnızca bugünü değil, yarını için de hayati meselelerdir.

Ağrı’dan dönerken zihnimde en çok şu cümle kaldı: Modern çağda en büyük mesele, insan kalabilme meselesidir.

Teknoloji gelişebilir. Şehirler büyüyebilir. Kurumlar çoğalabilir. Bilgi artabilir. Ekonomi güçlenebilir. Fakat insan kalamazsak bütün bunlar eksik kalır. İnsan kalmak, edebi korumaktır. Ölçüyü kaybetmemektir. Hikmeti aramaktır. Güzelliği fark etmektir. Emanete riayet etmektir. Şehirleri ruhsuzlaştırmamaktır. Geçmişin hafızasını geleceğin umuduyla buluşturmaktır.

Sadettin Ökten Hocamız bize bunu hatırlatıyor. Ağrı’da yapılan bilgi şöleni de bu hatırlatmanın güçlü, zarif ve bereketli bir ifadesi oldu. Ağrı Dağı’nın gölgesinde, yaşayan bir bilgenin huzurunda, dostların, akademisyenlerin, devlet adamlarının, üniversite mensuplarının, yazarların ve gençlerin bir araya geldiği bu program, hafızamda yalnızca bir etkinlik olarak değil; bir medeniyet duası olarak yerini aldı.

Rabbim bizleri hikmetten, edepten, ölçüden, güzellikten, vicdandan ve insan kalabilme hassasiyetinden ayırmasın.

*ASBÜ Rektörü / TYB Şeref Başkanı

 

Bu haber toplam 895 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim