• İstanbul 23 °C
  • Ankara 25 °C

Ahmet Doğan İlbey: Kemalizm ve magazinden arındırılmış Kültür Bakanlığı rüyası

Ahmet Doğan İlbey: Kemalizm ve magazinden arındırılmış Kültür Bakanlığı rüyası
-Filmleriyle Kürtçülüğü, komünizmi, devlete başkaldırmayı, suç işlemeyi telkin eden ve bir Türk hâkimini gösteriş olsun diye öldüren alkolik bir sinema oyuncusunu ölüm yıldönümünde, “Sinemamızın ‘Çirkin Kral’ lakaplı oyucusu…

Yılmaz Güney’i saygıyla anıyoruz” diyen Kültür ve Turizm Bakanlığını ve bu pespâye anma yazısını yazanları tekzip ve ikaz etmeyen iktidarın yetkililerini bin yıllık millî şuurumla kınıyorum-

Kemalizm’den, Batılılaşmadan, sekülerlikten, liberal çok kültürlülükten, magazinden ve Yeşilçam’dan kurtarılmış millî kültür bakanlığının rüyasını görüyorum. Bu rüya elbet bir gün gerçekleşecek. Ah, bir Kültür Bakanlığımız olsaydı! Millî kültürüne susamış millet çocukları bayram ederdi! Doksan beş yıldır aslî mânasıyla millî bir kültür bakanlığımız olmadı.

Millî Kültür Bakanlığımız ne zaman doğacak?

Bin yıldır bünyesindeki herkese kültürler üstü üst kimlik olan, Müslümanla ve İslâm medeniyetiyle aynı mânaya gelen Türklerin devleti Türkiye’de Kültür Bakanlığının millî olmasını, yalnızca Müslüman Türk milletinin kültürel değerlerini yaşatmasını istemek bağnazlık olmasa gerek. Kültür yabancılaşması ve yozlaşmasına karşı yüksek sesle “Millî Kültür Bakanlığımız ne zaman doğacak?” sayhasını atmanın vakti geldi ve geçiyor. Doksan beş yıllık Kemalist seküler kültür zulmüne “hayır!” demek Türk milletinin hakkıdır.

Kültür Bakanlığının cemaziyelevveli

Kültür Bakanlığının cemaziyelevveli temiz değil. Türkiye 1923’den bugüne kültür ve medeniyetiyle bu milleti temsil edecek bir kültür bakanlığına sahip olamayışından dolayı bahtsız bir ülkedir. Dünden bugüne Kültür Bakanlığının icraatlarına bakıldığında Müslüman Türk kültür ve medeniyetini tastamam temsil ettiği görülmemiştir. Büyük nisbette resmî ideoloji Kemalist Cumhuriyetin seküler kültür politikasını sürdürüldü. Atatürkçülük adı altında İslâm mâziden koparılmış sözde edebî eserler neşri millî eserlerimizden katbekat fazladır. En çok da eski Yunan efsaneleri ve tarihi kitaplaştırıldı ve Yunan filozoflarının kitapları tercüme ettirilerek mekteplerimize sokuldu. Kemalist Tek Parti Dönemi’nde kültür adına içinde İslâmî değerler ve semboller geçmeyen hikâye ve romanlar yazılması teşvik edildi. Önceki dönemlerde yazılan ve içinde İslâmî değerler olan hikâye ve romanlar sansürlendi.

Kemalizm’in rahminde doğan Kültür Bakanlığı

Kültür işleri 1930’dan sonra M. Kemal “önderliğinde” Kemalist Cumhuriyeti “çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırabilmek” ve sözde Türk kültürünü yükseltip zenginleştirmek adına lâdinî ve pozitivist inkılâpları yayma ve benimsetme politikası olarak hız kazanır, hem de zorbalıkla... 1935’de Maarif Vekâleti’nin adı Kültür Bakanlığı olarak değişir. 1965’de Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Kültür Müsteşarlığı kurulur ve nisbeten kültürle ilgili şubeler çoğaltılır. 1971’de kültür işleri Bakanlık seviyesinde temsil edilir fakat millî kültürümüzü ihya edici bir Kültür Bakanlığının temayüz ettiğini söyleyemeyiz. 1976’da önce Turizm sonra Millî Eğitimle birleştirilen Kültür Bakanlığı bahtsız ve üvey bir müessese olarak varlığını sürdürür. 1983’de müstakil bir bakanlığa dönüştürülür. 1983’ün sonunda tekrar Turizm Bakanlığıyla ile birleştirilir.1989’dan günümüze kadar kâh Kültür, kâh Kültür ve Turizm Bakanlığı adıyla yazboz tahtası olarak devam eder.

Kültür işleri M. Kemal’in uhdesindeydi

Kültür Bakanlığının vazifesi ilk kez 1920’de Maarif Vekâletine bağlı “Türk Asar-ı Atîkası Müdürlüğü” tarafından icra edilmiş. Meşrutiyet Dönemi ve öncesinde bu adla bir vekâlet yok. “Kültür” kelimesinin o yıllarda zaten namı yok. Kültüre dair faaliyetler Maarif Vekâleti bünyesindeki şubelerce yapılmaktadır. Kültür İşleri 1922’de Ziya Gökalp’in fikirlerinden hareketle “Hars Müdürlüğü” ne dönüştürülür. 1923’den 1938’e kadar Kültür işleri Reis-i cumhur, yâni tek şef M. Kemal’in uhdesindedir. Halkevleri, Halk terbiyesi, Köycülük, Köy eğitmenleri, Tarih ve Dil Kurumu, Cumhurbaşkanlığı Filarmoni Orkestrası, Mûsiki, Güzel Sanatlar, Opera ve Bale, Tiyatro, Basın yayın gibi sözde kültürle ilgili şubeler doğrudan doğruya M. Kemal’in yetki sahasında olup bizzat yönettiği bu faaliyetler Kemalist Cumhuriyetin modernleştirici lâdinî seküler kültür politikasıdır. Bu ideolojik merkezden Müslüman Türk kültür ve medeniyetini ihya edecek, yeni zamanlara taşıyacak kültür bakanlığı çıkmayacağını anlatmaya gerek olmadığını düşünüyorum.

Kültür Bakanlığının anatomisini M. Kemal oluşturdu

Millet değerlerinin geniş bir kısmını bünyesine almadan kurulan Kemalist Cumhuriyet devletinde “Kültür” deyince M. Kemal akla gelir. Çünkü kültür bakanlığının ilkelerini, kültürün târifini, unsurlarını ve hedeflerini belirleyen kayıtsız şartsız ve tercihsiz odur. Kemalistlere göre, M. Kemal kimliğinin Devlet Başkanı olmasının yanı sıra, kültür adamı kimliği ile de tanınması gerekti. Onun giyim, yemek, müzik zevkinin, estetik ve sanat anlayışının, dil ve tarih görüşünün tanıtılması aynı zamanda devletin ve milletin kültür politikası olarak hayata geçirilmesi demekti. Kültür politikasının “yaratıcısı olan” M. Kemal’in üstlendiği bu rol, ona sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada sosyal ve kültürel inkılâp hareketinin önderi gözüyle bakılmasına sebep olmuştur. M. Kemal sadece iyi bir asker ve devlet adamı değil, aynı zamanda bir kültür adamıdır. (Atatürk’ün Sosyal ve Kültürel Politikaları, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu yayınları)

Oryantalist, seküler ve pozitivist uydurma millî kültür

Kültür işlerini millet değerlerine muhalif kültürel inkılâpları tek başına üstlenen M. Kemal kültür meselesinde o kadar şedit ve kararlıdır ki “Türkiye Cumhuriyeti’ni temeli kültürdür” diyor. Acaba hangi kültür? Osmanlı İslâm asırlarını reddeden bir kültür olduğu kesin. M. Kemal’in “Türkiye’nin temeli kültürdür” derken kastettiği Avrupa’dan ithal edilen seküler ve pozitivist  “ulus” kültürüdür. Bu kültürün millî olmadığını, oryantalist, seküler ve pozitivist bir çerçeveye oturtulmuş uydurma bir millîlik olduğuna dikkat edilmez. M. Kemal’in “Türk inkılâbı başlı başına bir kültürel değişim ve inkılâp modeli olarak tarihe geçtiği…”  sözleri Müslüman Türk kültürünün kanlı ve zorba bir devrim yoluyla ayıklanmaya, mutasyona, yâni değişmeye tâbi tutulduğu mânasına gelir.

 

Türkiye’de resmî ideoloji olarak dayatılan kültür aslî mânasıyla millî değil, Batı kültür şemasını Türk kültürü unsurlarına uyarlayarak menşeinden koparılıp, millet değerlerinden çok farklı zemine çekilerek başkalaştırılmış bir kültürdür. Cumhuriyet tarihini doğru kaynaklardan okuyanların bildiği bir hâdisedir; dünyanın hiçbir ülkesinde görülmemiş zorba bir kültür kıyımı ve devrimi 1930’larda Türkiye’de Kemalist şefler tarafından yapıldı. Bir kaynak adı verelim: Türkiye Cumhuriyet Tarihini Giriş, D. Mehmet Doğan, Yazar Yayınları.

“Topyekûn kültür seferberliği” Müslüman kültürünü tasfiye seferberliğiydi

M. Kemal’in “Topyekûn bir kültür seferberliği” yaptığı doğru. “Topyekûn kültür seferberliği” bu ülkenin bin yıllık kültürünü tasfiye seferberliğiydi. Bin yıllık harfler, yazı dili değiştirilerek milletin hâfızası silindi. Türkü ve klasik mûsikîsi ve Osmanlı İslâm asırları Türk irfânına dair yayınlar yasaklandı. Kemalist Cumhuriyetin “Kültür seferberliği” Moğolların Anadolu’daki maddî yıkımından daha fazla zarar vermiştir milletin millî hâfızasına. Kemalistler M. Kemal “Türk kültürüne önem vermiştir, gün yüzüne çıkarmıştır” diyorlar. Sözde “önem” verdikleri “Türk kültürü”  bin yıllık İslâmlaşmış Türk kültürü olmadığı kesin. Türklükle İslâm’la hiçbir bağı olmayan Hitit, Frigya, Lidya, Sümer gibi pagan kültürlerdir. Elifbası, medresesi, tarih şuuru ve menkıbeleriyle yasak edilen Türk kültürüyle Kemalizm’in “Türk kültürü”  birbirinin antitezidir, benzerliği yoktur.

M. Kemal’in sınırlarını çizdiği, ilkelerini koyduğu ve resmileştirdiği kültür politikası bugün hâlen devam ediyor. Müslüman Türk milletinin kültür değerlerine hitap etmeyen seküler ve kozmopolit kültür politikasını değiştirmeye muhafazakâr iktidarın da gücü yetmedi. Batılılaşmanın Kemalizm’e, yâni Atatürkçülüğe bürünmüş şekli olan sözde Kültür Bakanlığı yabancı bir kültür ajansı gibi varlığını sürdürüyor.   

Kültür Bakanı millî kültürden imtihan edilmeli

Milletçe çektiğimiz kültür buhranımızın verdiği sancıyla rüyasını gördüğümüz, hayâlini kurduğumuz Kültür Bakanlığına atanacak şahsın vasıflarını tesbit edecek ilim ve irfan heyetinin oluşturulması elzemdir. Kültür Bakanı olacak şahıs seçilirken Türk İslâm kültüründen imtihana tâbi tutulmalı. Evvel emirde Kur’ân elifbasını ve Osmanlı Türkçesini asgari olarak bilmeli ve Doğu Türkistan’dan Semerkand’a, Anadolu’dan Balkanlara uzanan Türk tarihini anlatan yüz kitabın adını ve müellifini bir çırpıda saymalıdır. Asırlar öncesinden günümüze kadar Türk edebiyatında sembol olmuş yüz müellifi ve birer eserini kısa künyesiyle anlatabilmeli. Türkçeyi Ahmet Cevdet Paşa, Yahya Kemâl, Ahmet Hâşim, Üstad Necip Fâzıl, Cemil Meriç, Büyük Türkçe Sözlük yazarı D. Mehmet Doğan ve “Evin Mahremi Olmak-Beyit Şerhleri” eserinin müellifi Ali Yurtgezen hoca ayarında konuşup yazabilmelidir.  

Şairlerin büyük atası Fuzûlî’nin hâl tercümesini bilmeli ve Su Kasîdesi’nden en az dört beyit okumalı ve mezarının nerede olduğunu anlatmalıdır. Ahmet Kabaklı’nın hâtıralarında anlatıldığı üzere 1971 yılında Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı olan zat Bağdat’ta iken “Hilleli Mehmed Efendi’nin mezarını ziyaret etmek ister misiniz?” diye sorulunca “O kim?” diye sormuş. Bu sebeptendir ki Türkiye’de Kültür Bakanı olacak kişi mutlaka ehil bir heyet tarafından imtihan edilmeli.

İmtihan sorularına devam edelim. Başucunda daima birkaç Türkçe Sözlük bulundurması şart. Dîvânu Lugâti't-Türk’ün muhtevasını, müellifini ve bu eserin İstanbul’da kim tarafından bulunup korumaya alındığını bilmeli ve Mimar Sinan’ın eserlerini tek tek saymalıdır. Bilemezse şayet Bakanlık kararnâmesi imzalanmamalı. İmtihan bu kadar kolay değil, dahası var. Yunus Emre’den en az beş şiiri ezbere okuyamasa da adını zikretmelidir. Mevlâna’nın üç eserini adları ve muhtevasını kısaca anlatmalıdır. Kısas-ı Enbiyâ ve Tevârih-i Hulefâ, Mevlid Şerhi (Gülzâr-ı Aşk) ve en az iki ayrı siyer-i nebi ve İslâm tarihi eserlerini, İsmail Hakkı Bursevî’nin şerh ettiği Yazıcıoğlu Mehmed’in manzum eseri “Muhammediye” yi ve Yazıcıoğlu Ahmed Bican Efendi’nin”Ahmediye” ve “Envârü’l-Âşıkin” adlı eserlerini mutlaka okumuş olmalıdır. Yoksa dil ve irfan zevki eksik kalır, dolayısıyla kültür bakanlığını şevk ve cezbe ile yapamaz. Millet hâfızasında yaygınlık kazanmış olsa da kültür kelimesinin Avrupa dillerinden geçtiğinin, aslının irfan ve maarif olduğunun şuurunda olmalıdır.

Hülâsa, bu mesele içimizde dinmeyen bir yara… Yıllanmış hasretimizi bir daha haykıralım. Ah, bir Kültür Bakanlığımız olsaydı! Millî kültürüne susamış millet çocukları bayram ederdi! Doksan beş yıldır aslî mânasıyla millî bir kültür bakanlığımız olmadı hiç.(ilbeyali@hotmail.com)

Bu haber toplam 63 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim