Çok sevdiğimiz birisinin beldesine doğru yolculuk yaparken, oraya ne kadar yaklaştığımızı gösteren levhaları gördükçe heyecanımız artar ya… İşte gelmek üzereyim, sevdiğim insana kavuşmaya az kaldı… Recep ve Şâban ayları işte bu levhalardır. Bizi büyük sevgiliye kavuşturacak yolculukta hedefe yaklaştığımızı, çok yaklaştığımızı hatırlatan levhalar. “Yâ Rabbi, bize Recep ve Şaban’ı mübârek eyle ve bizi Ramazan’a ulaştır.”
Ve bir Ramazan’a daha ulaştık. Ramazan, merhum Sezai Karakoç’un “Oruç hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde gaybın üfleyişi gibi taşıyarak geldi.” dediği gibi geldi.
Müslümanlar, “Allah’ım, senenin on bir ayında dünyânın hay huyundan yorulduk, bize bedenen dinlenebileceğimiz, rûhen huzur bulabileceğimiz, kardeşlik ve yardımlaşmamızı artıracak, kirlerimizden arındıracak, kulluğumuzu daha derinden hissettirecek ve yaşatacak bir ay ver” deselerdi o ay ancak Ramazan olabilirdi. Ramazan, bütün güzelliklerin toplandığı ve bütün kötülük ve çirkinliklerin dışarı atıldığı bir ay. Ramazan’daki temizliğin ve yenilenmenin temeli oruç… Allah, tam da ihtiyâcımıza uygun olarak böyle bir ayı ve ona mânâsını veren “oruç”u ikrâm ediyor: “(O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur’an’ın kendisinde indirildiği Ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa, onu oruçla geçirsin.” (Bakara, 185). Şükürler olsun.
Devamı: https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ahmet-talib-celen/ramazanla-kendimize-gelmek-51773.html?page=2































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.