Ben de aynı fikirdeyim, kim ne derse desin teknolojiyle ayağı yerden kalkan insan, eninde sonunda toprağa basar. Hem de iki anlamda; somut olarak da mecazen de!.. Teknolojiyi mi reddediyorum? Hayır! Eninde sonunda ayağımız yere basar diyorum. O kadar!..
Bu hafta Yevgeni Zamyatin’in “Biz”ini okudum. Müthiş bir distopya. George Orwell’ın “1984”üne kapıyı aralayan roman. Dünya olmuş bir büyük fanus, bir mekanik âlem. Her şey bir düzen içinde: Tek Devlet!.. İnsanlar tek tip, rakamlardan oluşan birer makine, her şeyleri ayarlanmış, cinsel hayatları bile! Hiçbir farklılığa izin yok. Komutla yatan, komutla kalkan, boş zamanları dahi önceden belirlenmiş bir yığın. Bu arada belirteyim, aynı probleme Max Frisch “Homo Faber” adlı romanında da değiniyordu. O da hayatı tümüyle hesaplayan, dakikaları dahi ayarlayacağını, birtakım formüllerle kontrol edebileceğini iddia eden ‘mekanik insan’a yönelik bir eleştiriydi. Ama sonra? Makinenin hesaplayamayacağı bir şeyler daima olacaktır. Olur ve roman kahramanı Walter Faber’ın ayağı sonunda toprağa basar. Rastlantı diyoruz ya -aslında kaderdir- tüm hesapları bozar çünkü.
Devamı: https://www.karar.com/yazarlar/alaattin-karaca/zamyatinin-bizi-homo-faberin-cikmazi-1592837































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.