Toprak kurak, su buhar oldu. Gökyüzü küs, bulutlar firarda. Yıldızlar ölü, güneş yorgun. Ağıt yaksak dilimiz suskun, sesimiz kısık. Ağlanacak sevgili bulmak zor. Kendinden kaça kaça uzaklaşıyor insan. Dönüp dolanıp yine kendine varıyor.
Kapılar açık, buyur eden yok. Kendi kendine ev sahipliği yapmakta insan. Zaman harcanıyor. Tedavülden kalktı vefa. Sadakate mevlit okunuyor. Camilerden yükselen ses gökte kayboluyor, gönüllere ulaşmıyor. Bir hazin türkü çalsa etkisiz kalıyor. Hızlanıyor, baş döndürüyor zaman. Akıl tutulması arttı. Güneş ve ay tutulması kitaplarda kaldı. Yüzümüzden bir parça bile düşmüyor, düşe düşe kalmadı bir şey.
Bir şiir okumalı. Bir roman. Bir hikâyenin kurgusuna konu olsak. Bir masalın sonunda gökten düşen elmanın yarısı bari nasibimizde olsa. Masalda yalan bile güzel. Yalan da olsa masallarda kaldı mutluluk. Ömür ve ölüm, iki kardeş ve iki kardeşin anlaşamadığı miras oldu dünya. Ve dünyalık davalarda harcanan sevgi. Şiir okusak biz yine de.
Zor be yaşamak! Hayır, ölmek daha zor, dedi. Katıldım bu huzursuz eden fikre. Şiir mi, hikâye mi? Hayır, şiiri yaşamak, dedi. Nasıl yaşanır, nasıl ölünür? Şiirle yaşlanmak, şiiri yaşatmak nedir? Gönül ile mi, göz ile midir yaşamak. Akıl ile yürüdü, gözünün gördüğüne kandı. Gönül ile yürüdü kayboldu. Kaybolmalı, aramalı. “Seyahat eden sıhhat bulur.” derler. Şimdi içimize yolculuk zamanı.
Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/siiri-yasamak-9104/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.