• İstanbul 10 °C
  • Ankara 3 °C
  • İzmir 7 °C
  • Konya 1 °C
  • Sakarya 10 °C
  • Şanlıurfa 9 °C
  • Trabzon 10 °C
  • Gaziantep 6 °C
  • Bolu 6 °C
  • Bursa 7 °C

Ali Osman Eğilmez: “Bağyan lider”den bir iktidarsızlık vukuatı daha!

Ali Osman Eğilmez: “Bağyan lider”den bir iktidarsızlık vukuatı daha!
Son yıllarda siyaset meydanında en keskin meydan okumaların bir “bağyan”dan gelmesi neye yorulmalı?

Geçen senenin ramazanında Cumhurbaşkanına yakışıksız ifadelerle saldıran “bağyan” bu ramazanda da boş durmadı. Okumadığı, kapağını dahi açmadığı bir kitabı, hem de şu mübarek günlerde, okullarda ders kitabı olarak okutacağını ilân etti!.

Diyeceksiniz ki, bu bağyan siyaset öncesi “inkılâp tarihçisi” idi, bu kitabı nasıl bilmez? Bir insan câhil olabilir, fakat inkılâp tarihçisi katmerli câhildir. Çünkü kendi dönemi ile ilgili gerçek bilgileri merak bile etmez. Bu zinciri kırmış inkılâp tarihçeleri yok mudur? Vardır, fakat onlar da ilkokuldan beri ezber edilmiş olan “inkılâp tarihi”nin dışına çıkmayı maslahata uygun bulmazlar.

İşte bu bağyan “Medenî bilgiler”in nasıl gayrı medenî bir kitap olduğunu bilse idi, daha ötesi, din ve İslâmiyet aleyhdarı muhtevasından haberdar olsaydı, böyle bir gaf yapar mıydı?

Hele de kitabı 1970’lerde yayınlayan Tarih Kurumu’nun sansürlemek zorunda kaldığını bildiği halde…

Bilahire Türkiye’yi terk etmek zorunda kalan Can Dündar’ın bu sansürün farkına vardıktan sonra, Nasıl oluyor da din konusundaki görüşleri bu kadar net (yani din karşıtı) olan bir lider hâlâ yanlış yorumlanıyor” diye feryad ettiğini hatırlasa idi?  (bakınız: https://www.milliyet.com.tr/yazarlar/can-dundar/ataturkun-sansurlenen-gorusleri-176255)

“Evet yapardım!” diyorsa, alkışlardık; çünkü yanlış da olsa inancında samimi olmak dahi bir karakter ifadesidir!

Geçen seneki vukuatı üzerine, onun psikolojisini tahlil eden bir yazı kaleme almıştık: “Kadın lider” ve recûliyet meselesi yahud zenne mert rolü oynamaya kalkarsa!

 

İşte o yazıdan bölümler:

İktidar ricâl işidir!

Bir zamanlar “kaht-ı ricâl” denirdi. Yani idareci kıtlığı, devlet adamı kıtlığı. Hatta adam kıtlığı! Rical, “recül”ün cem’idir, yani çokluk şekli. Recül ise yetişkin erkek demektir. Rical böylece yetişkin erkekler anlamı yanında, mecazen idareciler, devlet idarecileri demektir.

“Rical”le “iktidar” arasında doğrudan bir ilişki vardır. Erkek biyolojik olarak iktidar sahibidir, yoksa recül olmaktan çıkar. Recül olmayan erkekler iktidarsızdır, yani erkeklikten yoksundur.

İdareci kıtlığı öyle bir noktaya gelmiş olmalı ki, bir “kadın lider” zuhur etti; hem de en erkeksi bilinen partiden! (Meğer ki o partiye bu sebeple yakışmıyormuş.)

Manzara şu: Bu kadın habire reculiyetini (Türkçesi: Erkekliğini) isbata çalışıyor! İsbat sadedinde öyle şeyler yapıyor ki, kadına asla yakışmaz, erkeğe ise züldür!

Hafif tertip tavırlarını, sözlerini kadınlığına verip, üzerinde durmayabilirsiniz. Fakat her şartta “ben varım, ben buradayım, iktidar sahibiyim” diye ter ter tepiniyor. Sade haykırmıyor, bunu göstermek için her türlü şaklabanlığı yapıyor.

Mert rolüne çıkan zenne!

Tiyatrolar salgından ötürü doğru dürüst çalışmıyor. Tiyatroya gidemeyen milletin ihtiyacını karşılamak için Meclis’in bir salonunun seçilmesine ne demeli? Böyle hafif komediler için başka sahne mi yok?

Tiyatro sahnesinde birçok “erkek” zenne rolü oynamıştır. Şimdi bir zenne, mert rolü oynuyor. (Zenne farsça kadın demek, mert ise erkek).

Bizim eski usûl tiyatromuz, orta oyunumuz devam etse ve rahmetli komik-i şehr İsmail Dümbüllü hayatta olsa idi, ne yapar eder onu erkek kılığına sokar, münasip bir rol verirdi. Muhtemelen Matiz veya Tuzsuz Deli Bekir olurdu. Onun oynadığı orta oyunu da tadından yenmez idi!

Böylece kadıncağız tatmine ulaşırdı.

Siyaset sahnesini tuluat sahnesine çevirmekten maksat nedir?

Gerçekten Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olmak mı?

Daha önce oldu da ne oldu?

Daha önce ona kadın kontenjanından “bakanlık rolü” de verildi. O zaman bir general ona hakaretamiz sözler söyleyince, hassasiyet göstermiştik. Demek ki o general bundaki “cevher”i sezmiş!

Siyaset sahnesinde fail olmak her babayiğitin harcı değil, meful olmaksa bu “ana yiğit”in esas rolüdür!

Bu haber toplam 605 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim