• İstanbul 14 °C
  • Ankara 11 °C

Alla Büük; Gagauz Yeri’nin En Paalı Literatoru

Alla Büük; Gagauz Yeri’nin En Paalı Literatoru
Portre / Fahri Tuna

Alla şairdir. Alla hikâyecidir. Alla masal yazarıdır. Alla gazetecidir. 2013’te Gagauz Genç Yazıcılar Birliği’nin kurmuştur, halen de birliğin başkanlığını sürdürmektedir.

Hayatımda bir koltukta bu kadar çok edebî (literatura) türü birlikte yaşayan/yaşatan çok az yazara rastladım. Bunlardan biri de bizim Alla Büük’tür.

Güllü Karanfil’in armağanıdır bana Alla Büük. Sadece Alla mı? Elena Mokanu da, Victor Kapuşçulu da. Hatta Aleksandıra Tulba da. Teşekkürler Güllü Hanım; dünyama güzel kalpli şair yazar halk bilimciler armağan ettiğin için.

Alla ile ilk 2013 Ağustosunda Edirne’de tanıştık. Müellifi, isim babası ve uygulayıcısı olduğum Akademi Rumeli’nin ilkinde sekiz Balkan ülkesinde, Türkçe yazan, 144 genç şair yazar adayını on gün süreyle altı farklı atölyede, Türkiye’nin otuz değerli şair yazar yönetmen oyuncu senarist ve müzisyeniyle bir araya getirmiştik. Allah’ı var, dönemin Edirne Valisi dostum Hasan Duruer, Estergon Kalesi gibi arkamızda durmuş, her gün en az bir kez atölyeleri bizzat ziyaret etmiş, gençlerle beraber yemek yemiş, bütün Balkanlar’ı fetheden Edirne’nin hâlâ manevi olarak Beylerbeyi merkezi olduğunu gençlere bihakkın hissettirmişti.

Diğer yedi ülkeden olduğu gibi biz Türkler için gidilmez görülmez bilinmez sadece işitilir olan, Kaf Dağı’nın ardındaki ülke Gagauz Yeri’nden de on beş genç getirmiştik Edirne’ye, Güllü Karanfil aracılığıyla. İşte o günlerde tanıştık Alla kardeşimle. Buyurun o güzel Türkçesiyle kendisi anlatsın tanışmamızı: 2013 yıl. Yaz. Kısmetimizä Edirne Valinin Akademi Rumeli proyektinä katıldık. Bän, genç peetçi (şair) olarak, literatura (edebiyat) grupasına katıldım. Biyaz tenni bıyıklı bir adam odaya girdi, hepsimizä seläm verdi.                                                                                                                                           - Adım Fahri Tuna. Yalpak sesinnän dedi biyaz saçlı adam, da oturdu masanın öbür tarafına.                                                                     Saatlarlan o bizä annattı Türk literaturası için, onun özellii için hem da kendi yaratmaları için. Tanışarkana, bän kendi adımı hem Gagauz Eri’ndän gelmemi ona söledim. Lafedä-lafedä, benim laflarım Fahri Tuna’yı pek meraklandırdılar. O gündän sora bizim laf etmemiz dostlaa döndü.

Aynıyla vaki, bilfiil, tanışmamız böyle olmuştu. O günden sonra Alla Büük ile ben kardeş olmuştuk. Kocası Andre’ye de bir sıfat bulmuştum: Damat Paşa. Allah büyüktü; iki çocuğu evli olduğu halde henüz dede olmamış olan bana, Alla Büük üzerinden iki de torun bağışlamıştı işte: Sapsarı saçlı masmavi gözlü şirinler şirini Liza (Elizabeth) ve yarınların yiğit delikanlısı Demir.

Biliyorsunuz, bizim Balkanlılar h harfini kullanmazlar. Tabiatıyla Gagauzlar da öyle. Gagauzlar y harfini de kullanmıyorlar. Sadece e ile başlayan isimlere ye ekliyorlar o kadar: (Y)Elena, (Y)Ekaterina gibi. Uzun sözün kısası, aslında bizim kızın tam adı Alla(h) Bü(y)ük. Altmış yıllık ömrümde Allah’ın doksan dokuz isminin birçok insana koyulduğuna çok şahit oldum. Sizler de elbette. Gani, Samed, Kadir, Mecit gibi… Ama direkt olarak Allah koyulduğuna ilk Alla Büük’te şahit oldum. Üstelik Ortodoks Hıristiyan oldukları halde. Şaşırmamak elde değil. Ya da öz be öz Türk olduklarından şuur altlarına bir miktar İslâmî literatür yerleşmiş olabilir miydi acaba? Bilemiyorum.

Edirne’de hastalandı bizim Alla. Sağ olsun Edebiyat öğretmeni Birgül Erken’e rica ettim, o da doktor eşi Değer Bey’e götürdü, soğuk algınlığı ilaçları filan verdi. Dönüşte, facebook’a da yazdığım şu espriyi yapmıştım ben de: Alla Büük, korkma, Allah büyüktür, iyileşeceksin inşallah! Hakikaten de iki güne düzeldi. Alla, her görüşmemizde bu espriyi hatırlatır, güleriz.

Alla, Volkaneş dolayı Çeşme Küü’nde (Volkaneş İli  Çeşme Köyü’nde) doğmuş büyümüş, otuz üç yaşında bir gazeteci. Gagauz Haberleri Gazetesinin başredaktör yardımcısı. 

Alla samimiyet abidesi bir kızdır. Haza insan. Vefaysa vefa, misafirperverlikse misafirperverlik, dostluksa dostluk. Gerçi tanıdığım Gagauzlar’ın hemen çoğu böyledir. (Fedor Topçu mesela.)

Sapanca Şiir Akşamları’ndan Kosova Şiir Akşamları’na, Kazakistan Şiir Şöleni’nden Gagauz Şiir Akşamları’na. İçinde olduğum her organizasyonda bana ‘Gagauz şair?’ diye sorulduğunda ilk o gelir aklıma. Hep gitmesine vesile oldum. Gagauz Yeri ziyaretlerimde de çok görüştük. Evime misafir oldu, evine misafir oldum.

En son Gagaguz Yeri’ne kuruluş belgeseli çekmeye gittiğimde (2017) kendisi Komrat’ta yoktu, Tataristan’da bir edebiyat etkinliğindeydi. İkimiz de çok üzülmüştük. Bakın nasıl anlatıyor duygularını: ‘Bir yılın Fahri Aga bizim Ana topaamıza Gagauz Eri’ne gelmişti. Bän o zaman Tatarstandaydım, bir konferanţiyaya katıldıydım. Tutêrım aklımda, nicä bän üzüldüydüm, açan annadıydım, ani Fahri Agaylan buluşmayacam. Ama kocama Andreya nasaat ettim, ki Fahri Amıcamızı mutlaka musaafirlää çaarsın. Dedim ona:                                                                                                      - Paalı dostumuzu evimizä çaar, sofra kur, çay dök!’                                                                                                Kocam saa olsun, Fahri Agamızı musaafirlää teklif etmiş. Amıcamız da saa olsun, teklifimizi kabletmiş.
Doğruydu, kocası Andre çok ısrar etmişti evlerine yemeğe gitmem için. Gelmezsem Alla’nın ona çok ama çok kızacağını söylemişti. Hem kendi ellerimle sana yemekler yaptım Fahri Aga demişti. Böyle samimi bir delikanlı kırılabilir miydi hiç. Memnuniyetle gittim. Ev dediği yedi katlı bir apartmanın dördüncü karında otuz beş metrekare, derme çatma bir şey. Minik bir balkon. (Ah Komünizm ah, gözün kör olsun.) Kira ödüyorlardı, hem de o günlerde 100 dolar maaş alan Andrey’in 80 doları kiraya gidiyordu. Ülke ve sevdiklerim adına çok üzülmüştüm. Sana lapa ve et pişirdim Fahri Aga diyordu Andre. Pirinç lapasıydı çorba. Et de suda olduğu gibi pişirilmiş, yağ biber domates şu bu katılmamıştı. Et parçaları suda kaynatılmıştı, o kadar. Normalde kimse bana bunu yediremezdi. Ama, âh ki âh. Andre o kadar samimiydi, o kadar içtendi ki, yemeğe müthiş lezzet katmıştı bakışları, sözleri sesleri. Zevkle yedim. Hem de bana çok ama çok lezzetli gelmişti bu yemek. (Aynı Andre’yin benim geleceğimi duyup, bana haber de vermeden Kişinev (Komrat’a 90 km, yollar da bizim köy yolları gibi, siz onu 180 km sayın) Havaalanına gelip dört saat beklemesini, digergamlığını, fedakarlığını, maaşının üçte biri kadar masrafı ödeyip gelmesini nasıl unutabilirim. Ki haberli olarak Tomay Belediye Başkanı Fedor Topçu da arabasıyla zaten gelmişti beni havaalanına almaya. Andre’yin yaptıklarına hem gözlerim dolmuş, çok mutlu olmuştum, hem de çok üzülmüştüm, yalanım yok.)

Alla da Andre de lugattaki insan kelimesinin su katılmamış karşılıklarıydı, evet. Bundan bir kere daha emin olmuştum o gün.

Oğuz’un sesidir Alla. Şiirinde hikâyesinde masalında. Oğuz’un Gagauz sesi.

Kapu açık / Tokat kırık / Lüzgar döner / İnsan aaler-Fikir bozuk / Ecel soyuk / Evi brakıp / Uzaa kaçer

Edirne Gagauz’lar için Kafı Dağı misali ulaşılmaz şehirdir. Anca gidersin Edirne’ye diye atasözleri bile vardır. Sen o işi unut, o iş başarıyla neticelenmez manasına. Ama Edirne bizim Alla için ne mana mı ifade ediyor, şiirine göz atalım: Seni gördüm hizlandı kanım / Seni gördüm, çınnadı kulaam / Seni koktum, sevindi üreem / Edirne, benim türküm - Seni yazdım, tikennendi etim / Seni okudum, yalabıdı gözüm / Seni izledim, ballandı sözüm / Edirne, benim özüm.

Geliniz şimdi de Alla Büük’ün Pişmannık başlıklı hikâyesine kulak verelim: Anam, anacım! Ben hem yazeerim, hem da aalerim, makar ki ani adam düşmeer aalasın. Benim içimde kanım durdu, canım yarıler, kafam çatleer. Her sabaa dua ederim Allah’a, makar ki bir kıpım baaşlasın bana, da geçeyim benim o en paalı (değerli), en gözel bu dünnada küyümee, en laazımnı anamın yanına da diz çökeyim senin önünde, prost olayım.(…)

Uzun geniş sokak. İnsannarın tokatların yannarında oyneerler uşaklar: Kim kumcaazda, kim kavgacık. Aranın bir başında durardı bu maavi gözlü sevik çocucak. (…)

Yeri geldi, itiraf ediyorum: Ben ne zaman Alla Büük’le konuşsam ya da bir şirini okusam veya bir hikâyesini, rahmetli babaannem ya da şimdilerinde 80 yaşında olan annem konuşuyor sanıyorum; gözel, uşak babaannemin, baaşlasın, insannarın, küüme de annemin dili. Aynen, bihakkın, eksiksiz.

Ne zaman bir Gagauz’la konuşacak olsam hep sorarım kendi kendime, bunlar mı daha öz Türkçe konuşuyorlar yoksa biz Anadolulular mı? Cevap genellikle Gagauzlar oluyor. Hak ediyorlar tabii ki.

2019 Kasımında Ihlamur Dergisi’nin şahsıma yaptığı Fahri Tuna Özel Sayısı için, yönetmen hakan Sarı kardeşim, Alla Büük’ten de yazı almıştı. Bakın o yazıyı nasıl bitiriyordu Alla: Sorsaydılar, ne aklınıza geler Fahri Tuna’nın adını işittiynän; bän düşünmedään cuvap edeceydim: Fahri Tuna - Tuna Deresi gibi geniş kalpli bir adam, sıcak ekmek gibi lafı, hem şurup şeker gibi bakışı var.

Aslında buradaki sözler benden ziyade Alla Büük’e yakışıyor. Sıcak ekmek gibi sözü, saf tertemiz kirlenmemiş özü, güven telkin eden yüzü var onun.

Alla Büük, bir paalı (değerli) şairdir.

Bence; Gagauz Yeri’nin yaşayan en paalı şairi. En paalı literatoru. Buna yürekten inanarak söylüyorum.

Bu haber toplam 357 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim