Bugün içimden eski bir yazımı ve oradaki duygu ve düşüncelerimi yeniden paylaşmak geldi. Yazı, 23 Mayıs 2022’de yayınlanmış. Okuyalım:
PİŞMANLIK BÜYÜK LÜTUFTUR
Biz beşeriz ve şaşma ihtimâliyle birlikte yaşarız. İçimizdeki daha mühim ve kuvvetli olmak kaydıyla çevremiz de aldatıcı parıltılar ve varlıklarla dolu. Nefsimize kapılmadan bütün bu aldatıcılardan kurtularak ve korunarak yola devâm edebilmek zorların zoru. Bunun tek yolu da Allah’ın insanlığa gönderdiği peygamberlerin (ve elbette Efendimizin) dosdoğru çizgisinden yürümektir. İşte buna “istikâmet” diyoruz.
Beşer olduğumuz için zaman zaman istikâmetten küçük-büyük sapmalar yapabiliriz. İşte o zaman bizi kurtaracak olan içten duyacağımız bir pişmanlıktır. Affımız pişmanlığımızın şiddeti ve samîmiyetine bağlıdır. Kalbimizde bir sarsıntı meydâna getirerek yüzümüzü yeniden hak ve hakîkate döndürecek olan derin ve içten bir pişmanlıktır. Tövbenin kurtarıcılığı istikâmetten sapma demek olan günah karşısında duyulan pişmanlığa bağlıdır. Pişmanlıktan mahrûm bir tövbe, Allah’ı bile aldatma hamâkatine kadar gidebilir ki bu sâdece kendini aldatmak olacaktır. Şu hâlde kurtuluşumuz içten ve sarsıcı bir pişmanlıkla başlıyor. Böylesi bir pişmanlık Allah’ın en büyük lütuflarından biridir. Ancak kalbi ölmemiş, hak ve hakîkat duygusunu, îmânını kaybetmemiş kişiler gerçekten pişman olabilir. Çocuklarımıza da bu büyük lütfun kıymetini hissettirebilmek için elimizden geleni yapmalıyız.
Nurettin Topçu’nun çarpıcı bir yazısıyla idrâkimize bir ışık düşürelim:
KENDİM YAPTIM
“Âlemin bana yaptığı ne kadar müthiş olursa olsun, benim bana yaptığım daha müthiştir!” (Oscar Wilde)
“Ben düştüm! Ben aldatıldım! Ben mahvoldum!..”
Düşmüş ve kurtuluş ümitlerini de kaybetmiş bir nesil böyle haykırıyor.
Feryat sözlü ve şuurlu değil. Lâkin ondan daha trajik, daha çok mânalı; zira hayatın mahşeri andıran korkunç sahnesinden fışkırıyor. Bütün değer hükümlerini, bütün hareket kaidelerini çiğneyip hürmet ve hayâ duygularını ezerek, iman ve ümit aydınlıklarını boğarak, ruhları önüne katıp sürükleyen ve hepsinin boğulduğu bir yokluk girdâbında çığlıklar çıkartan baş döndürücü bir kasırga etrafımızı sarmış; sanki devrilen varlıkların hepsinden ayni boğuk ses duyuluyor: Ben bittim! Yıkılan hayatı hangi kuvvet kurtaracak?
Devrimiz kurtarıcılara, havârilere muhtaçtır. Düşen düştüğünü, devrilen devrildiğini bilmiyor. Aydınlık görmemiş gözler güneşi ne bilsinler! Hele içgüdülerinin dilenciliğine terk edilen kimsesiz, âvâre çocuklar! Onların, içerisinde boğuldukları karanlıktan yükselen sesini duyan, asrın Mesihi sayılacaktır.
Bizi boğan karanlığın tasvirini yapan bir büyük kurtarıcı şöyle diyordu:
Yürekler merhametsiz, duygular süflî, emeller hâr!

























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.