• İstanbul 15 °C
  • Ankara 11 °C

Artvinli Ünlü Tarihçi Mehmet Genç'le Söyleşi

Artvinli Ünlü Tarihçi Mehmet Genç'le Söyleşi
Söyleşi: Ülkü Önal

Şehir Üniversitesinde İktisat Tarihi uzmanlarından Arhavili hemşerimiz Mehmet Genç’ten Artvin’le ilgili anılarını alacağız. Hocam sizi dinliyoruz.

Artvin’le ilgili anılarım az. Artvin’in bir kasabasında doğdum; ama sahilde yaşıyordum. Artvin’e gitmek çok zordu 1930’larda. Artvin’e yürüyerek gitmek mümkündü, bir kara vasıtası yoktu. Denizden motorlar vardı Rize’ye, Hopa’ya, Trabzon’a gidebiliyorduk; ama Artvin’e gitmek için benim gördüğüm ilk kamyon 1947’de filandı. Onun için Artvin’e gidemedim. Liseyi okumak için İstanbul’a geldim. Ankara’ya üniversiteyi okumaya gittim. Artvin’e yolumuz düşmedi. Askerlik bizim zamanımızda iki yıldı. Çok uzun bir zamandı. Üniversitede araştırma yapıyordum, iki sene ara vermek çok fazla idi. Onun için askerî tarihle ilgili müesseslerde çalışabilir miyim diye başvurdum. Pek çok destek de aldım etkili paşalardan; fakat olmadı. Şans yaver gitmedi kuraya girdim, Artvin çıktı bana. Artvin Hudut Alayı’nda askerlik yaptım. O sırada annem Arhavi’deydi. O hep bize hasret, biz ona hasrettik. O askerlik dolayısıyla birbirimize kavuşmuş olduk. Her hafta sonu Arhavi’ye inip annemle beraber oluyor idik. Meğer annemin hayatının son yılıymış. Allah’ın bir lütfu oldu. Sonra Artvinlileri tanıdım. Çok beğendim. Enteresan bir yer. Benim askerlik 1972, yani 45 sene evvel. Bekâr evim, handa bir oda kiraladım, orda kalıyordum. Yanında işyerleri vardı. Bir hafta sonu Arhavi’ye inerken evi kilitlemeyi unuttum. Aman! Dedim arkadaşlarımı aradım. Onlar güldüler dediler ki: “Biz Artvin’de kapı kilitlemeyiz ki.”

Biz de Ardanuç merkezde gece ancak kilitliyoruz.

Çok güzel ama. Sonra 70’den sonra terör girdi biraz değişti; ama Artvin’in bütün ilçelerinin insanlarının ahlâkı, dürüstlüğü, salabeti devam ediyordur sanırım.

Evet, Sarp sınır kapısının açılmasıyla biraz değişti; ama devam ediyor.

Çok güvenilir insanlardır.

İlkokulu köyünüzde mi okudunuz?

Evet, üç sınıflı eğitmenli ilkokulu 1940’lı yıllarda Arhavi’de okudum. Hasan Ali Yücel’in Millî Eğitim Bakanı olduğu yıllarda açıldı. Açılmasaydı ilkokula gidemezdim. Çünkü okul bizden üç dört km. uzakta bir yerdeydi. Ben de çok küçük, ufak, naif bir çocuktum. Beni kolay kolay göndermezlerdi. Köyde açılınca okudum.

Köyde hangi oyunlar oynardınız? Çocukluğunuz nasıl geçerdi?

Oyun severdik; ama hep tarlada çalışıyorduk. Oyun oynayacak vaktimiz hiç olmadı. Tarlada, bahçede çalışırdık. Yaşamak için iki ineğimiz vardı. Onlara yem bulurduk. Oyuna bırakmazlardı. Arhavili yaşlı bir dede ile konuşmuştum o zaman. Çay da yoktu, biz çok fakirdik demişti. Para yoktu. Bizim ürettiklerimiz bize yetiyordu, biz çok fakir değildik. Ama bir birikimimiz yoktu. İlkokulu bitirdikten sonra Hopa’ya ortaokula gittim.

Yatılı mı kaldınız?

Hayır, arkadaşlarla bir oda kiralamıştık. O kadar gücümüz vardı. Liseyi okuyacak param yoktu. Geçiniyorduk, yiyeceklerimizi üretiyorduk. Parasız yatılı imtihanı açıldı, ona girdim. O sayede Haydar Paşa Lisesine kayıt oldum. Yoksa okuyamazdım.

Babanız ufku açık bir insanmış. Sizi ülkemize yararlı bir insan olarak yetiştirmiş.

Allah rahmet etsin, hocaydı. Arapça bilir, tefsir yapar, vaaz verirdi.

1914-1915 yıllarındaki savaşlarda Artvinlilerin büyük bir kısmı muhacir olmuş. Şavşat muhacirliğe gitmemiş. Muhacirlik Arhavi’de nasıl olmuş? Nasıl anlatırlardı?

Korkunç anlatırlardı. Ruslar girdikleri yerlerde insanları pek rahat bırakmıyorlardı maalesef. Katlettikleri örnekler çok var. Onun için bütün aile toplanıp gitmişler. Rahmetli anneannem kendi emeğiyle yeni bir ev yaptırmış. Göçerken evimizden birkaç kilometre öteden Rusların girip evini yaktığını görerek kalp krizinden vefat etmiş.

Sizin köyü hep mi yakmışlar?

Köyün hepsini belki yakmadılar, dedemin evi biraz güzel bir evdi herhalde, belki örnek olarak yaktılar.

Köyünüzün adı neydi?

Şimdi adı Kemerköprü. İki derenin arasında olduğu için. Eskiden Ciğeryazan derlerdi.

Siz o köye bir yerden mi geldiniz, yerlisi misiniz?

Annemin ailesi Rize tarafından gelmiş. Babamın ailesi oranın yerlisi.

Lazca bilir misiniz?

Bilirim.

İlkokula gittiğinizde Türkçe konuşmakta zorluk çektiniz mi?

Lazca konuşmuyorduk. Benim babam vaiz idi. Bizim evde Osmanlı Türkçesi konuşulurdu. O sayede ben eski Türkçeyi çok rahatlıkla okudum.

İlkokulda sınıfınızda kızlar var mıydı?

İlkokulda kızlar ve erkekler birlikte okuyorduk.

Ortaokulda kız var mıydı?

Vardı zannederim.

Eskiden kızları pek okutmuyorlardı bizim oralarda.

Doğru. İlkokulu okutuyorlardı. Fakat ilkokuldan sonra göndermiyorlardı. Meselâ benim ablam çok iyi okuyabilirdi. Havası yoktu. Kızı okutan deli midir nedir diye bakarlardı Kızlara hâlen daha miras verilmiyor Lazlarda. Evet, toprak verilmez. Toprak çok az. Osmanlı’da da öyle. Miri Toprak rejiminde devlet toprağın tasarruf hakkını insanlara verir. O toprak öldüğü zaman otomatik olarak oğluna geçer, kıza geçmez. Kız başkalarının yaptığı gibi tapu resmi ödeyerek alabilir. Böyle bir rejim vardı daha evvel. Bu İslâmi değil. Osmanlı’nın uyguladığı bir rejim. Doğu Karadeniz’de toprak çok az. Kıza da verseler çok parçalanabilirdi. Onun için kız gittiği yerde eşinin toprağıyla idare eder diye düşündüler zannederim. Başka şeyleri veriyorlardı. Çocuklar arasında ayrım yoktu. Şöyle bir şey vardı. Kaç çocuğun var diye sorulduğunda kızları söylemezler erkekleri söylerlerdi.

Eskiden Rusya’da çalışanlar oluyormuş?

Babam rahmetli ve onun arkadaşları, Stalin hududu kapatana kadar 1930’ların başına dek işçi olarak gidip geliyorlarmış. Bizim köyde erkekler Rusça bilirlerdi. Hatıraları, bilgileri vardı; ama 1930’larda kapatıldı. Rusya’ya gidip geliyorlardı; ama Rusya’ya dostluk yoktu. Rusya’yla yapılan savaşta her aileden birkaç şehit vardı. Bunun hatırası muhafaza edilirdi. Hâlen de öyledir zannederim. Çok derin izleri var.

Batum’la gidiş geliş var mıymış?

Yok, benim doğduğum zaman kapanmıştı. Daha evvel gidiyorlarmış. Batum bize 30 km. Trabzon 200, Rize 100. Yani çok daha yakın büyük bir şehir. Sovyet zamanı beni davet etti Rus İlim Akademisi. Batum’u gördüm, çok güzel bir şehir. “Batum’dan izin verin de memleketime gideyim” dedim. “Olmaz” dediler.

Anneniz size ne yemekleri yapardı?

Yemeklerimiz güzeldi, sadeydi. Mısır ekmeği yerdik. Babam arı meraklısıydı. Yirmi otuz kovan arımız vardı. Çok güzel çiçek balımız olurdu. Ben o balı çok severdim.

Onun için bu kadar zeki olmuşsunuz, bal yediğiniz için.

Allah rahmet etsin, babamın sayesinde çok bal yedim. Şimdi arıyorum, ara sıra buluyorum; ama o lezzette bal yok. Sonra Karalahana yiyorduk. Bir ineğimiz olurdu, ondan süt, peynir, yoğurt, fasulye ondan farklı bir şey aklıma gelmiyor.

Balık?

Bizim köy iki derenin bitiştiği alandaydı. Köyümüz yarımadaydı. Balık severdik, tutardık; ama tatlı su balığı. Çok bol ve her zaman olmaz. Martta hamsi gelirdi. Bir teneke alır, ayıklar salamura yapar bir sene yerdik. Hamsi hep bulunurdu.

Kaç yıldır Arhavi’ye gitmiyorsunuz? Köyde yeriniz var mı?

Annemin vefatı 1974. Ondan önce hep gidiyordum. Ondan sonra pek gidemedim. 2006’lı yıllarda gittim. Çocuklarımı da götürdüm köyümü gösterdim.

Çok güzel yerlerdir, gidiyorsunuzdur?

Evet, gidiyorum çok güzel bir ilimiz var; ama gariban. Yollar kötü, havaalanı yok. Rize havaalanı Fındıklı ilçesine yapılsaydı Artvin’de yararlanırdı. Göç nedeniyle köyler boşaldı, buna çözüm bulunmalı.

Dolgu tip evler var Arhavi’de.

Evet, ev yapımında ahşap tahtalar kireçle sıvanır. Yarı kâgir ev tipi. Bir de taş evler vardır hep bizde. Taş bol, ağaç da bol. Yontulmuş taşları ahşap çerçeve içinde inşaat unsuru olarak kullanırlar.

Laz’lar hakkında fazla bilgi yok. Son zamanlarda Ankara’daki Arhavi Vakfı kitaplar çıkardı. Bazı Gürcüler diyor ki “Lazlar bizim alt kolumuzdur.” Ne dersiniz?

Lazca, Megrelce, Gürcüce, Çerkezce Kafkas dilleridir. Bu dillerin ayrı özelliği var. Yahudilerle Araplar aynı dilden, birbirlerini yiyorlar. Ruslarla, Almanların dili de aynı. Yunanistan’ın, İtalya’nın bütün İndi Avrupa dilleri Sransisgetreceden gelmiş. Böyle akrabalıktan gelmiş. Bizim Türkçemiz de Finlandiya ve Macaristan’la akrabalığımız var. Lazlarınki de Gürcülerle akrabalığı bu tip olabilir. Lazlar Türk olmuşlardır. Müslümanlıklarını Osmanlılarla birlikte yaşamışlardır ve hiç ayrılık hareketi göstermemişlerdir. Türklerle birliktedirler.

Arşivde ömrünüzü geçirdiğinizi söylüyorlar. Ben de Osmanlı Devlet Arşivinde bir hafta araştırma yaptım. Artvin ve çevresindeki muhacirlikle ilgili belgeler, Ardanuç’un Tapu Tahrir defterlerini aldım. Köylerin çoğunun eski adları aynıydı. Maddi kaynak bulamadığımdan, ilgilenecek kimse de çıkmadığından elimde kaldı.

Yazık.

Artvin’le ilgili çalışmanız var mı? Artvin tarihi hakkında ne yapılabilir?

Artvin’le ilgili ayrıca çalışmam yok maalesef. Artvin’le ilgili İstanbul’da arşivde Tahrir Defterleri var. Çok bilgi vardır. Arhavi meselâ kaza idi. Arhavi’de kadı vardı. Sicilleri vardır. Artvin’de vardır. Ama bunlarla ilgili mahallî bir çalışmam yok. Bildiğim kadar yapan da yok maalesef. Yapılması lâzım.

Dinlediğiniz muhacirlik hatıralarından aklınızda kalan var mı?

Çok zor şartlarda geçmiş muhacirlik yılları. Ekmek bulamamışlar. Mısırın koçanını inek bile yemez. Onu öğütüp ekmek yapmışlar. Sonra Rus harp gemilerinin gelip denizden, muhacir giden sivillere bomba yağdırdığını söylediler. Meselâ dayım anlattı, “Yanımda iki çocuğuyla yürüyen bir kadın var idi. İki eliyle, iki çocuğunu tutmuştu. Rus harp gemisinden atılan top bir çocuğun kafasını alıp götürdü. Çocuk düştü. Öbür çocuk elinde. Eyvah! Yavrum dedi ve yürüdü. Çünkü öbür çocuğu ve kendisi var. Yapacak bir şey yok. Çocuğun gövdesini bırakıp gitti” dedi. Böyle Bir facia anlatıldı. Çok vahim şeyler anlatılırdı. Benim bir amcam, 4 dayım savaşa gittiler bir daha geri gelmediler.

Hiçbir yerde kaydı yok değil mi?

Yok. Nerde şehit olduklarını bilmiyoruz.

Osmanlı arşivine nerden merak sardınız ki vaktinizin büyük bölümünü orada geçiriyorsunuz?

Tabii çok büyük bir medeniyet değişmesi oldu Türkiye’de. Çok büyük medeniyet değişmesi yaşadık, yaşıyoruz. Bunun yarattığı travmayla geçmişi anlamak istiyorum. Nerden geldik buraya ve nereye gidiyoruz? O merakla Osmanlı tarihine girdim sonunda.

Ben Osmanlı Arşivinde her şeyin kayıt altında olduğunu gördüm. 15 yıl önceki çalıştığım ildeki kurumumda belgelerimi bulamadım. Günümüzdeki arşivcilik Osmanlı’dan geri. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Evet, doğru. Osmanlıların arşiv konusunda müstesna yerleri var. Bütün Osmanlı bir İslâm devletiydi. İslâm’ın birçok devleti oldu; ama hiçbirinin Osmanlı gibi arşivi yok. Osmanlı arşivi 15. yüzyılla başlıyor, 500 senelik tarihin hemen her konuda ayrıntılı kayıtlarını ihtiva ediyor. Bu tip kaydı olan başka İslâm ülkesi yok. Onun için Müslümanlar 500 sene ne yaptılar, nasıl problemleri oldu? Onları çözmek için nasıl gayret gösterdiler? Ne yaptılar? Neleri yapmadılar? Bunların hepsi Osmanlı arşivinde kayıtlı.

Arşivin yüzde kaçı araştırmacıların hizmetine sunuluyor?

Bu çok büyük arşiv. Türkiye’nin imkânlarıyla orda bütün belgelerin ortaya çıkarılması birkaç yüzyıl sürebilirdi. Rahmetli Turgut Özal bu arşivde bir reform yaptı. Meselâ orda otuz kırk kişi çalışıyordu. Çalışanların sayısını 500 kişiye çıkardı. Çok büyük kaynak ayırdı. Şimdiki idarede arşiv binası yaptı Haliç’te. Arşivimizin çok büyük bir bölümü araştırmaya açıldı ve devam ediyor. İnşallah elli altmış sene daha kısa zamana araştırmacıların hizmetine sunulur. Ben 1970’e doğru arşive gittiğimde Osmanlı arşivinin % 10’u ancak açılmıştı. Şimdi % 80’i geçti hızla devam ediyor. Bizim arşivin hizmeti çok düzgündür. Dünyanın sayılı arşivleri gibi hızlı hizmet veren arşivdir. Başbakanlık Osmanlı Arşivi yüz akıdır.

Osmanlı Devlet arşivinde belge istediğimizde belgenin orijinali geliyordu.

Kötü niyetli araştırmacılar istismar edebilir.

Şimdi gelmiyor.

Çok iyi olmuş.

İstediğiniz belgeler elektronik ortamda geliyor. Çok büyük yararları oldu. Eskiden fiş doldurup on yirmi belge isteyebiliyorduk. Şimdi elektronik ortamda bir günde binlerce belgeye bakabilirsiniz. Hiçbir engel yok. Çok kolayca kopya alabiliyorsunuz.

Arşivimizin Bulgaristan’a gitmesi nasıl olmuş? Geri alabildik mi?

Bunu ben de okuyorum. Tabi yazı değişti, yeni bir devlet kuruldu. Bunlara ihtiyaç olmaz diye düşündüler. Arşiv çok büyük. Çok dikkatle her şeyi saklıyorlardı. Arşive gitseniz görürsünüz. Çok küçük binlerce makbuzu orda saklıyorlardı. Onun için bir kısmını gereksizdir diye atmaya kalkmışlardır. Bir kısmını kâğıt fabrikasına giderken Bulgaristan’daki adamlar demiş ki bunları bize verin.

Yeni kurulmuş küçücük Bulgaristan bile bizden uyanık.

Maalesef öyle. Biz uyanmaya devam ediyoruz. İnşallah tam uyandığımızı görmek nasip olur.

İnşallah. Arşivimiz Bulgaristan’da duruyor mu?

Tabi duruyor. Çok zengin Osmanlı arşivinin belgeleri var. Biz faydalanıyoruz. Bulgar âlimleri de faydalanıyor. Üzerinde çalışıyorlar, yayın yapıyorlar. Yalnız Bulgarca değil, İngilizce, Fransızca da yapıyorlar. Biz onlardan çok faydalanıyoruz.

Bulgaristan’daki arşivi bizim arşive elektronik ortamda alabilmiş miyiz?

Almaya uğraşıyorlardı. Makedonya, Bosna’dakileri büyük ölçüde almaya çalıştılar. Suriye’dekileri biraz aldılar. Ama ne kadardır bilemiyorum.

Son olarak bir şey diyecek misiniz Artvin’e.

Çok teşekkür ederim. Geldiniz Artvin’i hatırlattınız. Allah razı olsun.

Sizden de.

(9.5.2017)

 

Türkiye Kültür Sanat Yıllığı-2019

Bu haber toplam 871 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim