• İstanbul 22 °C
  • Ankara 19 °C

Asım’ın Neslindendi Asım Ağabey

Eyyüp AZLAL

Edebiyat dünyası cevval bir delikanlısını kaybetti. Bizler ise bilge bir ağabeyi kaybettik. Okuyan okutan; konuşan konuşturan, koşan koşturan bir ağabeydi Asım Ağabey. Yürürken, otururken, kalkarken hep kitap vardı yanında.

Onu gah bir parkta öğrencilerle Sezai Karakoç, okumaları yaparken gah bir dergahta Yazıcıoğlu Mehmed’in Muhammediye adlı eserini okurken görürdük. Yedi Güzel Adam’ın dostuydu. Kitap Postası dergisinden Cafcaf’a kadar bir çok çalışmasını yakinen takip ettim. En son yahu benim de bir kitabım olsun. Kitapsız demesinler gayri, sözünü iştimiştim. Derken kitabı çıkmıştı.

Asım Gültekin dertli bir Müslüman’dı. Onunla konuşunca onunla sohbet edince derdi deşiliyordu. Onunla fazla konuşamadım. Yirmi Sekiz Şubat soğuklarına ikimiz beraber yakalandık. O, İstanbul’da kalmayı tercih etmişti. Ben, İstanbul’dan çok uzaklara sürüklendim. Sürüklendiğim yer kıyısı olmayan bir şehirdi: Urfa.

Asım Ağabey ile ilk olarak üniversite ikinci sınıfta tanışmıştım. O,  Marmara Edebiyatta okuyordu. Ben İstanbul Edebiyattaydım. Bir ikindi vakti fakülteden edebiyatçı dostum Üzeyir Karadöl ile çıkmıştım. Üzeyir, Asım Abi geliyor dediydi. Adını üniversiteden bizim arkadaşlardan duymuştum. Ayak üstü konuştuk. Belki bir saat sürdü sohbetimiz. O zaman biz ikinci sınıf Asım Gültekin ise üçüncü sınıftaydı.

Marmara Edebiyat ile İstanbul Edebiyatı yapıldı. Asım Abi tabii bizden önce de İstanbullu. İstanbul’un her köşesi ondan soruluyoyordu. Hangi üniversitede hangi hoca ne yapar, ne yer, ne içer Asım Abi bilirdi. Asım Abi, adeta tek başına bir üniversite olan ve üstüste Türkiye birincileri çıkaran Kartal İHL’den mezundu. O konuşurken biz sustuk. Biz sustuk, o kunuştu... İstanbul Edebiyat’ta divan edebiyatı var. Marmara Edebiyatta yeni edebiyat var, dedi. Sizinkiler, Kurtuluş savaşı sonrası edebiyatına gelmez, dedi. Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u dışarıdan öğreneceksiniz demişti. Bunların karşısında Nazım Hikmet, Cemal Süreya kuşağını da başka yerden öğreneceksiniz, demişti.

Asım Abi’nin söylediklerine kulak vermiştik. Hakikati söylüyordu. Biz de sadece fakültede değil İstanbul’un dört bir yanındaki edebiyat mahfillerine karışıyorduk. Bu mahfillerde Asım Abi’yle de karşılaşıyorduk. Yazarları, şairleri tanıyordu. İyi ve sağlam okumalar yapmıştı. Panellerde, sempozyumlarda sorduğu sorular ve verdiği cevaplar doyurucuydu.

Taşra’daki ilk yıllarımda onunla irtibatımı  Mücahit Yentür  hocamız yapıyordu. Mücahit Hocamız onunla aynı okulda çalışıyordu. İstanbul’daki mezun arkadaşlarımla buluşmaya giderken onunla da görüşüyordum. Daha sonraları kitap fuarı ve Beyazıt kitap fuarı, Sultanahmet kitap fuarı dolayısıyla İstanbul’a gittiğim zamanlarda Asım Abiyle görüşüyordum.

Bir dönem Urfa’da çıkarmış olduğum “Memleket Edebiyat” dergisi için kendisiyle bir söyleşi yapmıştım. Kendisi Zübeyir Yetik özel sayısı için şunları söylemişti.

“ Ortaokuldayken çarpıcı başlık taşıyan kitaplarında “Firavun, Nemrut, İslam Savaşçasına Notlar, Şeyh Şamil” kitaplarını okumuştum. Ama şimdi hatırımda değil.Uzun seneler oldu. Bir vefa borcu açısından önemli bir dosya (Zübeyir Yetik Özel Sayısı) Kendisiyle Nihat Armağan’ın anıldığı bir program sonrası yüzyüze görüşmek nasip oldu. Eserleriyle bir enerjiyi ortaya koyan bir insan Zübeyir Ağabey, Keşke bir enerjiyi yaymaya çalışan düşüncelerimize yeteri kadar kulak kesilebilseydik.”

Asım Abi sonraki yıllarda  dergi işini bıraktığımı duyunca çok üzülmüştü. Taşra’da bir edebî soluğun devam etmesinden yanaydı. Bir kurum, bir kuruluş öncülüğünde bir dergi çıkarılabilirdi. Onun öncülüğünde O, bizim derdimizle dertlenmişti. Muhammediyye Okumaları yapıyordu. Sen de yapabilirsin demişti. Mesela Safahat Okumalarından başla, demişti. Bir yerden başlayın okumaya diyordu. Nereden başlarsanız kardır sizin için derdi. Urfa, peygamberlerin şehri, okuyanların şehri demişti. Akif  İnanlar, Zübeyir Yetikler’in şehri demişti. Gap İdaresi başkanımız Sadrettin Karahocagil, dergi çıkarma işimize sıcak bakmıştı. Fakat onun emekli olmasıyla bu hayalimiz suya düşmüştü.

Onun sürekli giydiği bir hırka vardı. Medya’da hep o hırkayla çekilmiş fotoğrafları vardı. Kitap Postasıyla başladığı dergicilik serüveninde Cafcaf mizah dergisiyle taçlandırmıştı. Özellikle Cafcaf dergisi çıktığında sol kesimler, İslami cenah ta espiri yapabiliyor diye bıyık altında gülmüşlerdi. Oysa Asım Gültekin ağabeyimizin mizahı onların çıkardığı dergiler kadar sulu değil, hakaretamiz değil, belden aşağı fıkralarla memlu değildi. TYB Şeref  Başkanı Mehmet Doğan, Cafcaf dergisi ona “Asımcığım ciddi bir işe kalkışmışsın.”  demişti.

Asım Gülteki ağabeyimizi nasıl bilirdiniz. Çağdaş bir dervişti.Ruhu şad olsun.

Bu yazı toplam 130 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim