• İstanbul 16 °C
  • Ankara 17 °C

Ayşe Şener: Ustasını geçen ölsün mü?

Ayşe Şener: Ustasını geçen ölsün mü?
Bir Japon atasözü var. “Hakkıyla sanatçıyım diyebilmek için önce ustanı geçeceksin;

sonra da seni geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.” Benzer bir cümleyi de Leonardo da Vinci'den naklediliyor. "Kendini geçecek bir öğrenci yetiştirmeyen usta zavallıdır." Sözün farklı bir versiyonu da şöyle: "Ustasını geçemeyen öğrenci zavallıdır."

Kanaatimce kendisine bakılarak yetişilen kişi örnek, hoca, usta her ne ise öğrencisine, takipçisine kendisini amaçlaştırmama bilincini verendir zaten... 

Kimse kimse için mutlak/nihai ölçü olmamalı, diyebilen bir insan bağımsız fakat yeterince bağlı bir öğrenci yetiştirmiş olur. Üstelik öğrenci dediğimiz (talip diyelim mi demeyelim mi kavgası zaten edilmiş olduğundan ben etmeyeceğim) sonsuza dek öğrenci kalmak ister, öğrenme süreci hiç son bulmaz. Fakat aynı zamanda emeğin ve zamanın yol almasıyla kendisi de müstakil bir sanatçı olur. Öyle hayal ediyoruz. 

Sanatçı olma sürecinde en önemli örneği; elbette kendisini yetiştiren hocasıdır. Ancak tek ve mutlak örneği değildir. Başka başka ustaların etkilendiği örnek yönlerinden de kendini seçer ve oluşturur.  Örnek alırken kendinin en iyisini yakalama özgünlüğü unutturulmaz. Bu titizliği hocası, ustası olacak insan göstermek durumundadır. Zaten bir hoca/usta eğer hakikaten usta ise egosunu alır, ürettiklerinin içinde eritir, öğrencisinin benliğine dikmez. Öğrencisinin kendisinden başka ustaları izlemesi, kendi sanatçılığını onlardan da seçiyor olması bir kıskançlık konusu olamaz. Öğrenci de öyle, nefsini bir eğitim sürecinde veya bütünüyle yaşamında hadd bilen bir çizgide tutmak zorunda olduğunu bilir. Önemli olan külli benliktir ve o sadece külli benliğin ahengini destekleyen bir zerrelik katkıdır. 

Ne var ki sanat ve edebiyat dünyasında bu kıskançlıklara bizzat rastlamışımdır. Normal bir yazı atölyesine devam ettiğinizde bile hocanızdan daha fazla etkilendiğiniz ve görüşlerinden yararlanmak istediğiniz başka bir yazar olmamalı gizli kuralı vardır mesela. Yine başka bir atölyenin öğrencisi olduğunuzda gözden siliniverirsiniz. Atölyesine gideceğiniz diğer “hoca” hakkında dedikodular üretilir. Sonra birbirleri hakkında atıp tutan bu insanları bir menfaat ortamında yan yana görmeye de hazır olmalısınız. Ayrıca yazılarınız izinsiz hocanızın istemediği başka platformlarda yayınlanamaz kuralı vardır. Ha bir de hocanızı sürekli övecek ve alkışlayacaksınızdır. Aşırı saygı gösterilerinde bulunacak, hele de bir yayıncı ise kitaplarını tashih edecek, dergisini çıkaracak, dergi için röportajlar, araştırmalar yapacaksınızdır. Bu gibi konular en azından sizi yayın dünyasındaki pek çok farklı işin iç yüzünü ve nasıl yapılıyor olduğunu öğrenmeniz açısından iyidir aslında. Fakat hocanızın özel günleri, mesela doğum günleri için özel kutlamalar filan yapmak, bunu mutat ve ihmal edilemez törenlere dönüştürmek işinin sanatla, edebiyatla, hatta samimi dostlukla alakasını hiç çözebilmiş değilsinizdir. 

Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/ustasini-gecen-olsun-mu-8344/

Bu haber toplam 175 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim