Sinema, sadece patlamış mısır eşliğinde tüketilen bir beyazperde eğlencesi değildir; kitlelerin zihin dünyasını şekillendiren, dönüştüren devasa bir kültürel endüstridir. Bir ülkenin küresel arenadaki yumuşak gücü, bu perdeden yansıyan hikâyelerle küresel bir sempatiye dönüşebileceği gibi manipülatif anlatıların hedefi haline de gelebilir.
Bu algı operasyonlarının Türkiye tarihindeki en somut ve zehirli örneği, hiç kuşkusuz 1978 tarihli "Geceyarısı Ekspresi" (Midnight Express) filmidir. Gerçekleri fütursuzca çarpıtarak Türk insanını, kültürünü ve devletini canavarca bir potada eriten İngiliz-Amerikan ortak yapımı bu kara propaganda filmi, ülkemizin üzerine adeta bir kâbus gibi çökmüş; uluslararası alandaki itibarımızda onlarca yıl sürecek derin yaralar açmıştır.
Ne acıdır ki, geçmişte bu filmin üstlendiği o kirli misyonu, küresel odakların maşalığına soyunan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) artıkları devralmış durumda. Türkiye'yi uluslararası kamuoyunda itibarsızlaştırmak, mazlum coğrafyaların umudu olan vizyonunu baltalamak için her fırsatta yeni karalama kampanyaları yürüten bu şer odağı, ellerine geçirdikleri her türlü manipülasyon aparatını birer cephe olarak kullanıyor.
FETÖ'nün 15 Temmuz 2016'da gerçekleştirdiği hain darbe girişimi; sadece meşru yönetimi devirme teşebbüsü değil, doğrudan Türkiye'nin varlığına, birliğine ve geleceğine kasteden küresel bir işgal provasıydı.
Ama 'şerden hayır doğar' misali bu karanlığın ardından Türkiye'nin gerçek manada hürriyet şafağı sökmüştür.
Peki, biz bu büyük ihanete sanatın ve sinemanın diliyle ne kadar yanıt verebildik?
Aradan geçen zamana rağmen, Türk sineması ve genel anlamda sanat çevreleri, bu tarihi kırılma karşısında henüz dişe dokunur, uluslararası arenada ses getirecek eserler ortaya koyabilmiş değil. TRT'nin gayretleriyle hayata geçirilen birkaç yapımı bir kenara koyarsak, ortada derin bir sessizlik, koca bir boşluk var.
FETÖ gerçeklerini dünyaya anlatmanın ve bu karanlık yapının maskesini düşürmenin yolu, onların bugün de sinsice sürdürdüğü algı operasyonlarına karşı sinemanın o evrensel ve ölümsüz diliyle cevap vermektir.
Bu topraklara yabancılaşmış, entelektüel mandacılığı bir meziyet sanan zihniyettekilerden bir beklentimiz yok elbette.
Unutmayalım ki zaman, en acımasız öğütücüdür. Sanatla taçlandırılmayan, estetikle işlenmeyen hiçbir toplumsal hafıza kalıcı olamaz ve yeni kuşaklara aktarılamaz. Gençlerimizi dijital dünyanın getirdiği o tehlikeli hafızasızlık girdabından kurtarmak, uluslararası karalama kampanyalarını kökünden çürütmek ve gelecek nesillere bu feraset sahibi milletin ruhunu miras bırakmak istiyorsak; uluslararası standartlarda, sanatsal derinliği yüksek sinema eserleriyle topyekûn bir "kültürel seferberlik" başlatmak zorundayız.
Sanat alanında da kendi hikâyesini yazmayanlar, başkalarının yazdığı karanlık senaryolarda figüran olmaya mahkûmdur. Güncel siyaset diliyle söylersek; masada olmayan menüde olur.
https://m.aksam.com.tr/yazarlar/bedir-acar/feto-ve-geceyarisi-ekspresi/haber-1683025































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.