İşte o an; bilinçaltı mesajların, incelikli dayatmaların zihinlere en rahat zerk edildiği o tehlikeli "hissizleşme" anıdır. Başka bir deyişle, sanatsal ve kültürel etkinlikler, kitleleri manipüle etmenin en rafine yöntemlerinden biri hâline gelir.
Son dönemde şahit olduğumuz küresel ve yerel organizasyonlar, bu durumun masum birer "vakit geçirme" aracı olmaktan çıktığını gösteriyor. Paris Olimpiyat Oyunları'nın açılış töreninde, yerleşik değerleri hiçe sayan ezoterik ve cinsiyetçi sembollerin sergilenmesi, küresel ölçekte infial uyandırmıştı.
Benzer şekilde, İstanbul'da gerçekleşen Kanye West konseri de bu zihinsel kuşatmanın yerel bir yansıması olarak zihinlerde soru işaretleri bıraktı. On binlerce gencin, büyük bir coşku içinde "I Am a God" (Ben bir tanrıyım) çığlıklarını kitlesel bir ritüele dönüştürerek tekrarlaması, meselenin sadece müzik olup olmadığını sorgulatıyor.
Madonna, Lady Gaga veya Travis Scott gibi endüstrinin zirvesindeki figürlerin yıllardır sahne dekorlarında, koreografilerinde, kıyafetlerinde ve ışık oyunlarında kullandığı bu karanlık sembolizm, sıradan bir estetik tercih değil; kitlelerin zihnindeki kutsal, ahlaki ve kültürel kodları aşındırmayı hedefleyen sistemli bir enstrüman değil midir?
Küresel ölçekte yürütülen bu sembolik kuşatma, sinemada da kendine bir damar bulmuş görünüyor.
Belki farklı bağlamda değerlendirmek gerekir ama dikkat çekmek istediğim bir husus var. Türkiye'de neredeyse her hafta bir yenisi gösterime giren ve hatırı sayılır bir izleyici kitlesine ulaşan yerli korku filmleri, manipülatif bir alanda icrai sanat faaliyeti yürütüyor.
Bu filmlerin isimlerinin, temalarının ve kurgularının sürekli olarak cin, büyü, muska, ayet ve sır gibi kavramlar etrafında dönmesi, sıradan bir sanatsal yönelim olarak okunabilir mi?
Devamı: https://www.aksam.com.tr/yazarlar/bedir-acar/mesele-kanye-westten-ote/haber-1672010































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.