İnsanoğlu her zaman halden hale geçebilir. Yolunu şaşırır, rotayı şaşırır, kitapları karıştırır. Doğruyu yanlış, yanlışı doğru görebilir. İsteyerek veya istemeyerek günaha girebilir. Yaşadığı bazı haller sonucu en doğru istikameti bulmakta zorlanabilir. Bütün bunlar normal. İyidir demiyorum, yaşanabilir anlamında normal, yani mümkün. Anormal olan husus, hata ve yanlışta ısrarcı olmak, o tehlikeli alanlarda gezinmeye devam etmektir.
Aslında biz insanlar, her zaman her yerde bir sese, bir işarete, bir kılavuza, rehbere, hatırlatıcıya, ön açıcıya, kulağına güzellikler fısıldayacak birine, ihtiyaç duyarız. Bunun yaşı da başı da yoktur. Kim olursa olsun, hangi görevi icra ederse etsin, allâme-i cihan da olsa buna ihtiyaç duyar.
Bu sebeple tüm bunları bir hakikat çağrıcıları, doğruluk öncüleri, salih amel hatırlatıcıları olarak görmek gerekir.
Kur’an bizim mürşidimiz, Resulullah Efendimiz mürşidimizdir. Sahabe ve devamında gelenler, alimler, arifler, salihler, mücahitler, şehitler, gaziler bizim mürşitlerimizdir.
Cehaletimizi giderecek ilim, bizim için mürşittir.
Bize nasihatte bulunan amcamız, teyzemiz mürşittir.
Temel değerleri, doğruluğu, dürüstlüğü öğreten annemiz, babamız, büyüklerimiz birer mürşittir.
Yolun sağından yürümemizi, yemeğe besmele ile başlamamız Elhamdülillah ile kalkmamızı, büyüklere yer vermemizi, camiye gitmemizi, çocuklara selam vermemizi, yaşlılarla sohbeti, ıslanan birine yardımı, yediğimizden ikram etmeyi öğreten herkes bir yönüyle mürşittir, rehberdir, uyarıcıdır, muallimdir, değerlidir.
Yazının devamı için:https://www.insaniyet.net/bir-mursid-i-kamilimiz-var-mi/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.