• İstanbul 24 °C
  • Ankara 25 °C

Çevre Felaketini Şair Nâbî'ye Sorduk

Eyyüp AZLAL

Dün gece şair Nâbî’yi rüyamda gördüydüm. Bu büyük şairi başka da görme imkanım yoktu. Hazır onu görmüşken Şeyh Galib’in arkasından nasıl konuştuğunu, Hayrabad’ı haksız yere nasıl eleştirdiğini, Osmanzade Taib’in kendisine niçin saygısızlık yaptığını, İstanbul’daki evini kime miras bıraktığını soracaktım da üstad, bunları sormama izin vermedi. Hep “sonra sonra sorarsın, dediydi.

Peki hazır üstad Nâbî’yi görmüşken neyi konuştunuz diye bir soru ile karşılacağımı biliyorum. Malum; çevre felaketi....  Memlekette önce ormanlarımız yandı, sonra aşırı yağmurlar ve sonunda seller yaşandı. Bir çok ev, sel suları altında kaldı. Onlarca insanımız sel sularına kapılıp kayboldu.Hâlâ bulunamayanlar var.

Şair Nâbî, tam da buradan sözü alıp “Bu dünyayı niye yok ediyorsunuz,” dedi. Üstadın bu sorusu karşısında şaşkınlık ve mahcubiyyetim  zirve yapmıştı. Diz çöküp ağlayacak oldum. Fazla üzülmeyeyim diye üstad sarığının içinden sarılı bir papürüs  kağıt çıkarıp bana verdi. Bir padişah tuğrasını andıran bu kağıt, ipekten yapılmış özel bir iple bağlıydı. İpekli ip, kolay açılabilsin diye papürüs  kağıda dülger düğümü atılmıştı.  Hayriname’nin,Hayrabad’ın  şairi hediyesini veriken “Al evladım, nasibinde bu varmış. Sakın bunu kaybetme ve kimseye de gösterme. Akrabalarım Gaffarzadeler bile  gelse zinhar  vermeyesin,”  dediydi.

Hazır  üstadı görmüşken Hattat Hafız Osman Efendi hattıyla hazırlanmış yazma bir divanını imzalı alabilir miyim diye  içimden geçirmiştim. Hafız Osman, Şair Nâbî ile aynı yılda doğar. Aynı mahallede mukim iki arkadaştı. Rivayettir, birgün Şair Nâbi ile  birlikte Üsküdar’dan Eminönün’e geçerken ikisinin de keselerinde parası yokmuş....Rüya âleminin iklimi bozulmasın diye bu hatırayı başka bir zamana bırakalım...

Maalesef öyle olmadı. Şair Nâbî divanının  belki ilk orjinal nüshası bende olacaktı, olmadı... Niye olmadı, anlatayım. Hediyeyi aldıktan sonra efendim bana bir diyeceğiniz var mı diyeceğime papirüs kağıdı açtıydım. Neyseki rüyâ  âlemi devam ediyordu.İmzalı bir “divan”ını alamadık.  Papirüs kağıda ve papirüs kağıtta yazılanlara razı olduk. Kağıtta şu beyit yazılıydı.

“Meyvesi az ise de lezzeti efzun-ter olur

O dırahtın ki hıyâbân-ı sühanda ola pîr”

Bir kağıtta yazılı şiire bir de üstada baktıydım. Efendim bu beyitle nereye varmak istiyorsunuz. Muradınız nedir, diye soracak oldum. Ona baktığımda Şair Nâbî’nin göyüzünde bir yıldız  gibi  gecenin karanlığında kaybolup gittiğine şahid oldum. Bir süre sonra da bu olayın bir rüya olduğunu uyanarak öğrendim.

Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/cevre-felaketini-sair-nabiye-sorduk-4041/

Bu yazı toplam 59 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim