• İstanbul 11 °C
  • Ankara 15 °C

D. Mehmet Doğan: Bu da bir salgın, fakat aşısı yok! Yine Abdülhamid-Âkif meselesi

D. Mehmet Doğan: Bu da bir salgın, fakat aşısı yok! Yine Abdülhamid-Âkif meselesi
Dünya bir yıldan fazla zamandır bir salgınla baş etmeye çalışıyor. Çin’de başlayan salgın İngiltere’de mutasyon geçirerek insanlığı tehdit etmeye devam ediyor.

İnsan bedenini hedef alan öldürücü virüsün tesirini azaltmak için çareler aranıyor. Eninde sonunda bu bulunacak ve sürmekte olan “evrensel korku” sona erecek.

Bu virüs elle tutulur bir vakıa. Zihnimizde yerleşmiş bazı virüsler var ki, hiçbir teknoloji ile tesbit edilemez, fakat tesirleri görülür. Karalama, çamur atma, itibarsızlaştırma ve nihayet tekfire kadar giden bir görünürlük.

Cumhuriyet ideolojisi ile beslenmiş zihinler uzun süre son büyük Osmanlı padişahı Abdülhamid’e saldırmayı bir varlık meselesi olarak görmüşlerdir. Modernlik adına gayretkeşlik edenler, Türkiye’de modernliğin Abdülhamid’le olan açık ilişkisini iptal etmeden Cumhuriyet modernliğinin kendini isbat edemeyeceği kuşkusuyla hareket etmişlerdir. Cumhuriyet modernliğinin öncesiz olduğunu isbat etmek, Abdülhamid’i yok etmekle eşdeğer görülmüştür.

Abdülhamid en kötü olmadan Cumhuriyetin kurucusu en iyi olamaz fikrinin iler tutar yanı yoktur. Cumhuriyetin kurucusu, Abdülhamid’in mekteplerinde okumuştur, Harbiyesinden mezun olmuştur. Her sabah “Padişahım çok yaşa!” diye başlayan öğretim sisteminin bir parçası olarak bu sabah duasına iştirak etmiştir. Sınıf arkadaşı Ali Fuat Cebesoy, Harbiye’de hem beş vakit namaz kıldıklarını, hem de “Padişahım çok yaşa diye” bağırdıklarını anlatıyor.

Bu keskin Abdülhamid düşmanlığının hakikat arayıcıları nezdinde katı bir Abdülhamid taraftarlığına inkılab ettiğine şahid olunur. Kızıl Sultan- Gök Sultan nitelemeleri etrafında sonu gelmez bir karalama edebiyatı ortaya çıkmıştır.

Abdülhamid’in hakkını teslim etmek, henüz Cumhuriyetçi zihnin kabullendiği bir hakikat olmamıştır. Ona kusur isnad ederek, yoksa uydurarak bu yolda devam edenlere hâlâ rastlanmaktadır.

Buna mukabil kusursuz bir Abdülhamid portresi çizerek ona haksızlık edenlere ne demeli? Bunu milletin değerlerini itibarsızlaştırmak için kullanmaları işin en fena tarafıdır. Abdülhamid’i hatasıyla, kusuruyla kabul edip gereken saygıyı göstermeliyiz. Zamanında şu veya bu sebeple Abdülhamid’i eleştirenleri tekfire kadar yürüyenler, Abdülhamid’e gerçekten saygı göstermiş mi oluyorlar? Bir aralar Cemaleddin Afgani ve Abduh üzerinden Mehmed Âkif’e saldıranlar, Abdülhamid’in Cemaleddinle yakınlığı herkesin malumu olunca seslerini kestiler. Abdülhamid mi Afganici, Âkif mi? Hiç şüphe yok Abdülhamid!

Son günlerde bir keşif daha yapıldı. Âkif, Abdülhamid’i eleştiriyor.

Abdülhamid eleştirilemez mi? Âkif de eleştirilir, Abdülhamid de!

Fakat konu Âkif olunca, iş eleştiri ötesine geçiyor, saldırganlığa dönüşüyor.

Âkif dönemindeki kolera salgını dolayısıyla Sırat-ı Müstakim’e mektup yazan bir okuyucuya cevap veriyor. Mektup sahibi kolera salgını dolayısıyla para ile hafızlar tutup memleketin etrafında dolaştırılmasının hükümete tavsiyesini Sırat-ı Müstakim’den bekliyor.

Âkif’in bu usûle itiraz etmesi şaşırtıcı değil. Onun gösterişçi, nümayişçi dindarlıktan yana olmadığında şüphe yok. Bunu dindarane bulmuyor, hatta geçmiş hükümetin bunu istismar maksadıyla kullandığını düşünüyor. Parayla tutulmuş hafızların Kur’an okuyarak sonuç alamayacağını, tıbbın tavsiye edeceği karantina ve tedavi tedbirlerinin sonuç vereceğini belirtiyor. İslâm şeriatinde tıbbın mevkiini anlatıyor, iki üç riyakârın sözüyle yine o şeriata dayanarak en açık hakikatlere karşı gözlerimizi kapatmamamız gerektiğini hatırlatıyor. Kur’an-ı Kerim’in hastalara, ölülere okumak için inmediğini, Kur’an’daki şifanın cahillerin anladığı gibi olmadığını söylüyor.

Âkif, eski yönetimin Rusya hududundaki koleraya karşı en sıkı karantina tedbirlerini aldırdığını, yani doğru olanı yaptığını, bu arada Yıldız’da yüksek sesle tilâvet edilen Buharîlerin hastalığı defetmek için değil, safdil halkın hissiyat-ı diniyesini okşayarak huluskâr bir padişaha ihlâs celbetmek için yapıldığını iddia ediyor.

Bu arada külhanlar dolusu dini kitapların yaktırıldığı iddiası da var.

Abdülhamid döneminde dinî kitaplar yaktırılmış mıdır?

“Hayır yaktırılmamıştır!” diyenlerin sesi çok çıkıyor. Hakikat bağırmaz!

Abdülhamid döneminde Buharî külliyatı yaktırılmıştır. Fakat bunların hatalı nüshalar olduğu söylenir. Yoksa, Abdülhamid Buharî okuyanları ödüllendirmiştir.

Buharî nüshalarının hilafetin kureyşiliği ile ilgili bölümleri yüzünden yaktırıldığı tahmin edilebilir. “Halife ancak Kureyşten olur!” Abdülhamid’in Osmanlı hilafetini korumaya almak için böyle bir şeye tevessül ettiğini düşünebiliriz.

Ya Abdülhamid’in Mason cemiyetlerine para yardımına ne diyeceğiz? Bunu da Abdülhamid siyasetinin bir cilvesi olarak görebiliriz.

Abdülhamid Abdülhamid’dir, milletimizin tarihinde mühim bir rol oynamıştır, Âkif de Âkif’dir. Birine muhabbetimiz diğerine husumete dönüşmemelidir. Abdülhamid dönemine ait bize olumsuz gelen icraatları, o devrin şartları içinde düşünmeliyiz, aynı şeyi Âkif’in eleştirileri için de dikkate almamız gerekir.

İnsanlığın bedenini tehdit eden virüsler aşılarla önleniyor. Zihnimizdeki yerleşik virüsler için ne yazık ki, henüz bir aşı icad edilmedi!

 

Bu haber toplam 1094 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim