• İstanbul 21 °C
  • Ankara 20 °C

D. Mehmet Doğan: “Din”in düşmanıyız, isimlerde bile!

D. Mehmet Doğan: “Din”in düşmanıyız, isimlerde bile!
Bana soranlar oluyor. Neden herkes “Nurettin” şeklinde yazarken Topçu’nun ismini “Nureddin” olarak yazıyorsun? Ömer Seyfettin değil de “Ömer Seyfeddin” diyorsunuz?

Artık sadece “Hamit” kelimesini biliyoruz. Abdülhak-hamit’le Abdül-hamit’i aynı sanıyoruz. Bu bir hâfıza silme oyunu. Köklü kültürümüze ve şahsiyetlerimize saygısızlık çalımı. Ve biz bu çalımı 80 küsur yıldır yiyip kıç üstü oturmuşuz.

Gerçeği söylemek ve doğruya çağırmak, o zaman mümkün değilmiş. İsimleri bu saldırıya maruz kalanlar sadece kendi aralarında nükte yapabilmişler. Hicve bile imkân/cesaret yok.

Nihad Sâmi Banarlı, Türkçe’nin Sırları’nda nakleder:

“Bu mevzûda en güzel ve unutulmaz nükteyi hem dili hem edebiyatı iyi bilen iki eski adam yapmıştı. Şâir Abdülhak Hâmid ile müderris Ferid (Kam) Bey.

İsimleri evvelce Hâmid ve Ferîd sesleriyle yazılan bu iki dil ve sanat büyüğü arasında, D lerin T olmasına emir (?) çık­tığı zaman şöyle bir konuşma olmuştu: İsmi Hâmit kılığına sokulan şâir, adı Ferit sertliğine bürünen müderrise (profesöre):

-Nihayet senin de kuyruğuna bir (it) takdılar,

demiş ve ondan şu cevâbı almıştı:

-Benim hiç olmazsa fer'imi bıraktılar. Senin adın hem ham hem de it olmak tehlikesi içinde ya...

Nitekim öyle oldu. Bugün nice kimselerin ağzında bu kıy­metli ad artık ham-it'dir. Kelimeyi bu hâle düşürenler utansın.

Ama, utanmazlar ki...”

“Fer”in “Aydınlık, parlaklık, nur ve güç, kuvvet” gibi anlamları olduğunu belirterek devam edelim:

Hâmid, yani Abdülhak-hâmid. Hamîd, bir de Abdül-hamîd var. Şimdi bu iki isim de “Hamit” olarak yazılıyor…

Abdülhak Hâmid’dir yani hamdeden حامید, diğeri Abdül-Hamîd’dir, yani övülmeye lâyık حمید. İki kelime arasında anlam farkı olduğu gibi, osmanlıca yazılış farkı da vardır. Şimdi hiçbir fark kalmamıştır. Ha Abdülhak-Hamit, ha Abdül-Hamit!

En acısı da, şehid’in şehit yapılması!

“Ey şehit oğlu şehit!”

Bu şehide saygısızlık, şaire saygısızlık, millet saygısızlık! Hep beraber tekrarlayalım:

“Eş şehid oğlu şehid isteme benden makber!

Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber!”

*

O zamanın dilcilerinin, imlâcılarının “incelikleri” saymakla bitmez!

Bütün kelime sonlarındaki “din”ler “tin” yapılmıştır.

Selahaddin ne demek? Dinin iyiliği, barışı demek. Bu Kudüs fatihine yakışan bir isimdir. Onlar yaptı Selahat-tin. Ne demek: Tinin iyiliği. Tin ne? Eski türkçede ruh demekmiş! Nureddin, dinin nuru, aydınlığı. Seyfeddin dinin kılıcı. Kemaleddin, dinin olgunluğu. Necmeddin, dinin yıldızı…

Şimdi bu isimler söylendiğinde bir “tin”lemedir gidiyor!

1930’larda “din” düşmanlığı kelimelere ve isimlere bile sıçratıldı desek, yanlış olmaz. İsimlerin dinle alâkası “tin”leştirilerek kesilmek istenmiştir.

Nâzım Hikmet’in “düşmanıyım asaletin kelimelerde bile” deyişini buna uygulasak, hata olmaz: Düşmanıyım “din”in isimlerde bile!

Türkçe kelimelerin son harfinin sert sessizle bittiği görüşünün Giritli Ahmet Cevat (Emre)’dan kaynaklandığı söylenir. B değil, p, c değil ç, d değil t. Bütün yumuşak sesdeşle/sessizle biten kelimelerin sonu sertleştirilecektir. Emir demiri keser. Kalb “kalp” olur. Böylece kalp’la kalb’i ayırmak mümkün olmaz! Komisyon’da ünlü edebiyatçı Yakup Kadri de vardır, bu densizliği Mustafa Kemâl’e şikâyet eder. “Benim adımı Yakup yapmaya çalışıyorlar. Bu isim beynelmileldir, her yerde ‘b’ ile yazılır. Tevrat’ta Jacob diye geçer, Kuran’da Yakub denilir”. Paşa’nın cevabı şu olur: “Abe birader, sen de beynelmilel bir isim almasaydın.”

Beynelmilel isimler böylece “millileştirilmiş” mi olur acaba?

Şu isimlere bakalım: Donald, Edmund, Edward, Harold, Lloyd, Richard, Ronald…Bunlar Donalt, Edmunt, Edvart, Harolt, Lloyt, Richart, Ronalt yapılmış mıdır? Aksine, TDK İmla Kılavuzu’nda batı dillerinden geçen isimlerin kendi imlâlarıyla yazılacağı kaidesini koymuştur!

Kendi kültürüne müdahale et, istediğin şekli ver, batılıya boyun eğ!

cumhuriyet.jpg

Cumhuriyet, 29.8.1936

 

Mehmed ve Muhammed birdi!

Bizim adımız da tabiatıyla operasyon kapsamında. İsmimiz Mehmed’ken Mehmet yapıldı. Muhammed ile Mehmed’in osmanlıca yazılışları aynı. Halk Muhammed yazar, Mehmed (eskiden Mehemmed) veya Mehmet okurdu. İsmin aslıyla bağı devam ederdi. Şimdi Türkiye’de çok sayıda Mehmet var ve bilhassa son yıllarda çocuklara çok sayıda Muhammed ismi de veriliyor.

Al sana bir ikilik daha!

Bu haber toplam 847 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
  • Mustafa Özcan: Harki rejimi08 Temmuz 2020 Çarşamba 13:54
  • İsmail Yaşa: Vatiyye’ye niye saldırdılar?08 Temmuz 2020 Çarşamba 13:50
  • Ergün Diler: Oyunbozan08 Temmuz 2020 Çarşamba 11:48
  • Ayhan Demir: Sancak’ımız düşmesin08 Temmuz 2020 Çarşamba 11:47
  • Arslan Tekin: Başbağlar sızısı08 Temmuz 2020 Çarşamba 11:45
  • Ahmet Doğan İlbey: Sadra şifa bir kitap: “Evin mahremi olmak”08 Temmuz 2020 Çarşamba 10:59
  • Cemil Meriç, Berke Vardar ve Uydurukça08 Temmuz 2020 Çarşamba 10:41
  • Yavuz Bahadıroğlu: Dünyayı değiştirmek ister misiniz?08 Temmuz 2020 Çarşamba 10:38
  • Mensur Akgün: Fransa-Türkiye ilişkilerinde gerginlik08 Temmuz 2020 Çarşamba 10:34
  • Hasan Bari Yalçın: Türkiye’nin küresel aktör olma arayışı08 Temmuz 2020 Çarşamba 10:30
  • Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim