• İstanbul 21 °C
  • Ankara 19 °C

D. Mehmet Doğan: Eski mevzulara parlak cevaplar!

D. Mehmet Doğan: Eski mevzulara parlak cevaplar!
“Alfabe inkılâbı” 20. yüzyılda yalnız Türklerin başına sarılmış büyük bir belâdır! Hem Sovyetler birliği hâkimiyetindeki Türklerin alfabesi değiştirilmiş, hem kapitalist bloktaki “müstakil” Türkiye’de harf inkılâbı yapılmıştır.

Sovyet âlemindekiler 1920’li yıllardan beri habire alfabe değiştiriyorlar. Önce Latin alfabesine geçirildiler, sonra her bir lehçeye ayrı kiril alfabesi dayatıldı. Sovyet sistemi çökünce eski, yani ortak alfabeye dönülebilir miydi? Türkiye bin yıllık alfabesinde ısrar edebilecek tek müstakil ülke idi. Eğer biz alfabemizi değiştirmese idik, Sovyet sonrası dönemde bütün Türklerin tek ortak alfabesi olabilirdi. Şimdi Latin alfabesi üzerinde bir ortaklık kurulmaya çalışılıyor. Fakat fonetik, sesçil alfabe yüzünden alfabeler farklılaşıyor. Yani Latin harfleri türkîlerin ortak dil hedefini karşılamıyor.

Örnekleyelim: Gaspıralı şimdi Bahçesaray’da Tercüman’ı Latin harfleri ile çıkarsa, Kırım’dan öteye geçemezdi. Halen İstanbul’da, Bakü’de, Aşgabad’da, Kazan’da, Taşkent’de, Bişkek’te, Astana’da veya diğer merkezlerde yayınlanan gazeteler, dergiler bütün Türk dünyasında rahatlıkla okunup anlaşılamıyor. 20. Yüzyılın başında bütün Türklerin (hıristiyanlaştırılmış Yakutlar hariç) tek alfabesi vardı, ya şimdi?

Geçenlerde yine harf inkılabı bahsi açıldı. Bu bahis açılınca Osmanlı alfabesini öğrenmenin zorlukları üzerinden Latin alfabesine geçiş de konuşulur elbette. Hatta ebedi şefimiz Latin harflerine geçince bütün milletin üç beş yıl içinde okur yazar oluvereceğini Sarayburnu konuşmasında söylemişti. Bu mucize onun sağlığında gerçekleşmedi! (1938’de okur yazarlar % 20 civarında) O parlak 10 yılda gerçekleşmeyen mucize için iki binli yılları bekledik. Ancak son yıllarda ülkemizde yüzde yüze yakın okur yazarlığa ulaşabildik.

Geri kalmakla alfabe arasında bir bağ kurulduğu açıktır. Latin alfabesine geçince bu konu hal yoluna girecek, şıpın işi muasır medeniyet seviyesine çıkılacaktır. Bunun böyle olmadığını tecrübe ile gördük. Alfabe değişikliğine karşı çıkanlar ise ilerleme, muasır medeniyete yükselme ile alfabenin bağlantısı olmadığını Japonya örneğine bakarak cevaplarlar.

Japonya o zor şekil alfabesini değiştirmeden dünyanın ileri ülkelerinden biri olmuştur. Bu konuyu hem dışarıdan hem de içeriden konuştuğunu söyleyebileceğimiz Aliya İzzet Begoviç’in de mesele edindiğini görüyoruz:

“Japon ve Türk devrimcilerin felsefeleri arasındaki farklılıkların en belirgin şekilde ortaya çıktığı yer alfabedir. Türkiye, dünyanın en kusursuz ve en yaygın alfabelerinden biri olan 28 harfli Arap alfabesini kaldırırken, Japonya, Romaji Latin alfabesi kullanma talebini reddetmiştir. Japonya, karmaşık alfabesini kullanmaya devam ederek, devrimden sonra 46 karakterin yanı sıra, Çin yazı sisteminde 880 karakteri de kendi alfabesine uyarlamıştır. Günümüzde Japonya’da okuma-yazma bilmeyen yok, Türkiye'de ise Latin alfabesine geçişin üzerinden kırk yıl geçmesine rağmen 1968'de ülke nüfusunun yüzde ellisi okuma-yazma bilmiyor. Bu öyle bir sonuç ki, bu durumu kör bile görebilir.” (Aliya İzzetbegoviç: İslâm Deklarasyonu, 1968)

Aliya’nın ifadesinde kızgınlıkla hayal kırıklığını hissetmemek mümkün değil. Osmanlı harfleri Türkiye’de değiştirilmese idi, Boşnaklarla alfabe ve dil yakınlığımız devam edecekti. Türkiye’de yapılan “inkılâp” bunun önünü kesmiştir. Bosna’da Osmanlı alfabesinin sürdürülmesi, türkçe yayın yapılmasını da teşvik ediyordu. 20. yüzyılın başında Boşnakça ve Türkçe yayınlanan Behar dergisindeki şu ifade dikkat çekicidir:

“Şarkın İslâm’ın beşiği olması, kendilerinin de Müslüman olması hasebiyle Arap alfabesi ile yazılan Şark dillerine meylimiz tabiidir...Kur’an’ın nâzil olduğu Arapçadan sonra en mühim lisan Türkçedir. En çok bu dile bağlıyız. Bosna Hersek Müslümanları için en önemli dil Türkçedir. Bunun pek çok sebebi vardır. Birincisi İslâm dinine dair pek çok kitap bu dille yazılmıştır. İkincisi Türkçe, Hilafet makamını elinde bulunduran büyük İslâm coğrafyasının resmî dilidir. Türkçe ana dilimiz olmamakla beraber yine bu lisandan vaz geçemeyiz..”

Alfabe değiştirmek çözüm değildi, bin yıllık alfabemizi kullanmaya devam etmeliydik, tezine karşı eski Tarih Kurumu başkanlarından biri çok parlak bir cevap verdi: Japonlar kendi alfabelerini kullanıyorlardı, o yüzden değiştirmediler. Biz de Orhun alfabesini kullansaydık, değiştirmezdik!

Bu parlak cevabı, saflıkla veya belahatle bir hayli alkışlayan oldu. Ne diyelim? Cehalet insanı mutlu kılar!

Peki Japonların alfabesi kendilerinin miydi? Japonca üç farklı yazı sistemi ile yazılıyor, kanji denilen çince karakterler, çince karakterlerden uyarlanan iki hece yazısı hiragana ve katakana

Cevap parlak da hakikat karşısında ne hükmü olabilir?

Bu haber toplam 590 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim