• İstanbul 16 °C
  • Ankara 11 °C

D. Mehmet Doğan: Madalyam var kırmızı şeritli!

D. Mehmet Doğan: Madalyam var kırmızı şeritli!
Belki Millî Mücadele’nin ilk kurşunu değildir ama, en tesirli kurşunu burada atılmış ve hedefine varmıştır.

Mücadeleyi bütün muhtevası ile ifade eden iki kelime: Vatan ve namus; işte burada bütün yalınlığı ile tecessüm etmiştir. İşgal askerlerinin hamamdan çıkan Müslüman hanımları peçelerini açmaya zorlamasına ilk tepki Çakmakçı Sait isimli gençten gelir. Said’in şehid edilmesi hamamın hemen karşısında süt satan İmam’ı harekete geçirmiş ve bir atışta Fransız üniformalı Ermeni asker yere serilmiştir. Mesleği değil, adı İmam olan sütçü, böylece anasının ak sütünü emmiş bir Maraşlı olarak gerekeni yapmıştır.

Annem beni yetiştirdi bu ellere yolladı

Al sancağı teslim etti Allah'a ısmarladı
….

Sütüm sana helâl olmaz saldırmazsan düşmana!

Fransızların şehri işgalinin henüz üçüncü günüdür… Sütçü İmam’a annesinin ak sütü helâl edilmiştir, şüphesiz!

Bu hadisenin geçtiği yere 1936’da bir çeşme yapılmış. Bu basit çeşmenin üzerinde “Sütçü İmam Türk namusunu burada silâhı ile korudu” ibaresi vardır. 2018’de bu çeşmenin yerine 6 cepheli, şadırvan tarzı güzel bir çeşme yapılmış ve aynı ibare muhafaza edilmiştir.

1-099.jpg

Çeşmenin karşısında “Dijital Kurtuluş Müzesi” tabelası dikkati çeker. Bu Uzunoluk Hamamı’dır. Harap olmuş olan bina 2009’da ihya edilmiş ve işte artık o “Dijital Kurtuluş Müzesi”dir. Yine belli resimler, canlandırmalar, fakat panaroma müzesine göre daha kısa ve tesirli bir metin.

Bir şeyin heykelini dikmek, resmini çizmek, canlandırmasını yapmak hayal ediş melekemize ket vurmak gibi gelir bana. Bunları görmektense, kahramanları ve olayları tahayyül etmeyi tercih ederim. Hiçbir heykel, resim, canlandırma… tahayyülümüzün eşiğine yetişemez!

Son durağımız Maraş Kalesi!

Bayrağımızın yüzlerce yıllık mekânı. İşte bayrak o mekândan kaldırılınca, kıyamet kopar! Ulucami-Kale hattında bir kıyamdır bu. Cuma namazı için toplanmış cemaat galeyan halindedir. Camiin imam-hatibi Rıdvan Hoca işareti verir: Maraş kalesinde Fransız bayrağı dalgalanıyorsa, hür bir ülkede yaşamıyoruz demektir, hür olmayan beldede Cuma namazı kılmak câiz değildir…

Şimdi bize tırmanılamaz gibi görünen tepeye, Allah Allah nidalarıyle bir hamlede çıkılmış ve Fransız Bayrağı sökülüp, bayrağımız direğe çekilmiştir. 

Orada bir bayrak anıtı var. Bu anıtın kitabesine 1930’larda yazılan ibareye Maraş’tan başka yerde rastlamak mümkün değildir: “28 Teşrinisani 335 (28 Kasım 1919) cuma günü Türk Maraş; silah gücü ile inen bayrağını iman gücü ile yeniden dalgalandırdı.”

2-089.jpg

Bu cümleyi bugün kurmak bize kolay görünebilir. 1936’da böyle bir cümlenin kitabeye kazınması hiç de kolay değildir! Hâlâ okutulmakta olan İnkılâp Tarihi kitaplarında “iman gücü”ne bir atıf bulmak mümkün müdür?

Daha önceki gelişlerimizde defalarca çıktığımız kalenin ciddi bir tamirden geçtiği, neredeyse yeniden yapıldığı anlaşılıyor. İçerisi bir dinlenme alanı olarak düzenlenmiş. Belki de madalya anıtlarının en fazla ilgi çekeni burada. Çünkü bu anıt, resim çektirmek isteyenlere kolaylık sağlayacak şekilde yapılmış!

Maraş mücadelesini nasıl kendi gücü ve kararlılığı ile sonuca ulaştırdıysa, Ankara’nın madalya vermek maksadıyla Millî Mücadele’ye katılanların listesini istemesine de kendine mahsus cevabı verir: “Maraş'ta Millî Mücadele'ye katılmayan tek bir fert bile yoktur.”

Şehir adına söylenen bu söz, hedefine varır. Madalya şehre verilecektir!

Şehirlerimizin kurtuluş yıldönümlerinin nasıl kutlandığını hepimiz iyi kötü biliriz. Çoğunda bu bir yasak savmadan ibarettir. Belki de bir tek Maraş’ta böyle değildir. 12 Şubat gerçek mânasıyla herkesin katıldığı bir bayram olarak kutlanır.

Maraş kendini kurtarmıştır, bunu yapmaya da mecburdur. Çünkü şehirde dörtte bir oranında Ermeni nüfus vardır ve 1915’te Ermeniler Zeytun’da ayaklanmıştır. Şimdi de Fransız işbirlikçisi olarak Maraş’ı ele geçirmek istemektedirler. Bunun ancak bir katliamla olacağı da açıktır.

3-086.jpg

Kalede madalya anıtı önünde: Fevzi Şahin (mihmandarımız, 12 Şubat bayrak asma törenlerinde Müdafaa-yı Milliye Reisi Aslan Bey olurmuş), Mehmet Kurtoğlu, D. Mehmet Doğan, İbrahim Ulvi Yavuz. Arkada: Ali Osman Kurt

Millî Mücadele’de yararlılığı görülenlere İstiklâl Madalyası verilmesinin daha mücadelenin başlarında düşünüldüğü anlaşılıyor. 29 Kasım 1920’de Meclis 66 sayılı İstiklâl Madalyası kanunu kabul etmiş ve kanun 4 Nisan 1921 tarihinde yürürlüğe girmiştir. İlk İstiklâl Madalyaları 21 Kasım 1923’de verilmeye başlanmış, 1 Kasım 1926 tarihine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce verilmiş, bu tarihten sonra gerektiğinde Millî Savunma Bakanlığı vermiş.

Elbette Maraş İstiklâl Madalyasıyla övünmekte haklıdır. Fakat bunun bir “madalya fetişizmi”ne dönüşmesine ne demeli.

Maraş’tan başka İstiklâl Madalyalı şehir var mıdır? Kastamonu’nun ilçesi İnebolu’ya 9 Nisan 1924 tarihli TBMM kararıyla İnebolulu kayıkçıların gayretleri ve yararlıkları sebebiyle beyaz şeritli İstiklâl Madalyası verilmiştir.

Maraş, 1972’de Kahraman unvanını alınca, aralarında ezelî rekabet olan Urfa da harekete geçmiş ve 1984’te de Şanlı olmuştur! Unvan konusunda olduğu gibi, madalya konusunda da rekabet Gaziantep ve Urfa’nın da Maraş gibi madalya talebinde bulunmasına yol açmıştır. Gaziantep 2008’de, Şanlıurfa ise 2016’da “madalyalı şehir” olmuştur!

Maraş’ın kendini kurtarması, “Kurtuluş savaşı” ile ilgili “kurtarıcılık” imajına sığmadığı için daha sonraları pek de makbul sayılmamıştır. Şehirde şapka devrimine tepki gösterenlerin olması, rejim nezdinde geri plana itilmesine yol açmıştır. Gazi Mustafa Kemal 1933 yılında demiryolu ile Türkoğlu üzerinden Narlı'ya gelmişse de buradan öteye geçmekten imtina etmiştir. Mesafenin yaklaşık 30 kilometre olduğu bilinirse, bunun şehre karşı bir tavır olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Maraş’ın devlet nezdinde ilgi görmesi için 1950’leri beklemek gerekmiştir.

İstirdat:

Maraş ve kurtuluşu ile ilgili okumalar yaparken resmen “tarihçi” sıfatı taşıyan bir zatın zırvaları ile karşılaştım. Meğer Maraş’ta şapka yüzünden kimse asılmamış! Asılanlar hırsızmış!

Bu eblehane iddianın neresini ciddiye alalım?

Meğer hırsızlık o zamanlar idamla cezalandırılıyormuş!

Hangi kanunun hangi maddesine göre?

Hadi bunu bir kenara koyalım. İstiklâl Mahkemelerinin hırsızlık gibi âdi suçlarla uğraştığı nerede görülmüş? Memlekette hukuk mahkemeleri, ceza mahkemeleri yok mu?

 

Bu haber toplam 350 defa okunmuştur
  • Yorumlar 1
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Diğer Haberler
    Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
    Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim