D. Mehmet Doğan: Yüzüncü yıla doğru…

D. Mehmet Doğan: Yüzüncü yıla doğru…
Cumhuriyet’in 100. Yılına giriyoruz, 99 yılı geride bıraktık.

Az zaman değil. Fakat bu süre içinde en başta cumhuriyet kavramında ittifak edemedik, sahih bir cumhuriyet tarihi yazılması konusunda bir uzlaşmaya varamadık; netice olarak kendini “cumhuriyetçi” olarak ilan eden bir zümrenin ideolojik taleplerine göre kutlamalara hazır olmalıyız.

2023: Daha fazla kültleştirme, daha fazla Anıtkabir ziyareti, daha fazla 10. Yıl marşı!

Öğretim sisteminde inkılâp tarihi kadar süreklileştirilmiş bir tarih dersi hâlâ yok. Her kademede inkılâp tarihi, her kademede kültleştirme. Şunun farkında değil gibiyiz: Yanlışı sürekli tekrarlamak ve yeni nesillere doğru tarih öğretmemek gelecek tahayyülümüzü zehirliyor.

            Ne için “Millî Mücadele”?

Millî Mücadele’den cumhuriyete geçiş sürecini mantıklı bir çerçeveye oturtmadan, yakın tarihimizi ve cumhuriyeti doğru şekilde anlayamayız. Millî Mücadele, Osmanlı Devleti’nin ayakta tutma, meşruti idarenin sürdürülmesi iddiasıyla başlamıştır. Bu bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından her fırsatta ifade edilmiştir.

Paşa hiçbir zaman Osmanlı Devleti’nin yıkılacağını, hilafetin kaldırılacağını, cumhuriyete geçileceğini beyan etmemiştir. Medreselerin ve tekkelerin kapatılacağını, din öğretiminin yasaklanacağını, Latin harflerine geçileceğini, türkçe ezan okutulacağını, şapka inkılâbı yapacağını hiçbir yerde söylememiştir. Hiçbir zaman milletten bunları yapmak için destek istememiştir. Dava “din ü devlet, mülkü millet” davasıdır. Millet Devlet’in devamı için seferber edilmiş, aynı zamanda dinimizin de düşmanı olan işgalcilerle karşı şehadet göze alınmıştır.

“Ey millet, Osmanlı Devleti’ne son vereceğiz, cumhuriyet ilan edeceğiz!” denildiğine dair bir bilgisi olan varsa, bunu ortaya koysun, biz de aydınlanalım.

Peki cumhuriyete geçiş süreci nasıl bir seyir takip etmiştir?

23 Nisan Meclis’ini teşkil edenler büyük bir bütünü gözeterek bu ülkenin geleceğini inşaa için yola çıktılar. Bu uğurda her türlü fedakârlığı göze aldılar. Fakat, İttihatçı klik Meclis içinden Müdafaa-yı Hukuk Grubu icad etti. Hüseyin Avni, bu isimde bir grup oluşturulmasını şu cümlelerle eleştirir: “Meclisteki bütün mebuslar zaten kurulan grubun programını oluşturan esas madde­lerin gerçekleşmesi için çalışmaktadır. Böyle bir grubun kurulması Meclis'te bu gayeye aykırı çalışanların mevcut olabileceği intibaını doğurmaktadır.”

Tabiî maksat başkadır, zaferden sonra 2. Grup olarak nitelenen Meclis’in demokratik ve muhafazakâr kesimi büyük ölçüde tasfiye edilir. 2. Meclisi, Mustafa Kemal Paşa seçer. Onun listesinde olmayan 2 kişi vardır Meclis’te: Kadirbeyoğlu Zeki ve Nureddin Paşa! Cumhuriyet’in ilanının darbe şeklinde olduğunu anlamak için sadece M. Kemal Paşa’nın Nutkunu okumak yeter. Paşa Nutuk’ta Millî Mücadele’nin öncü kadrosunda yer alan birçok isme bile haber vermeye gerek görmediğini övünme makamında söyler.

            İngiliz temsilcisi: Cumhuriyet ilan edin!

Mustafa Kemal Paşa’nın gündeminde halka ilan edilmiş bir cumhuriyet fikri yoktur, fakat 27 Kasım 1919’da Erzurum’daki İngiliz temsilci Yarbay Rawlinson Kâzım Karabekir’e “Cumhuriyet idaresine geçin, İstanbulu başkent olmaktan çıkarın, İngiltere size yardım edecektir” der. Rawlinson, İngiliz Hariciye Nazırı Lord Curzon’un yeğenidir. Curzon’un Lozan Konferansı’nın baş aktörü olduğunu hatırlattıktan sonra, Kâzım Paşa’nın Rawlinson’a gereken cevabı verdiğini, durumu Mustafa Kemal Paşa’ya telgrafla bildirdiğinde de“tarafınızdan verilen cevaplar millî prensiplerimizin ruhunu kapsadığından teşekküre lâyıktır” cevabını alır.

Bize “cumhuriyetçi”lik pazarlayanlar, “neden İngiltere krallık?” sorusunu sormazlar. Biz cumhuriyetle övünürken, batı dünyasında İngiltere başta olmak üzere kırallıklar devam ediyor. Türkiye’de cumhuriyet ilan edildikten sonra kırallıktan vazgeçen ülke var mı Avrupa’da? Alman ve Avusturya imparatorluklarının 1. Dünya savaşı mağlubiyeti üzerine yıkıldığını biliyoruz, tabiî biz cumhuriyet ilân etmeden önce! Alman ve Avusturya imparatorluklarını yıkan güç Osmanlı imparatorluğunu da yıktı! Bu gücün Britanya İmparatorluğu olduğunda şüphe yok. 20. Yüzyılın başına gelindiğinde, İngiliz siyasetinin Osmanlı Devleti’nin yıkılması, topraklarının parçalanması üzerinde yoğunlaştığı bilinmez değildir. İngiltere-Rusya anlaşması da bu merkezde idi. Daha sonra Fransa ve İtalya da bu emperyalist paylaşıma katıldı.

1.Dünya Savaşı’nı fırsata çeviren İngiltere Almanların mağlubiyeti kabul etmesinden sonra Osmanlı devleti ile ilgili projeyi ugulamaya koydu. Bizim bu projeye karşı tavrımız Misak-ı Milli’dir. Misak-ı Millî şu kabule dayanıyor: Osmanlı Devleti Arapların çoğunluk teşkil ettiği coğrafyayı bırakacak, bu bölgenin kuzeyinde bulunan Türk (ve Kürt) çoğunluklu bölgeler Misak-ı Millî sınırları olarak korunacak. Misak-ı Milli esasen Osmanlı Devleti’nden vazgeçmenin ilk adımıdır.

Halep’in kuzeyinden geçen, Musul ve Kerkük’ü içine alan sınırlar ne yazık ki, barış masasında savunulamadı, Hatay hariç, bugünkü hudutlara razı olmak zorunda kalındı. Asıl mesele toprak meselesi değildi. Osmanlı Devleti’nin şeklen de olsa devam etmesi, dünya gücü İngiltere tarafından uygun bulunmadı. Osmanlı merkezinin topraktan çok saltanat ve hilafetin devamında ısrarı aslında tam da buna işaret ediyordu.

Saltanatın kaldırılması Osmanlı devletinin yıkılmasının ilanıdır! Cumhuriyet bir anlamda bugün ilan edilmiştir (1 Kasım 1922). Saltanat lağvedilmiş, barış konferansının yolu açılmıştır. İsmet Paşa Lozan’ın yolunu tutar. Belirtilen günde Konferans’ın toplanacağına dair bir emare yoktur. İngiliz Hariciye nazırı Curzon, Vahidetdin’in İstanbul’u terk etmesinden bir gün sonra Lozan’a gelir ve 20 Kasım’da bizim “Lozan Konferansı” dediğimiz “Yakın Şark İşleri Konferansı” açılır…

Türkiye’nin sadece siyasî sınırları değil, yönetim yapısı da belirlendi Lozan’da. Bu süreçte cumhuriyet mecburiyetti. 24 Temmuzda Lozan Andlaşması’nın imzalanması, yeni devletin programının erken ilânı idi aynı zamanda. İmza töreniz resmine dikkatli bakanlar şapka inkılabının 25 Ağustos 1925’te değil, 24 Temmuz 1923’te yapıldığını göreceklerdir. Lozan’ı imzalayan Türk heyetinin silindir şapkalarının içinden tavşan değil, cumhuriyetin ilanı dahil bütün inkılâp tarihi çıkacaktır!

Andlaşma yıldırım hızıyla, bir ay sonra TBMM’de tasdik edilir, ama İtilaf devletlerinin askeri gücü İstanbul’dan çekilmemiştir. İşgal güçlerinin çekilmesinin ardından Ankara’yı yönetim merkezi yapan kanun Meclis’te kabul edilir. Yönetim İstanbul’u hükümet merkezi yapmama garantisini vermeden işgalciler İstanbul’u terk etmemişlerdir.

Cumhuriyetin oybirliği ile ilan edilmesi övünme sebebidir. Meclis’te 158 vekil vardır. Bu sayı Meclis tam sayısı 291’in yarısından biraz fazladır. Diğer vekiller neden bugün Meclis’te değildi; ki bu önemli kişiler arasında Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele gibi Millî Mücadele’nin önde gelen simaları da vardır. Bu mühim şahsiyetler Ankara’da değildi, gelmeleri beklenmedi. Ya Ankara’da olanlar neden katılmadı? Muhalif olarak bilinenlere katılmamaları yönünde haber gönderildi ve evlerinin önüne polis dikildi!

Cumhuriyetin bu şekilde ilanı, daha sonraki yönetim tarzını tayin etti. Halkı yok sayan, onun ötesinde Millî Mücadele’nin öncü kadrolarını dahi dikkate almaktan kaçınan bir tavır, demokratik ve katılımcı bir siyasi sistem oluşturabilir miydi? Mantık yürütmeyi bir yana bırakalım, olanlara bakalım. Cumhuriyet’ten sonra Kuva-yı Milliye ruhu ayakta tutularak, yani millet arkaya alınarak büyük bir kalkınma hamlesi yapılabilirdi. Bunun yerine inkılap namı altında milletin değerlerini sarsmaya yönelik uygulamalara girişildi. Halk inancına, kültürüne, örf ve adetine müdahalelerden rahatsız oldu. Cumhuriyetçiler bu rahatsızlıkları şiddetle bastırarak yollarına devam ettiler.

“Cumhuriyetin kuruluş değerleri”ni sürdürerek gerçek cumhuriyet tesis edilemezdi, edilemedi. Türkiye’de gerçek anlamda cumhuriyet çok partili hayata geçildikten sonra kuruldu. Fakat ideolojik merkezi teşkil eden asker ve sivil bürokrasi gerçek cumhuriyeti değil, ideolojik cumhuriyeti esas aldı. Her demokratik hareketi ilke ve inkılaplara aykırı olarak ilan ettiler ve her darbe antidemokratik cumhuriyeti yeniden tesis maksadıyla yapıldı.

Cumhuriyet’in 100. Yılında bu konuların serbestçe tartışılacağını ümid ediyoruz!

indir-011.jpg

gerçek hayat 1085.sayı
kasım 2022

    

    

 

Bu haber toplam 581 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim