• İstanbul 20 °C
  • Ankara 13 °C

Dağkapı'da Keko'yu gördüm

Eyyüp AZLAL

Yazacağım yazılar öncesinde bazen uzun yürüyüşler yaparım. Hele bu uzun yürüyüşler, daha önce görmediğim, gezmediğim diyarlardaysa yazı maceram başka mecralara kayıyor. Bu diyarlarda kâinattaki kudret nakışlarını hatırlarım. Nedir bu kudret nakışları? Osman Nuri Topbaş Hocamız anlatıyor. “Kâinattaki kudret nakışları âdeta sessiz ve sözsüz ilâhi şiirlerdir. Bu şiirleri okuyabilmek, kalplerdeki duyuşların derinliği nispetinde mümkündür.

Kâinattaki kudret nakışları, son yolculuğumda Diyarbakır’da karşıma çıktı. Dağkapı’da esip gürledi. Diyarbakır otogarında minibüsçülerin heyecanla bağırdığı Dağkapı’da. Dağkapı, Diyarbakır kalesinin Elazığ’a açılan kapısı olduğundan buraya Harput Kapı da denilmişti. Dağkapı’dan iç kaleye nakaratları eksik bir türkü eşliğinde yürürken Keko’yu gördüydüm.  Keko’yu görmemle türkünün diğer nakaratını hatırlamam bir olmuştu. Keko, bana sadece nakaratını unuttuğum türküyü değil Osman Nuri Topbaş Hocanın anlattığı kâinatın kudret nakışını da hatırlatmıştı.  

Keko, kâinata daha sunulmamış soyut esenlik hazinesi gibiydi. O, Dağkapı’dan iç kaleye giden yolda meyan şerbeti satar. Diyarbekir’in iç kalesinde bir yol şiiri gibi karşınıza çıkar. Onda şiire bulanmış bir dağ havası var. Biraz Cahit Sıtkı Tarancı, biraz Ahmet Arif, ama daha çok Sezai Karakoç havası da vardı onda. Keko’yu konuşturmak bir mesele. Konuşunca da her sözü yaranıza merhem oluyor. “Hayır” duadan başka yoktur “başka söz” onun dosyasında. 

Bana sorarsanız Diyarbekir’i. Keko diye cevap veririm. Başkaları bir turist marifetiyle gezerken Roma döneminden kalma Havsel bahçelerini, İç kaleyi, Seksen iki burcu; benim gezmekliğim ise Keko’da son buluyor. Çünkü Onda yaşanılmış tarihin özünü buluyoruz, kendi hikâyemizi buluyoruz. Keko, Diyarbekir’de ecdadın ve tarihi mirasın fahri bekçisidir. Onda daha tükenmemiş, umutların ve değerlerin saklı olduğunu gördüydüm.

Keko, sözün ustası değildi belki. Ama şerbetin, meyan şerbetinin ustasıydı. Söz gelir onu bulurdu. Keko’nun mekânı Diyarbakır’da Nebi Camii civarındaydı. Mekân dediysem öyle ahamlı şahamlı bir dükkân değildi. Belediyenin seyyar satıcılarını zabturabt altına almak için oluşturduğu küçük tezgâhlardan birine sahipti Keko.  Bu tezgâhları belediye mi yapmıştı, onlar mı, bilemiyoruz.

Keko’nun tezgâhında geçmiş yıllara ait fotoğrafları vardı. O fotoğraflarda Keko, meyan şerbetini sırtında şerbetçi güğümü ile taşıdığı yıllara aitti. Merhum babasının da sırtında şerbetçi güğümü varmış. Diyarbekir Küçeleri, “şerbetçi, şerbetçi, meyan şerbeti nidalarıyla inlermiş. “Ah Keko, küçeler’e su serpilmiş de haberimiz mi yok, diyesim geliyor. Tebriz türküsü Diyarbekir’e gider mi acaba? Keko’ya sormak lazım. Ben soramadım.

Devamı: https://www.milatgazetesi.com/yazarlar/dagkapida-kekoyu-gordum-2509/

Bu yazı toplam 89 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim