Şimdilerde ise yekten farklı bir “şey” dolaşıyor her yerde. Kötümser ve ümit kırıcı, üstelik bir kehanet değil açık seçik bir vakıa.
Üniversitelerde, kampüslerde, akademisyenlerin odalarında, dersliklerde, liselerde, ilkokullarda, öğretmen odalarında, bürokrasinin koridorlarında bir hayalet dolaşıyor, performansçılık hayaleti. Ne de olsa Byung-Chul Han’ın tesbitiyle günümüz toplumu bir performans toplumudur. Performansın lanetiyle öylesine korkutuyor ki herkesi, Vincent De Gaulejac’ın İşletme Hastalığına Tutulmuş Toplum’da tasvir ettiği, ancak “yüksek performansla” erişilebilecek bir kalite cennetine yükselebilmek için bu hayaleti gören herkes korkudan küçük dilini yutuyor; kendinden, bütün benliğinden vazgeçiyor, tam bir teslimiyetle bağlanıyor bu hayalete. Çünkü performansın laneti sadece sizi çalışkanlar(!) listesinde sonlara bırakmakla, işinizden etmekle kalmıyor, çalışma arkadaşlarınızın gözünde ve daha kötüsü kendi gözünüzde standart altı çaba gösteren tembel, beceriksiz ya da niteliksiz bir insan haline getiriveriyor. Dediğimiz gibi bu hayalet bir metafor, bir öyküleştirme ya da bir soyutlama değil; kaskatı gerçeklik. Bir hayalet ve onun korkusu olmasa idi böylesine bir teslimiyet ortaya çıkabilir miydi? Hele ki niceliğin egemenliğine şifa diye varedilmiş bir medeniyetin mirasçılarının, orta yolun mensuplarının teslimiyeti!
Devamı: https://www.maarifinsesi.com/egitim-sistemindeki-hayalet/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.