Daha önce de belirttiğimiz üzere insanlığın yeryüzündeki serüveni boyunca ne yapıp ettiğini, ne düşündüğünü ve ne söylediğini, neye inandığını bilmek bizim için ahlakî bir sorumluluktur, dahası bir ödevdir. Bu bağlamda yaratılış efsaneleri olarak adlandırılan anlatımları bilmek, öğrenmek ve öğretmek durumundayız. Bunların, yer almayı bırakın esamesinin bile okunmadığı bir müfredat çok ama çok eksiktir. Her devrin yeni nesilleri, dünyanın her yerindeki atalarının ezelden beri aktarageldiği, kaynağı insan olmayan bu bilgeliği kavramak, sembolleri ve anlamlarını yorumlamak, farklı anlatımlar arasındaki benzerlikleri keşfetmekle çok şey öğrenmiş olacaktır. İnsanın nereden gelip nereye gittiğini adam akıllı öğretmeyen bir eğitim hiçbir anlamında bir eğitim sayılamayacaktır. Modern çağın tahrif edilmiş bilim anlayışının ürünü olan bilimciliğin ulaştığı açıklamalarla artık bu efsanevî anlatımlara gerek kalmadığını düşünenlerin hemen her kesimde fazlaca yer aldığı malumdur. Onları bir kenara koyup ataların yolundan gitmekte kararlı olmak zorundayız. Çağların ve çevrimlerin sonunda bu ahir zamanlarda, modernlerin mitoloji diye adlandırdığı bu anlatımlara daha fazla ihtiyacımız vardır. Bu anlatımların oldukça ilginç bir örneği de Maya uygarlığına aittir.
Mayalar, Yucatan yarımadasında yaşamış geleneksel bir uygarlığın temsilcilerdir. Batı Âlemi’nde coğrafi keşifler olarak sunulan ve modernleşme ile ilerlemenin önemli kaynaklarından birisi olarak kabul ettirilen istilânın soncunda binlerce yıllık geçmişiyle yok edilip tarumar edilmiş bir uygarlık. Güya, iyi Hristiyan, bilimci, kaşif Batılılar, Hindistan’a gidiyoruz diyerek bugünün Amerika kıtasına varmışlar ve orada kutsal kitaplarında adı geçmeyen “ilkel” insanları görünce onların esasen “insan” olmadıklarına karar verip yok etmeye karar vermişler. Gerçi, kutsal kitaplarında adı geçen Eski Dünya’nın insanlarına ne yaptıkları da ortada ya. Koca bir Afrika’da, Hindistan’da yaptıkları sömürgeci zulmün haddi hesabı var mı sanki? Orta Amerika’daki bu eski, “geri” uygarlıklarda insan kurban edilmesi gibi vahşi adetlerin varlığından şikayet edenler yüzbinlerce Aztek, İnka ve Maya insanını öldürdüler, zenginliklerini Avrupa’ya taşıdılar, kültürlerini kelimenin tam anlamıyla yok ettiler. Nice uygar bir müdahele! Nasıl da modern kurbanlıklar ilerleme için!
Cemil Meriç, “Bir Dünyanın Eşiğinde” başlıklı müthiş eserinde “biz Hindi bilmeyiz” der büyük bir eksikliğe ve kayba işaret ederek. Maya uygarlığını ise hiç ama hiç bilmeyiz demek durumundayız. Oldukça tanış olduğumuz Hind uygarlığını, Vedaları, Upanişadları, Gitayı bilmeyişimizin günahı bir tarafa Aztekleri, İnkaları ve Maya’yı, eserlerini hiç bilmeyişimiz ise yüz karasıdır belki de. Bu medeniyetler hakkında pek bir şey bilmeyişimizde Avrupalı fatihlerin rolü büyüktür. Onların yazdığı tarihi öğretiyoruz, onlar gibi öğretiyoruz. Oysa insanlığın ortak mirası olan köklerimiz, bütün geleneksel toplumların kültür mirasını bilmeyi ve onlara saygı duymayı öğütlüyor bize.Batılılar, sonradan Amerika diye adlandırdıkları koca bir kıtadaki insanları her anlamda yok ettiler. Ancak bazı kırıntılar ve soluk izler kaldıysa da Mayalardan, ezelî öz kendini korumayı ve yeniden alev almayı hep bildi. Bunlardan biri de Popol-Vuh’tur.
Devamı: https://www.maarifinsesi.com/yaratilis-efsaneleri-ve-egitim-mayalarin-tuylu-yilani-1/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.