15 Temmuz gecesi, tankların paletleri caddeleri ezerken, mermiler gecenin karanlığını yırtarken, salalar ninnilere karıştı. Kadın çocuk demeden o gece meydanlara taşan ruh, sinelerde hiçbir zaman yok olmayan, bizi biz yapan büyük bir mirasın eseriydi. Ankara’da, İstanbul’da, yurdun dört bir yanında ayağa kalkan kadınlar; Kurtuluş Savaşı’nda cepheye mermi taşıyan o asil anaların doğrudan mirasçısıdır. Nesiller değişmiş, zaman geçmiş ama damarlardaki o vatan sevgisi hiç değişmemiştir. Tarih boyu, Türk kadınının vatan savunmasındaki eşsiz duruşu altın harflerle yazılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda top mermileri ıslanmasın diye kundağındaki bebeğinin battaniyesini merminin üzerine seren, üşümemesi için bebeğini kucağına alarak onu ısıtmaya çalışan ve bebeğine sarılmış bir şekilde donarak şehit düşen Şerife Bacı’nın o yüce şefkati, 15 Temmuz gecesi tankların önüne dikilen kadınların cesaretinde yeniden can buldu. "Evladım anasız yaşayabilir ama vatansız yaşayamaz" diyerek kundaktaki bebeğini Allah’a emanet edip Aziziye Tabyası’na koşan Nene Hatun’un duası; 15 Temmuz’da "Bugün çıkmazsak ne zaman çıkacağız?" diyerek sokağa fırlayan ve Atatürk Havalimanı yolunda şehadet şerbetini içen üç çocuk annesi Türkan Türkmen Tekin’in sesinde yankılandı. Bu dua, dünyevi tüm bağları aşan, gücünü sarsılmaz bir imandan alan ilahi bir adanmışlıktı.
Kurtuluş Savaşında cephede çarpışan Kara Fatma, Kılavuz Hatice, Gördesli Makbule ve Halide Onbaşı hangi inançla yola çıktıysa; 15 Temmuz gecesi henüz ömürlerinin baharında, vatanın istikbali için canlarını feda eden Özel Harekatın üç kahraman polisi Cennet Yiğit, Kübra Doğanay ve Gülşah Güler de aynı inançla hainlerin bombasına göğüs gerdiler. “Anne ben ya gelirim ya gelmem. Hakkını helal et” diyerek evden çıkıp kurşunlara meydan okuyan, bir çocuğunu Allaha emanet edip şehadete yürüyen Yıldız Gürsoy’un kalbindeki iman, İstiklal Harbi’nin tüm isimsiz kahraman kadınlarının bu çağa bıraktığı bir mirastı. Bu toprakların hürriyet genetiğini kuşaktan kuşağa aktaran kadınlar o gece yine meydanlarda devleşti, evlerinde seccade başında kaleler inşa etti.
O gece Özel Harekat'ta görevli Kıdemli Başpolis Demet Sezen de bir anne olarak destan yazdı. Görev başındayken, arkasında henüz 3 yaşında koklamaya doyamadığı minik bebeğini, Hüseyin Alp'ini bırakarak vatan savunmasına koştu. Hainlerin attığı ilk bombadan yaralıları kurtarmaya çalışırken, ikinci bombayla şehadete yürüyen Demet Sezen, tıpkı Şerife Bacı gibi evladını Allah’a, vatanı ise canı pahasına millete emanet etti. Geride kalan minik Hüseyin Alp, annesinin sıcak kucağını bir daha hissedemedi. O her zaman başı dik, annesinin kahramanlık rütbesini göğsünde taşıyan mağrur bir evlat olarak yürüyecektir.
15 Temmuz’un en ağır imtihanı, o geceden sonra geride kalan hüzün, eşsiz kalan kadınlar ve babasız büyümek zorunda kalan çocukların mahzun gözlerindeki buğu olmuştur. Eşlerini o karanlık gecede şehadete uğurlayan metanet sahibi kadınlar, yüreklerine taş basıp asıl büyük mücadeleye o sabah başladılar. Onlar, şehadete yürüyen eşlerinin aziz emaneti olan evlatlarını büyütmek ve bu kutsal sancağı yarınlara taşımak için sabırla, inançla direnmekteler.
Çengelköy’de hainlere karşı dururken şehit düşen Halil Kantarcı’nın eşi Ayşe Kantarcı’nın, eşinin gidişinin ardından paylaştığı o mektup, metanetin ve sadakatin nişanesidir. İçindeki ateş her alev aldığında imtihanını nimet kabul ederek, eşinin şerefli ismine layık evlatlar büyütme mücadelesini şu sözlerle haykırıyordu Ayşe Kantarcı: “Ömer, ilk yaşını bile göremediğin... İlk konuşmayı öğrendiğinde 'Anne, babam nerede? Gelsin artık' dedi. Akşamları zil çaldığında 'Babam geldi' diye koştu kapıya. Zeynep onu, 'Ömer, babam cennette, eğer iyi insan olursak, biz de cennete gideceğiz' diye teselli etti. Ve ben sanki yüreğimde bir yanım volkan, bir yanım buzdağı... Emanetlerine ve ismine sahip çıkmaya çalışıyorum elimden geldiğince, ismini kullanmak yerine, ismine layık olmaya. Her an seninleyim zaten, her an aklımda, dilimde ve kalbimdesin. 15 Temmuz, birilerinin hayatına hiç dokunmadı, birilerininkini tarumar edip geçti. Tüm bedel ödeyenlere ve yakınlarına dayanma gücü ver Allah'ım, yüklerimizi hafiflet.”
Henüz bebekken babasını toprağa veren Ömer’in, ablası Zeynep’in kelimelerinde bulduğu o manevi şuur, vatanın her evladının hissetmesi gereken manevi bir kalkandır. Bir neslin sahip olabileceği en mukaddes miras vatan sevgisidir ve bu topraklarda vatan sevgisi, imandandır. Bizler de bugün bu mukaddes düsturu çocuklarımızın taze dimağlarına aynı inançla nakşetmeliyiz. Onlara vatanı sadece sınırlar olarak değil; paylaştıkları ekmek, bastıkları toprak, korudukları her bir can olarak sevdirmeliyiz. Şerife Bacı’yı, Nene Hatun’u, Türkan anneyi masallardan öte, kalplerine dokunan birer gerçek kahraman gibi anlatmalı; cesaretin korkmamak değil, inandığı değerler uğruna korkuya meydan okumak olduğunu evlatlarımızın ruhuna işlemeliyiz. Çünkü burası yiğitler yetiştiren yiğit analarla dolu Anadolu’dur.
O analara bugün her zamankinden daha fazla görev düşüyor. Yaşanılan coğrafyanın bin yıllık kültürel zenginliğini, türkülerini tanıtmak, çocukta aidiyet bağını güçlendirmek, birlikte dikilen bir fidanın büyümesini izlemek, onun toprağa nasıl kök saldığına zamanla şahit olmak, bu toprakların suyuna şükretmek ve memleketine faydalı olmak için sosyal sorumlulukla yoğrulan evlatlar yetiştirmek bu asil köprüyü yarınların ufkuna taşıyacaktır.
Dijital dünyanın karmaşasında 15 Temmuz gibi sarsıcı eşikleri çocukların tek başlarına ve kontrolsüz korkularla değil, ebeveynlerinin güvenli kollarında bir zafer ve onur bilinciyle anlamlandırmaları onlara güven ve umut verecektir. Çünkü anlam, insanı inşa edecek olan yegane hakikattir.
Bir şehitliğin ziyaretinin getirdiği vakur iklimde o fedakarlığın kokusunu onlara doğrudan hissettirmek, anlatmak istediklerimizi ruha nakşetmektir. Onu kahramanlarımızın gerçek hikayeleriyle tanıştırmak, yarın bir yetişkin olduklarında onlara o asil ruhu hatırlatacak duyusal kayıtlar biriktirmektir. Ancak o zaman bu canlı bağ korunacak ve dua ile büyüyen her evlat bu vatanı, imanın bir cüzü bilecektir.
Bugün Gazze’de de anneler evlatlarını tam olarak bu bilinçle, adeta çelikten birer kale gibi yetiştiriyor. Enkazların, bombaların ortasında Gazze’li bir annenin gözünde korku değil, teslimiyet gören bir çocuk, dünyanın en büyük ordularına karşı güç kazanıyor. O analar çocuklarına dünyevi zenginlikleri değil, her an bir Yaratıcı’nın gözetiminde olmanın verdiği tevekkülü ve haksızlığa boyun eğmemenin imandan gelen onurunu miras bırakıyorlar. Evladını ebediyete hazırlar gibi hürriyete hazırlayan Gazze’li anaların iman gücü ile 15 Temmuz’da evladını Allah’a emanet edip sokağa koşan ya da şehit eşinin emanetine sarılıp mücadeleye devam eden anaların ruhu, asırlardır aynı asil membadan besleniyor: Çünkü vatan sevgisi imandandır.
Dr. Esra AYDINBAŞ
Çocuk Maneviyatı ve Oyun Terapisi Uzmanı
Çocuk Edebiyatı Yazarı































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.