• İstanbul 16 °C
  • Ankara 13 °C

Erbay Kücet: Göçmenliği Bilmeden…

Erbay Kücet: Göçmenliği Bilmeden…

Benim de arkamda

Renkli taşlar olsaydı,

Çocukluğuma giden yolu

Bulmam kolay olurdu.

                                   Behçet Necatigil

 

Kristof Kolomb’un, Latin Amerika yerlilerinin ‘Guanahani’ dediği ‘Bahia’ adasına ayağını basıp ‘San Salvador’ adını vermesinden 463 yıl, Amerika Birleşik Devletleri Beyaz Saray binasının temelin atılmasından 163 yıl, Amerikalı eczacı Pemberton’un ‘Coca Cola’ formülünü bulmasından 69 yıl, Ankara’nın Başkent olmasından 32 yıl, Turgut Özal’ın doğumundan 28 yıl, Atatürk’ün Mason Localarını kapatmasından 20 yıl sonra İtalyan kemancı Giovanni Battista Viotti adına düzenlenen ‘Viotti Keman Yarışması’nda keman virtüözü Suna Kan’ın birincilik aldığı 13 Ekim 1955 Perşembe günü Ankara’da dünyaya ‘hoş bulmuş’um.

Selanik/Kayalar-Haydarlı bölgesinde yaşarken 30 Ocak 1923’de Yunanistan’la imzaladığımız Lozan Anlaşması ile 1924 senesinde ‘takas’ anlamına gelen mübadele ile Türkiye’deki Rumların Yunanistan’a; Yunanistan’daki Türklerin de Türkiye’ye göç etmesiyle nüfus değiş tokuşu Molla İsmail, beş yaşındaki oğlu Emin Ali ile hanımı Ayşe’yi alıp apar topar ‘mübadil’ olmak için yaşadıkları yöreden çok uzaktaki Selanik’e meşakkatli yolculukla ulaşmışlardı.  

Selanik limanında demirleyen Gülcemal vapurunun güvertesinde kendilerini uğurlamak için el sallayan yoktu. Kaptanın her limandan ayrılırken çaldığı düdüğün sesi ağıtlarıyla karışmış, doğup büyüdükleri, ekip biçtikleri topraklara yaşlı gözlerle zorunlu veda etmişlerdi. Onları sevindiren ise gidecekleri yerde kardeşleri bildikleri insanlarla buluşacak olmalarıydı. Yol azıkları börek, çörek ve içeceklerini dalgaları sağa sola serpiştirerek yol alan vapurda paylaşırken babaannem Ayşe hanım yol arkadaşı kadınların yardımıyla ikinci çocuğu ‘Muhsin’i güvertede kucağına almıştı.

‘Tatlarlıyım, avukatgilin Hasan’ın torunuyum’

Bilirsiniz ilk tanışıldığında ‘Nerelisin?’ ardından ‘Kimlerdensin?’ suali gelir. Çocukken mahalle ve okul arkadaşlarımın bu soruya babalarının doğup büyüdüğü köy, kasaba ve şehri söylediklerinde annemin köyünü söylemişimdir. O günlerde mübadil yani muhacir olduğumuzu bilmediğimden babamın Selanik’ten göçü sonrası yerleştirildikleri Giresun-Şebinkarahisar Güvercinlik Köyü’nü görmemiştim. Yakın akrabalarla Ankara’ya tedavi için geldiklerinde Aktaş’taki gecekondumuzda tanışırdık. Akrabalarımızın bazısının Niğde-Uluağaç Köyü’nde, bir kısmının Manisa-Akhisar Medar Köyü’nde yaşadıklarını öğrenmem sonraki yıllarda olmuştur.

İlk gençlik yıllarıma kadar atalarımın Selanik’ten göçtüğünü kimseyle paylaşamadığımdan anne tarafından dedemin lakabı ve dayılarımdan bahsederek geçiştirdiğim çok olmuştur. O yıllarda göçmen veya muhacirlere yerleşik halkın ve bazı basın organlarının Selanik’ten Türkiye’ye göç etmiş ailelere ‘Sebatayist, dönme, Yahudi’ gibi sıfatlarla hitap etmelerinden rahatsız olduğumdan okul, mahalle ve komşular arasında bu konuya girmezdim.  Ailede kimse “Selanikli olduğunuzu sakın söylemeyin” diye tembih etmemiş olsa da doğru olacağını düşünerek kimliğimi saklamak için köyümüz ‘Tatlar’, lakabımız ‘Avukatgil’di.

Çocukluğumuzda en çok sıkıntı çektiğimiz diğer konu soyadımla ilgili sorulara inandırıcı ve tatmin edici cevaplar verememekti. Bu konuda babamın bizlere gazetelerin bulmaca sayfalarındaki ‘cet’  ten yola çıkarak “Kücet, künyeli soy” diyerek kısa yoldan ürettiği cevapları hayatımızın her aşamasında kullanmamıza itiraz eden olmamıştır. ‘Kücet’ her ortamda dikkati çeken olurdu. ‘Aslanlar, doğanlar, şahinler, kartallar, çiğdemler, laleler, güller, sümbüller, efe ve yiğitlerin’ bolluğu dururken kimsede olmayan ilginç, ilginç olduğu kadar anlamını dahi bilemediğimiz soyadımızın telaffuzundan dolayı Köçek, Küçük, Köçet, Göcet vs. denilerek gülünmesi karşısında geçerli veya yeterli izahımızın bulunmadığını itiraf ediyorum.  İlerleyen günlerde ülkemizde sözlük yazarlığı konusunda otorite sayılan ağabeyimizin de soyadımızın anlamına katkı ve çözüm bulamadığını görünce bırakmıştım ki, kültürel bir etkinlik için Sivas’a yaptığım seyahatte yol arkadaşım TÜRKSAV Genel Sekreteri Yavuz Gürler zahmet edip gönderdiği notu paylaşıyorum: “Küçet: ‘Mazlum’ demek. Kıpçak Türkçesine ait bir sözcük. Kökeni küçemek 'zorlamak, baskı yapmak' fiilinden. XV ve XVI yüzyıldaki Şahseven Türkmenlerinin beylerinden birinin adı da Küçet>Küçek Han'dır.” Teşekkür edilir, öyle de yaptık.

Ankara Altındağ’ın karakteristik özelliklerini üzerinde taşıyan birisi olduğumuzdan olaylar karşısında çabuk alevleniriz. Haksızlığa tahammüllümüz olmaz, karşımızdaki kim olursa olsun fark etmez Altındağlı Hakan Taşıyan’ın şarkısında olduğu gibi kaybeden olacağımızı bilerek ‘itirazım var!’ deriz.

Mahalle kavramını, mahalleli ruhunu iliklerimize kadar yaşarken fedakârlık, insanî değerler ve komşuluk kavramı öne çıkmıştır. Olmayana verilir, alamayana alınır, gösterişsiz ama düzgün giyilirdi. Kavgalar, delikanlılık raconu gereği Hatip Çayı kenarında yapılırken siyaset dışı kalınmasını bugün anlamakta güçlük çekenler olabilir.

Toplumsal hafızamızda, siyasette, uluslararası ilişkilerde ciddi kırılmalar meydana getiren Balkan Savaşlarının 100.yılı vesilesiyle Türkiye Yazarlar Birliği, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Dairesi Başkanlığı, Uluslararası Saraybosna Üniversitesi (IUS), Yunus Emre Enstitüsü, Saraybosna Türk Kültür Merkezi ve TİKA Saraybosna Koordinatörlüğünün ortaklığıyla  Saraybosna Belediyesi Büyük Salonunda 14.12.2012’de yapılan sempozyumda ilim adamlarımızın sunumları sonrası vecde gelmiş olacağım ki, söz isteyerek  “Türkiye’de yaşayan ve kimliklerini gizlemeyenlere teşekkür ediyor, ‘Selanikli’ olduğumu söylemek istiyorum” salondakiler kısa konuşmama pür dikkat kesilmişlerdi. Sözlerim bittiğinde alkışlayanların çoğunun şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. O dakikaya kadar ‘Ankara’nın yöresel oyunlarını, seğmen tavrı ve davranışlarıyla çok iyi sergileyen arkadaşlarının Balkan göçmeni ‘muhacir’ bir aileden geldiğini öğrendiklerinde büyük bir yükün üzerimden kalktığını hissetmiş, rahatlamıştım. O gün Bosna-Hersek’in efsane ismi Aliya Izzetbegoviç’in kabrini ziyaret ettiğimde Balkan Savaşları’nın kronolojik seyrine değil savaş sonrası ortaya çıkan toplumsal ve siyasal yapıda oluşan etkilere odaklanıp, konuşmacıları can kulağı ile dinlemiştim. Türk Parlamenterler Birliği üyeleriyle altı gün Balkan ülkeleri turumuzda rehberimizin gezi otobüsünü Kayalar-Haydarlı civarından dolaştırması ile hanımımla dedelerime Fatiha okumayı ihmal etmedik.  

Ankara’ya yakınlığının verdiği avantajla dikkat çekmiş Altındağ’ın Tatlar Köyü’nden Cumhuriyet Halk Fıkrası IV. Dönem Ankara Milletvekili (04.05.1931- 23.12.1934) seçilmiş Muslihittin Tunca; Anavatan Partisi kurucusu,  XVII - XVIII ve XIX. Dönem Ankara milletvekili, 46. ve 47. Hükümetler Sağlık Bakanı Halil Şıvgın ve teyzezadem Zekai Tunca’nın yetiştiği köy ile irtibatımı bugüne kadar kesmeden babamın akrabalarından bulduklarımla yetindim.

 

Bu haber toplam 354 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim