Son iki yüz yıldır yaşadığımız ve el'an yaşamakta olduğumuz sarsıntıların ruhumuzda açtığı yaraları kapatmakta güçlük çekiyoruz. Yalnız ruhumuzda değil; aklımızda, zihnimizde, düşüncelerimizde, fikirlerimizde çok boyutlu çatışmalarla karşı karşıyayız. Ülkemizin dört bir yanı ateş hattına dönüşmüş durumdayken yalnız şefkat, merhamet, sağduyu üzerine düşünmekle bir yere varamıyoruz. Şu dönemde kimlik, kişilik, fanatizm, cemaatler, psikolojik sağlık, İslâmofobi, Türk korkusu, öfke, demokrasi, hoşgörü, değerler eğitimi, modernlik, mezhep kavgaları, hoşgörü, sahih muhafazakârlık ve Batı üzerine yeniden konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Özellikle bu kavramları çok doğru bir şekilde açıklamalıyız. İhsan Fazlıoğlu hocadan ilhamla; kendimizi ve çevremizi tam manasıyla tanımlayamazsak, başkaları tarafından tanımlanabilir hâle düşeriz. Bu düşüş hiç şüphe yok ki geri dönülmesi mümkün olmayan sıkıntılarla, birlik olmaklığımız hususunda hiç kapanmayacak yaralar açabilir. Gerçek şu ki; tanımlamaya, tahlile, tedaviye muhtacız.
Bütün fanatikliklerin arkasında aynı mekanizma dönüyor
Ankara Numune Hastanesi Psikiyatri Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu, aynı zamanda Yeni Şafak köşe yazarı olan Prof. Dr. Erol Göka'nın "Mutedil Müslümanların Günümüzdeki Düşmanları" adlı kitabı Kasım 2016'da Kapı Yayınları tarafından neşredildi. Kitap, Göka’nın köşe yazılarından oluşuyor. Bu tip metinleri köşe yazılarından takip edenler için kitap elbette yeni bir şey söylemiyor, daha önceki Göka kitapları gibi deneme kategorisinde değerlendirmek mümkün değil. Yazılar konuları itibariyle veya kronolojik olarak birbirini takip eder nitelikte. Bu hem okuma kolaylığı sağlıyor hem de zamanın güncel mevzularına tekrar dönüp bakmak için ideal. Hiç şüphe yok ki Erol Göka gibi isimlerden muhtelif, daha önce yayımlanmamış, yepyeni düşünce kitapları beklemek de biz okuyucuların naçizane beklentisi.
Erol Göka hoca ilk bölümde kişilik ve kimlik perspektifinden demokrasiyi irdeliyor. Kimlik yorumları arasında kaybolan bireyi anlatırken etnik ve dinî kimlik üzerine düşünüyor, düşündürtüyor. Sekülerlikle etnik kimliğin birbiriyle kardeşliğine dair kritik tespitler içeren yorumları, toplumumuzun gittikçe sekülerleşiyor olmasıyla alakalı olarak net bilgilere ulaşma imkânı sağlıyor. Özellikle fanatizm üzerine, hocanın tabiriyle 'bizimkiler taassubu' üzerine düşünmemiz lâzım. Bütün fanatikliklerin arkasında aynı mekanizma dönüyor. Bu mekanizmayı keşfetmemiz gerekiyor. Gözlem gücümüzü artıracak detayları okurken zihnimizde oluşan misaller, kimi zaman en yakınımızdakinin bile fanatik olabileceğine dair ciddi bir uyarıda bulunuyor: "Neyin fanatiği olursa olsunlar, ister bir insana, ister bir ideolojiye, bir gruba bağlansınlar, fanatikleri bağlanma yerlerine yapışma biçimlerinden hemen tanırsınız. Hastalıklı ve sağlıklı bağlanma biçimleri arasındaki farklılık, her şeyden önce kişinin psikolojik yapısıyla ilgilidir. Hastalıklı bağlanma biçimleri esasen sağlıksız psikolojilerin, kişilik organizasyonlarının işidir. Onların birbirlerine benzerlikleri, hasarlı çocukluklarından, büyüdükleri sevgisiz aile ortamından kaynaklanır."































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.