Dünya Kupası, futbolun siyasetten bağımsız olmadığını bir kez daha gösterdi. Taraftarların veya futbolcuların zaman zaman siyasi mesajlar vermesine asla müsaade etmeyen futbol otoritelerinin de boyaları döküldü. Amerika’nın ev sahipliği boyunca aldığı politik kararlar, vize uygulamaları, seyahat dayatmaları ve FIFA’nın kurallara müdahaleleri ve bir takımın alenen korumaya alınması turnuvanın itibarına silinmeyecek lekeler sürdü.
Amerika ve İsrail’in aylardır süren saldırılarının gölgesindeki İran’ın milli takımı uzun ve yorucu seyahatlerin ardından maçlara çıkmak zorunda bırakıldı. Bazı Afrika ülkelerinin taraftarlarına, hakemlere ve futbol idarecilerine uygulanan sert vize uygulamaları şunu gösterdi:
Arjantin’in 2-0 gerideyken son dakikalarda bulduğu üç golle galip ayrıldığı Mısır maçından sonra başlayan hakem tartışmaları ise finalde zirveye çıktı. Messi ve arkadaşlarının turnuva süresince kayırılması tahammül sınırlarını aşsa da Arjantin bu imtiyazı İspanya karşısında sonuna kadar kullandı. İspanyol futbolcular büyük bir sabırla, “yuvarlak sandığımız” o topu, iptal edilemeyecek netlikte kaleye sokunca “spor ahlakı” da iflas etti.
Haklı, gururlu sevinç gösterileri başlayacaktı ki Arjantinli Molina’nın, yanından koşarak geçen İspanya kaptanı Rodri’ye attığı yumruk milyarlarca ekrana düştü.
Derken sahneye bu kez maç boyunca İspanyol oyunculara yaptığı sert müdahaleler cezasız kalan Paredes çıktı.
Sosyal medyada ise akıl almaz şiddet manzarasının nedenini tespit etme yağmuru vardı. Çünkü dünyanın çok sayıdaki ülkesinden insanlar bu hareketleri başka görüntülerle ve siyasi bağlantılarla yorumluyordu.
Benim aklıma da İtalya’nın köklü haftalık dergisi L’Espresso’nun, geçtiğimiz aylarda tek kelimelik bir başlıkla çıktığı kapak geldi.
yazılı kapakta, uzun namlulu silahı belinden aşağı sarkan bir İsrail askeri, evinden çıkarılmak istenen Filistinli kadına nefretle bakıyordu. O kare, Siyonistlerin, evlerini, yurtlarını gasp ettikleri Filistinlilere ve aslında insanlığın geri kalanına nasıl baktığının sembolü olarak kayıtlara geçti.
Şimdi önümüzde yan yana getirilecek iki fotoğraf karesi var: Birinde silahlı bir işgalci, savunmasız bir kadına tepeden bakıyor. Diğerinde kaybetmeyi hazmedemeyen bir futbolcu, kutlama yapan rakibine saldırıyor.
Arjantin’in İsrail’in siyasi baskılarıyla korunduğuna dair iddiaları hafife alanlar, sahadaki kayırılmayı yok sayanlar, yine “ne alakası” var diyeceklerdi. Lakin, FIFA’nın sosyal medya paylaşımlarının altına gelen milyonlarca tepki yorumuna bakılırsa insanların zihninde oluşan çağrışımlar çok net.
Yer yüzünde veya futbol sahasında dokunulmaz olduğunu düşünen ve karşısındakini insan yerine koymayanların ortak bir beden dili var.
İsterseniz İsrailli sapkın bakan Ben-Gvir’in hal ve hareketlerine bakın, sonra dönüp Arjantinli futbolcuları bir kez daha izleyin. Rakibe bir an olsun saygı duymamak, kazanacağından peşinen emin olmak, her pozisyonda hakem desteği beklemek… Kırmızı kart görse bile sahayı terk etmemek, rakibini haksız yere oyundan attırmak için hakem karşısında mağdur rolüne soyunmak… Takımları tek bir pozisyon üretemezken, rakibe yapılan sert müdahalelerle övünen taraftarlar, dünya izlerken hak ederek kazanana sırtını dönmek ve Siyonist olmakla övünen ülke cumhurbaşkanının ‘ikinciliği’ dünya çapında kutlaması…
Devamı: https://www.yenisafak.com/yazarlar/ersin-celik/cokus-bmnin-israili-fifanin-arjantini-4842086































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.