ksa Tufanı Operasyonu 7 Ekim 2023 tarihinde başladı. Hamas, operasyonun adını "Aksa Tufanı" olarak duyurdu ve aynı gün İsrail'e yönelik geniş çaplı saldırılar gerçekleştirildi. Uzun yıllardır "yenilmez", "dokunulmaz" ve tam güvenlikli görülen İsrail güvenlik sistemi ilk kez bu ölçüde sarsıldı. İsrail yenildi ve rezil oldu. Bu yüzden olay, bölgesel dengeler açısından tarihî bir kırılma olarak yorumlandı. Bu operasyon 76 sene durmaksızın orada yaşayan halka saldıran, istatistiklere göre hiç olay olmadığı zamanlarda bile her güne bir ölüm düşen bir bölgede, Filistinlilerin ilk defa inisiyatif alıp savunmadan çıkıp saldırdığı bir operasyondu.
Aksa Tufanı sonrası uzun soluklu bir çatışma başladı. Bu süreçte ülkemizde ve dünyada siyonist tezlerin bazı çevrelerde ilk defa sorgulandığı ve yahudi azgınlığına karşı seslerin yükseltildiği bir evreye geçildi. Medya ve sosyal medya bu konuyu sürekli gündemde tuttu. Ülkemizde pek çok edebiyat dergisi özel sayılar ya da dosyalar hazırladı. Bu konuya hasredilmiş birçok konferans verildi.
Bu süreç başladığından itibaren tüm enerjisini bu konuya ayıranlar oldu. Bunlardan biri de Yasin Aktay'dı. Yenişafak Gazetesindeki köşesinde hep bu konuyu yazdı. Bu yazılar sonunda ete kemiğe büründü, iki kapak arasına Kadim Yayınları tarafından alındı. Kitaba geçmeden önce yahudi argümanlarıyla siyonist propaganda yapan bazı ekran yüzlerine (burada onur kırıcı nitelemeler kullanmayı çok isterdim.) de en ciddi tepkilerden birini Yasin Aktay'ın verdiğini hatırlayalım. Hatta o iddia sahiplerini de yazımızı kirletmek pahasına analım: Yasin Aktay'ın "Filistinliler topraklarını sattı" iddiasını dile getirdikleri için sert bir dille eleştirdiği ve bu söylemlerin bir "siyonist propagandası" olduğunu belirttiği isimler şunlardır: Fatih Altaylı: İddiayı sıkça dile getirmesi ve konuyu gündemde tutması nedeniyle Aktay'ın en sert tepki gösterdiği isimlerin başında gelmektedir. Prof. Dr. İlber Ortaylı: "Toprak satışı olmuştur, olmadı diyen cahildir" mealindeki açıklamaları sebebiyle Aktay tarafından eleştirilmiştir. Prof. Dr. Celal Şengör: Ortaylı ile benzer bir görüşü savunarak toprak satışının yapıldığını iddia etmesi üzerine tepkilerin odağı olmuştur. Oğuzhan Uğur: Sosyal medya paylaşımlarında "Filistinlilerin açgözlü dedelerinin sattıkları topraklar" ifadesini kullanması, Aktay'ın büyük tepkisini çekmiştir. Yasin Aktay, bu isimlerin sunduğu argümanların tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını, satılan toprak oranının çok düşük olduğunu ve asıl amacın Filistin halkını suçlu göstererek İsrail'in işgalini meşrulaştırmak olduğunu savunmuştur.
Kitabın tamamına yakını için aşağıda söylenecekler geçerli sayılsın. Sınırlı bir yazıda olabilecek kadar söylenecek çünkü. Kapaktan başlayalım: Aksa Tufanı Günlüğü kitabının kapağı, Gazze'deki yıkımla direnişi aynı karede buluşturuyor. Enkazın üzerinde Filistin bayrağı taşıyan çocuk figürü, acının içindeki direnç ve umut duygusunu temsil ediyor. Acı var, yıkım var; ama teslimiyet hissi yok. Dikenli teller kuşatılmışlığı ve baskıyı çağrıştırırken, yıpranmış tipografi savaşın sert atmosferini güçlendiriyor. Kapak genel olarak, Filistin meselesini bir savaş görüntüsünden daha çok vicdan, hafıza ve insanlık sınavı olarak sunuyor. Bu kapak, Gazze'de yaşanan trajediyi göstermeye çalışmıyor; Filistin direnişini bir vicdan meselesi olarak kuruyor. Enkazın içinden yükselen çocuk figürü de kitabın temel mesajını özetliyor: Yıkımın ortasında bile ayakta kalmaya çalışan bir irade.
Kitabın içeriğine ön söz üzerinden giriş yapacağız doğal olarak. Bu ön söz, Aksa Tufanı Günlüğü kitabının güncel olayları yorumlamaktan ibaret bir çalışma olmadığını gösteriyor. Metinde hissedilen temel düşünce şu: 7 Ekim sonrasında yaşananlar, Gazze'de süren bir savaştan çok modern dünyanın ahlak, insan hakları ve demokrasi söylemlerinin gerçek yüzünü açığa çıkaran büyük bir kırılma. Yazar, "Aksa Tufanı"nı bu yüzden askerî bir hadise gibi okumuyor; dünyadaki güç ilişkilerini, vicdan sınırlarını ve küresel düzenin gizlediği çelişkileri ortaya çıkaran tarihsel bir kapının önü olarak görüyor.
Ön sözün en güçlü taraflarından biri, İsrail'in uzun yıllardır kurduğu mağduriyet anlatısının tersine dönmeye başladığı fikri. Yasin Aktay'a göre İsrail, II. Dünya Savaşı sonrası oluşan soykırım hafızasını uluslararası meşruiyet üretmek için kullanırken, Gazze saldırıları sırasında bütün dünyanın gözleri önünde yeni bir soykırımın faili hâline geldi. Bu yüzden metin, yalnız İsrail'i değil; ona destek veren Batılı devletleri de ahlaki bir sorgulamanın içine çekiyor.
Ön sözün odağında şu düşünce yer alıyor denebilir: Gazze savaşı, bir coğrafyadan çok bütün insanlığı imtihan etti. Çünkü soykırım görüntülerinin canlı biçimde izlendiği bir çağda sessiz kalan, destek veren ya da görmezden gelen herkes aslında bir taraf seçmiş oldu. Bu yüzden yazar, modern dünyanın demokrasi, insan hakları ve özgürlük söylemlerinin altı kazındığında ortaya güçlü bir ırkçılık çıktığını savunuyor. Bu meyanda dikkat çekici ifadelerden biri de Akif göndermesi: "Tek dişi kalmış canavar…" Yazar burada Mehmet Âkif'in medeniyet eleştirisini bugüne taşıyor. Modern dünyanın kendini medeni, ilerici ve insan hakları savunucusu olarak sunmasına rağmen Gazze'de ortaya çıkan vahşet karşısında gerçek yüzünü gösterdiğini düşünüyor. Böylece "medeniyet" söyleminin altındaki güç ve şiddet dili görünür hâle geliyor.
"Aksa Tufanı yapacağını yaptı" cümlesi de önemli bir cümle... Çünkü burada hareketin askerî sonucundan çok, ortaya çıkardığı hakikatler vurgulanıyor. Yazara göre süreç, kusursuz ve güçlü görünen küresel düzenin çelişkilerini açığa çıkardı. Dünyanın en gelişmiş devletleri, insan hakları söylemlerine rağmen büyük bir yıkımın destekçisi hâline geldi. Bu yüzden kitap, politik bir günlük değil; çağın vicdan krizini kayda geçiren bir şahitlik metni niteliği taşıyor.
Önsözün sonundaki: "Gazze yiğitlerine bin selam ile…" ifadesi ise metnin duygusal yanı olmuş. Burada açık biçimde tarafını belirleyen, mazlumun yanında duran ve Filistin direnişini ahlaki bir direniş olarak gören bir yaklaşım hissediliyor. Bu ön söz, Aksa Tufanı Günlüğünün olay aktaran bir kitap olmayacağını hissettiriyor. Kitap, Gazze üzerinden modern dünyanın vicdanını, Batı'nın demokrasi söylemini, küresel güç ilişkilerini ve insanlığın ahlaki sınavını tartışan güçlü bir hesaplaşma metni.
Kitapta hemen hemen her sayfada mim koyduğum yerler var. Ancak iki sayfa fazlasıyla konuyu anlatma istidadı taşıyor. O iki sayfadaki cümleler üzerinde durmayı farz-ı ayın addediyorum. Bu iki sayfa (19 ve 20) aslında Filistin meselesi etrafında yürüyen "tarih anlatısı savaşına" karşı yazılmış güçlü bir itiraz metni niteliği taşıyor. Metnin ana düşüncesi şu: Filistin konusunda konuşurken tarihi sloganlara, kulaktan dolma iddialara ve sosyal medya ezberlerine indirgemek büyük bir vicdan kaybı üretiyor. Özellikle "Filistinliler toprak sattı" şeklindeki yaygın söylem, yazar tarafından yalnız tarihsel bir hata olarak görülmüyor. Burada daha çok ahlaka mugayir bir taraf olma seçimi eleştiriliyor. Bu taraf olma hali tarihi gerçekler ortadayken ısrarla sürdürülüyor. Bu söylemleri tekrar edenlerin bugün bomba altında yaşayan, sürülen, katledilen halkın acısını görmezden geldiğini söylüyor metin.
Devamı: https://www.kitaphaber.com.tr/bir-vicdan-gunlugu-k8067.html































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.