• İstanbul 22 °C
  • Ankara 16 °C

Gençler Nâbî'yi Sever mi?

Eyyüp AZLAL
Gençler İçin Nâbî, kitabının ikinci baskısını hazırlarken günümüzdeki bazı aktüel gelişmeleri dikkate almam gerekiyordu. Neydi bu aktüel gelişmeler. Anlatayım. Şair Nâbî’nin Ayasofya Camii için yazmış olduğu bir şiiri vardı. Nâbî Divanın bir köşesinde duruyordu. Ayasofya şiirini bundan birkaç yıl önce bir Ramazan gecesinde büyük bir şehrin büyük bir meydanında büyük bir kalabalığa okumuştum.
 
Kalabalıktan kimileri utangaçlığından, kimileri uyuklamasından olsa gerek ses çıkarmamıştı bu okumama. Coşkulu ilahiler, hareketli marşlara alışmış bu kalabalığa niye bu şiiri okumuştum ben de anlamamıştım doğrusu. Daha doğrusu şiriin yeri burası değildi. Bu şiir, Ayasofya Camii bahçesinde okunmalıydı.
 
Ayasofya Camii açıldıktan hemen sonra o kalabalıktan şiire meraklı birkaç dostumuz beni aramış,  hocam bu şiiri nereden buldunuz, gerçekten Şair Nâbî’nin miydi bu şiir, demişlerdi. Israrlara dayanamayarak Şair Nâbî’nin divanından bu  şiiri buldum. Hatta Şair Nâbî Divanın orijinal nüshasının olduğu Süleymaniye Yazma Eserlerden de istemiştim. Amacım bu şiirin varlığından herkesi haberdar etmekti. En azından Ayasfoya Camisinin varlığından haberi olanların bu şiirden haberi olması lazımdı.
 
Daha önce günümüz harflerine Ali Fuat Bilkan tarafından çevrilen Nâbî Divanının en ücra köşesinden bu şiiri çıkarıp Gençler için Nabi kitabının en güzide yerine koydum. Hem de gençlerin anlayabileceği bir şekilde günümüz Türkçesine de aktardım. Yine meraklısı için Yazma Eserler Kurumundan aldığım orijinal nüshayı da kitabın ekler bölümüne koyduydum.
 
Kitaba başka ne aldım? Şair Nâbî’ye üçyüz yıl sonra yapılan bir eleştiri ve bu eleştiriye verdiğim cevabın yer aldığı bir makale. Şair Nâbî, eleştirilmeyecek diye bir şey yoktur. Esasında Nâbî, elinde cebinde, dilinde o kadar çok hüner var ki bu kadar çok eleştirilmiştir. Hem çağdaşları hem de ondan sonrakiler epeyce şairi eleştirmişlerdir.
 
Osmanzade Taib’in daha hayattayken onun evini “katır hanı”na benzetmesi ve vefatından sonra Şeyh Galib’in kendi kitabı Hüsn ü Aşk’ı üceltmek adına hatta bir inat uğruna Şair Nâbî’yi ve Hayrâbâd adlı eserini eleştirmişti. Şeyh Galib, "kitabın yazılışının sebebi" kısmında, kendisinin de katıldığı bir mecliste şu manzara ile karşılaşmıştı. Meclistekiler, Şair Nâbî'nin Hayrâbâd adlı kitabını övüp duruyorlar, ona benzer bir eserin yazılamayacağını söylüyorlar.
Devamı: http://Gençler İçin Nâbî, kitabının ikinci baskısını hazırlarken günümüzdeki bazı aktüel gelişmeleri dikkate almam gerekiyordu. Neydi bu aktüel gelişmeler. Anlatayım. Şair Nâbî’nin Ayasofya Camii için yazmış olduğu bir şiiri vardı. Nâbî Divanın bir köşesinde duruyordu. Ayasofya şiirini bundan birkaç yıl önce bir Ramazan gecesinde büyük bir şehrin büyük bir meydanında büyük bir kalabalığa okumuştum. Kalabalıktan kimileri utangaçlığından, kimileri uyuklamasından olsa gerek ses çıkarmamıştı bu okumama. Coşkulu ilahiler, hareketli marşlara alışmış bu kalabalığa niye bu şiiri okumuştum ben de anlamamıştım doğrusu. Daha doğrusu şiriin yeri burası değildi. Bu şiir, Ayasofya Camii bahçesinde okunmalıydı. Ayasofya Camii açıldıktan hemen sonra o kalabalıktan şiire meraklı birkaç dostumuz beni aramış, hocam bu şiiri nereden buldunuz, gerçekten Şair Nâbî’nin miydi bu şiir, demişlerdi. Israrlara dayanamayarak Şair Nâbî’nin divanından bu şiiri buldum. Hatta Şair Nâbî Divanın orijinal nüshasının olduğu Süleymaniye Yazma Eserlerden de istemiştim. Amacım bu şiirin varlığından herkesi haberdar etmekti. En azından Ayasfoya Camisinin varlığından haberi olanların bu şiirden haberi olması lazımdı. Daha önce günümüz harflerine Ali Fuat Bilkan tarafından çevrilen Nâbî Divanının en ücra köşesinden bu şiiri çıkarıp Gençler için Nabi kitabının en güzide yerine koydum. Hem de gençlerin anlayabileceği bir şekilde günümüz Türkçesine de aktardım. Yine meraklısı için Yazma Eserler Kurumundan aldığım orijinal nüshayı da kitabın ekler bölümüne koyduydum. Kitaba başka ne aldım? Şair Nâbî’ye üçyüz yıl sonra yapılan bir eleştiri ve bu eleştiriye verdiğim cevabın yer aldığı bir makale. Şair Nâbî, eleştirilmeyecek diye bir şey yoktur. Esasında Nâbî, elinde cebinde, dilinde o kadar çok hüner var ki bu kadar çok eleştirilmiştir. Hem çağdaşları hem de ondan sonrakiler epeyce şairi eleştirmişlerdir. Osmanzade Taib’in daha hayattayken onun evini “katır hanı”na benzetmesi ve vefatından sonra Şeyh Galib’in kendi kitabı Hüsn ü Aşk’ı üceltmek adına hatta bir inat uğruna Şair Nâbî’yi ve Hayrâbâd adlı eserini eleştirmişti. Şeyh Galib, "kitabın yazılışının sebebi" kısmında, kendisinin de katıldığı bir mecliste şu manzara ile karşılaşmıştı. Meclistekiler, Şair Nâbî'nin Hayrâbâd adlı kitabını övüp duruyorlar, ona benzer bir eserin yazılamayacağını söylüyorlar.
Bu yazı toplam 95 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim