Gençlerin Nazarından Üstatlar ve Karantina Günlükleri III

Gençlerin Nazarından Üstatlar ve Karantina Günlükleri III
2020 yılının Mart ayından itibaren Türkiye’de de etkisini gösteren Korona virüs salgınıyla mücadelemiz ne yazık ki hala devam etmektedir.

Esasında salgın da tıpkı deprem, sel, fırtına gibi ani gelişen doğal afetler arasında yer almaktadır. Dünya tarihinde de salgın, ilk kez yaşanan bir doğal afet değildir. Ancak Koronavirüs salgınını diğer afetlerden ayıran en önemli özelliği, küresel olmasıdır. Tarihte her zaman belirli bölgelerde birtakım afetler meydana gelmiştir. Fakat neredeyse tüm dünyanın aynı anda aynı afetle mücadele etmesi istisnai bir durumu oluşturmaktadır. Bu istisnai durum insanlık için belki de bir fırsat anlamına gelmektedir. Zira yaklaşık bir yıldır bilim, sanat, politika, felsefe ve daha birçok sahada insanlık ortak bir hususu tartışmaktadır. Küresel salgın dünyadaki insanların aynı zemin üzerinden düşünmesine, konuşmasına, her şeyden önemlisi birbirini anlamasına fırsat vermiştir. İşte ben ve Karantina Günlükleri Projesi’nde yer alan arkadaşlarım da kıymetli Hocam Muhammed Enes Kala sayesinde bu fırsatı değerlendirme imkânına erişmiş olduk. Projemizde, son zamanlarda insanlığın ortak noktasını oluşturan salgın hususunda bilim, sanat, felsefe ve birçok alandan kıymetli hocalarımızla bir dizi mülakatlar gerçekleştirdik. Bu mülakatlarla birlikte, olaylara kıymetli hocalarımızın geniş ufkundan bir bakış atma fırsatı bulduk. Benim için en önemli hususlardan birisi pek çok insanın “musibet” olarak gördüğü salgını, hocalarımızın gayet bilge bir tutumla “imkân” olarak değerlendirmesiydi. Hocalarımızın hemen hepsi salgının insanların düşünmesi, kendine yönelmesi ve elindekilerin kıymetini bilmesi bağlamında bir fırsat olduğunu belirtti. Kıymetli Ahmet İnam Hocam’ın da söylediği gibi: “Musibet ile isabet kelimesi aynı kökten gelmektedir ve isabet eden her şeyin bizi yeniden tefekkür etmeye sevk etmektedir.”

Gerçekten de karantina süreçleri gündelik yaşamın yoğunluğu içinde kaybolan insanları kendileriyle baş başa bıraktı ve bir anlamda insana tefekkür molası verdi. Esasen projeye başlamadan önce salgının ve karantinanın gerek düşünsel gerekse fiziksel pek çok yaşam alışkanlığımızı değiştirdiğini düşünmekteydim. Ancak hocalarımızla mülakatlarımızı yaptıkça bu konuda kısmen yanıldığımı gördüm. Zira dev çınarların her biri neredeyse rutin hayatlarına devam ediyor gibiydi. Öte yandan özellikle 65 yaş üzeri kısıtlamalar hocalarımızı pek etkilememiş, hürriyetlerinin kısıtlandığını düşünmelerine sebep olmamıştı. Zira Hocalarımız, hürriyeti fizikî bir özgürlük olarak değerlendirmekteydi. Esasen bu nokta bile derin düşünce dünyalarının, kendileri için esas hürriyet alanını oluşturduğunun bir kanıtıydı. Zira birçoğumuz belki de bugüne kadar kendimize ait bir alan oluşturamadığımız için bir anda kendimizle baş başa kalınca bocaladık, sıkıldık. Onların ise kendilerine bir alan yarattıklarını; normal hayatta da bu alan içerisinde yaşadıkları için bu tür bir bocalama içine düşmediklerini fark ettim. Buradan yola çıkarak “kendime ait bir oda” oluşturmam gerektiğinin bir daha farkına vardım.

Beni etkileyen bir diğer husus da hocalarımızın salgına ve salgın sonrası sürece dair düşünceleriydi. Gerek salgının nedenleri gerekse salgın sonrası dünya düzeni hakkında ortaya pek çok teori atıldı. Bu teorilerin pek çoğu ise neredeyse karamsar sayılabilecek düzeydeydi. Fakat konuştuğum hocaların her biri bu konuda gayet bilgin, sabırlı ve ölçülü bir tutum içerisindeydi. Bununla birlikte biz mülakatları yaptığımızda salgının hemen hemen ilk aşamalarındaydık. Dolayısıyla ne olup biteceği şu an olduğundan çok daha muğlak bir hususu teşkil etmekteydi. Belirsizlik çoğu zaman karamsarlığı da beraberinde getirmektedir. Kendi adıma ben de bu noktada akıbetimiz hakkında karamsar sayılabilecek düşüncelere kapılmak üzereydim. Fakat gördüm ki aramızda neredeyse 50 yaş olmasına ve muhtemelen benden çok daha fazla musibet, afet, sıkıntı ve cefa ile yüzleşmiş olmalarına rağmen, hocalarımız benden çok daha ümitli bir tavır içindelerdi. Açıkçası hem kendimden biraz utandım hem de hocalarıma bu kadar ümitvâr oldukları ve bizlere bu anlamda örnek teşkil ettikleri için yürekten teşekkür ettim.

Son olarak bu süreçte pek çok hocamızla iletişime geçtik. Bazı hocalarımız talebimizi çeşitli gerekçelerle kibar bir şekilde reddetti. Bazı hocalarımız ise sağlık durumları elverişsiz olduğu için mülakatlarımıza katılamadı.Birkaç hocamdan zaman zaman hal hatırlarını sormak üzere müsaade istedim. Böylece kendileriyle farklı bir bağ da kurmak nasip oldu. Bu vesileyle rahatsız olan tüm hocalarıma acil şifalar dilerim. Diğer taraftan mülakat listemizde yer alan fakat biz görüşemeden vefat eden hocalarımız da oldu. Her vefat haberi bizi derinden etkiledi. Bilhassa mülakat gerçekleştirmek üzere Oruç Aruoba ile iletişim sürecinde vefat haberini almak beni derinden etkiledi.  Bu vesileyle başta Oruç Aruoba olmak üzere projeye başladığımız süreçte hakkın rahmetine kavuşan Osman Akkuşak ve Adalet Ağaoğlu’na, süreçte kaybettiğimiz sağlık çalışanlarına Allah’tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı; hayatta olan hocalarımıza da sağlıklı ömürler dilerim.

Fatma Zehra Laleoğlu

Bu haber toplam 99 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim