Türkiye Yazarlar Birliği’nde gerçekleşen etkinlikte Harmancı, kitaplarla kurulan tutkulu bağdan yazarlık serüvenine kadar pek çok konuda samimi açıklamalarda bulundu.
9 Mayıs 2026 tarihinde Türkiye Yazarlar Birliği Genel Merkezi D. Mehmet Doğan Divanı’nda düzenlenen söyleşinin yönetimini Derya Dim üstlendi. “Hayatın Karmaşası İçinde Hayata Yer Açmak” başlığı altında düzenlenen programda, yazar Harmancı’nın kitaplara olan bakış açısı ve edebi yolculuğu dinleyicilerden yoğun ilgi gördü.
Carlos Maria Dominguez’in meşhur Kağıt Ev eserinden yola çıkarak "kitap saplantısı" üzerine değerlendirmelerde bulunan Harmancı, okurların kitaplarla olan ilişkisine değindi.
Yazar, kendi okuma alışkanlıklarını şu sözlerle paylaştı: "Kitaplarla olan ilişkimizde, okuduğumuz eseri bir başkasına vermek aslında iç dünyamızdan bir parçayı teslim etmek gibidir. Ben kitapların altını çizerim, yanlarına notlar alırım; adeta yazarla sohbet ederim. Kitapların o nesnel varlıklarının bir ruhu olduğuna inanıyorum. Mutfağa gidip buzdolabını açıp bakmak gibi, kütüphanenin karşısına geçip onlarla vakit geçirmek bile insana mutluluk veriyor."
Hafıza ve edebiyat ilişkisine de vurgu yapan Harmancı, bir kitabın okur üzerindeki kalıcı etkisini şu çarpıcı cümleyle özetledi: "Detayları hatırlamasak bile, bizi bugün olduğumuz kişi yapan şey okuduğumuz kitaplardır.”
Yazarlık serüveni hakkında bilgi veren yazar, çocukluk yıllarındaki rol modellerinin anne ve babası olduğunu, günlüklerle başlayan yazma tutkusunun ise üniversite yıllarında öyküye evrildiğini söyledi.
Yazar Emame Akman Harmancı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yazmayla alakalı da ben günlükler haricinde kurmaca şeyler ve uzun soluklu hikayeler yazdığımı hatırlıyorum. Önce ne yaptığını bilmeyerek sonra artık yaş ilerledikçe ben aslında yazmayı seviyormuşum diyerek devam ediyor.
Sonrasında üniversite çağında da yine yazıyordum öyküler ama asıl üniversiteden sonra aslında biraz daha yakın zamanlarda pandemiden önce Ali Işık hocayla tanışma fırsatımız olmuştu, böyle bir öykü atölyesi vardı 2-3 ders şeklinde çok kısa süreli gidebildim orada ufak tefek söylediği şeyler zihnimde her zaman yer etti ve güncel edebiyata, çağdaş edebiyata dair bir şeyler öğrenmiş oldum. Post modern edebiyata dair bir fikrim yoktu ama Ali hoca şöyle söylerdi; bazen bir kelime bile bir hikaye olabilir, bir cümleden bir hikaye vardır gibi. Bu ilk başta çok garip geliyordu ama çok geniş bir alan olması, günümüzde post modern dünyada, hikayenin çok farklı türlerinin olabileceğine dair zihnimde bazı fikirler oluşmuştu o dönem. Sonra biraz daha ne yazdığımı bilerek öykü yazmaya başladım. O yıllardan beri de yazmayı bırakmadım. Bir süre sonra dergileri keşfettim ve öyküler yayınlamak gibi bir süreç oluştu. Dergiler sizi kitap çıkarma yolunda hazırlayan bir okul gibi oluyor.
Öykülerinizin olgunlaşıp olgunlaşmadığını da dergiler üzerinden test edebiliyorsunuz çünkü sizin saygı duyduğunuz yerlerden artık size geri dönüşler gelmeye başlayınca ve siz muhatap alındığınızda artık öyküleriniz yavaş yavaş olgunlaştığını hissediyorsunuz. Benim de bu şekilde bir sürecim oldu. Ben de artık bir kitap dosyası hazırlayayım dediğim bu süreç dergilerden geçti. Sonrasında dosyam hazır olduktan sonra Dergah yayın evine mail olarak gönderdim. Uçurtmanın İpi ilk kitabım ise Dergah yayınlarından çıktı.”

.jpg)































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.