• İstanbul 7 °C
  • Ankara 8 °C
  • İzmir 15 °C
  • Konya 9 °C
  • Sakarya 8 °C
  • Şanlıurfa 14 °C
  • Trabzon 9 °C
  • Gaziantep 12 °C
  • Bolu 5 °C
  • Bursa 12 °C

Hikmet Özdemir: Janjanlı Emzik

Hikmet Özdemir: Janjanlı Emzik

Hepimiz deprem uzmanı olalım bir defasında Türkiye'de. İki lafın  arasında; "Japonya'da her gün oluyor bu kocaman depremler, Tusunamiler .Ama adamlar bana mısın demeden,  üstesinden geliyorlar ,bu felaketlerden." Diye söze başlanır.Ama biz kendimize göre düşünelim dedik:

İşi baştan alalım,şöyle bir  kurgulama yapalım, yaşadıklarımıza dayanarak. Kendimiz  yazıp kendimiz oynayalım bu yaşanmışlıkları.Ne dersiniz bu işe ?

"Başımız sokacak bir ev yapmaya başladık diyelim.

 "Geldik Kars'a, alalım bir arsa."diye başlamayalım, hatta  Kars'a kadar gitmeye de gerek yok. Yaşadığımız yerde,aldık bir arsa, diyelim. İsterse altı kumluk, üstü çöplük olsun, fark etmez .Ucuzundan olursa çok tatlı olur. Kaymaklı ekmek kadayıfı gibi mesela. Arsanın biraz mayalanması için 'pardon,' değerlenmesi için  yapalım ense.Bekleyelim üç- beş sene."

"Bulunca iyi  bir müteahhiti,şöyle ucuza getirmeli evimizi.Ayrıca çabuk bitmeli inşaatımı.Kavuşmalıyız  tez elden evimize. Ev sahibi olmak kolay mı? Temel atmaya sırası  gelince, vuracağız toprağa ilk kazmayı. Vurdukça kazmayı derinlere,  ulaşırsak  bir tünele..Tünelin ucu çıkarmış mezarımıza.Ne gam! Ev sahibi olunca,rahata kavuşacağız  ya şu   ahir zamanımızda.Artık öğünmek kalır bize,  "mühendisliğimizle."

"Devlet memurlarından birkaçı, kontrole gelip durursa inşaatımızı,kızarız  devlete ,millete. Başlarız avaz avaz bağırmaya: 'Nerde devlet? Nerde millet ? diye.Zor sorular karşısında ;"Ben bilmem eşim bilir,affederesiniz devlet bilir!'Deyip kaçarız ortalıktan."

"Yükseldikçe  inşaatımız ,keyfimizden mangal yakarız, hafta sonları bahçemizde. Tekrar tekrar  kontrole gelen 'kontrol memurlarımıza'  da  ikram ederiz, şiş kebaptan.Her Pazar mesire yerimiz  olur, inşaat sahamız.Bazen, kum tepelerinin ardından çıkıp gelen bir  bekçinin avuçlarına doldururuz  leblebileri. Devlet dairesinden emekli olmuş bu   bekçiyle  ilerler sohbetimiz, en  kallavisinden. Sonra  sırtını sıvazlarız , "Hemşerim!" diye.  Nasılsa kimse sormaz,  nereden hemşerisiniz diye."

"Artık  evler bitmiş, kuralar çekilme zamanı gelmiştir.Heyecanlar dorukta ,ev halkı başka kılıkta.Abdestler alınır dualar için.Dairelerin yerleri  öğrenilecektir.Akşamdan yapılan hatimlere, Yasinlere yüklerler, üçüncü kattaki köşe dairesinin çıkabilecek şansını.Ne biliyorlarsa  okurlar  Kur'andan  ayetleri, sureleri.Dualar iyidir de  "hayırlısı olsun,hakkımıza razıyım" demek gelmez akıllara. 'Acaba inkara mı kayıyoruz hafiften,yoksa 'inancımıza gelir mi  zarar'  deseler de? Ne gam!

Bir ay geçmeden yerleşiriz yeni evimize.

"Doğal gazı yok ."

"Eski evimiz, zaten sobalı değil miydi?"

"Olsun ne çıkar."

"Yeter ki fayansları janjanlı olsun.Ayrı çocuk odası olsun.Mutlaka  çift tuvaleti olsun! Davlumbaz olsun mutfaklarımızda, kırmızı –yeşil düğmelisinden"

" Aynası olsun banyonun, tuvaletlerin!"

"  Evin temeli  nasıldır, deyip sormazlar kimselere.Taşı, kumu, çimentosu, kolonları...Ne üstümüze vazife.Biz mühendis miyiz, yoksa müteahhit mi? Yeter ki  boyası, badanası...Rengarenk olsun duvarları."

Bir hafta geçmeden, misafir üstüne misafir gelmeye başlar.

 "Hayırlı olsun, güle güle oturun!"

"Çok ucuz olmuş.Eksikler mühim değil."

"Yörük göçü gide gide düzelir."

"Oturma ruhsatı, tapusu olmasa da olur,mühim değil.Arsa payı üzerinden bir kağıt tutuştuturulmuştur, ellerine."

"Hele bir oturun, evinize alışın ,arkası gelir her şeyin."

Dolup dolup boşalır, yeni apartman daireleri, misafirlerden.Misafirlerin arkasından, gelen hediyelere bakılır gizliden.

Sabahın köründe gider  baba işine.Hafta sonları de ikinci işine.

 'Haydi sen  de gel benimle  der ' eşine.'

'Patronun odasını temizlersin de aylık bir taksidimize merhem olur.

'Ev taksitleri ödenecek.' Der, soran elâleme."

"Çok şükür   sağ- salim oturuyorlardı üç yıldır evlerinde. Zor yıllar ,kolay yılları   kovalaması beklenirken,zaman akıp gider hızla. Evlerinin yaşı, küçük kızlarının yaşına , denk düşmüştü kutlama zamanına. Çifte kutlama yapacaklardı anlaşılan .Ufak- tefek hazırlıklar yapılıp şenlenmişti sıcak yuvaları. Herkes memnundu bu kutlamadan .Huzurlu ve de mutlu – mesuttular Erkenden çekildiler odalarına.Tam  uykularını almak için kısa sürede  dalmışlardı derin uykularına."

"Beş on dakika mıdır, beş on saat mi ? Bilinmez bir zaman sonra,bir gümbürtü koptu ortalıkta. Bir patırtı,bir çatırtı duyulmuştu her tarafta. Acayip sesler içinde uyandılar,derin uykularından. Ortalık zifiri karanlık ..Tüm  ev halkı, toz -duman içinde....Çığlıklar, feryatlara karışımı....Gözünü açanlar,kendilerini  yıkıntılar içinde bulmuşlardı. Moloz yığınlarının altında- üstünde, çoluk-çocuk ağlamalar arşa yükselmiş,dolaşıyordu molozların üstünde.Yardım çığlıkları yükselmişti ,aşağılardan yukarılara. Üçüncü kattaki manzaralı evleri değildi sanki burası...Cehennem miydi bu  yerin altı.Yanlarına düşmüştü, janjanlı fayansları,kırık ayna parçaları.İçinde kalmışlardı tel demirlerin, janjanlı aynaların, rengarenk parıltılı duvarların.Kan revan içinde kalmıştı elleri yüzleri, kolları, ayakları... Umut sesleri  geldi kulaklarına : "Afad yetişti.Kızılay geldi !."

"Bir Afad  eri,ince bir ışık sızıntısı içerisinde sesleniyordu cana can katan sesiyle:

"Korkmayın! Ses verin bize! Kurtulacaksınız şimdi!..."

" Mavi boncuklu   emziği sallanıyordu,  küçük kızın boynunda.Ambulansların siren sesleri, kulakları  yırtıyordu.Uçaklar ,dronlar uçmuştu havada.Emzik sallanmaya devam ediyordu  küçük kızın boynunda saat sarkacı gibi...Derken... Sesler geliyordu yukarılardan:

 'Soluk alıyorlar mı acaba?'

 'Bizi duyuyor musunuz !

'Uyumayın! Konuşun !'

 'Biz sizi kurtaracağız! Merak etmeyin!' "

"Nerede idileri? Hani nereye yuvarlandı hactan hediye gelen  misafirlere çay getirdiği gümüş tepsisi?Duvarlara astıkları güzelim meyve tabloları? Hepsi kaybolmuştu birden.Neden arada bir sessizlik yayılıyordu  ortalığa. Gelenler, gidenler, geçmiş olsun diyenler ,devlet erkanı kişiler ..."

"Millet evlatları hizmet yarışındaydılar. Enkazın altındaki çocuğun  emziği ,lokumla  değil; tozla dolmuştu.Ninesi, dedesi ,anası, babası ve de kardeşleri ... derken yerin altında , kurtarılmayı  bekliyorlardı. Toz- toprak  yapışmış vicdansızların paslı demirlerine.İnşaat denmiş adına.Canlar yitmiş, ahlaksızların çıkarları uğruna. Akıllar nasır tutmuş, yürekler taşlaşmış, gözler buğlanmış, eller- ayaklar buz kesilmişti. Dışarısı ayaz....Başka bir ad bulunmaya çalışılıyordu bu depreme de. Suçlanır  ve bulunur olurdu ,her depremde "günah keçileri."

------

"Erken uyanınca,açık kalmış  televizyondan gelen sesler ,artarak yükseliyordu  acı acı...Dikkat kesilmişti olan bitene vatandaş.Paylaşmak için acıları telefonlara sarılıyorlardı  vicdan sahibi vefakar milletin fertleri."

"Seyrederken televizyonlarda ,gördüklerine yardım eli uzatmaya hazır olduklarını  anlatıyorlardı birbirlerine."

"Yıkıntıların üstüne çıkmış, başları miğferli,  kırmızı elbiseli kahramanlardan birkaçı, molozların arasında aşağıya doğru eğilmişlerdi: 'kurtaran yok mu?' seslerini dinliyorlardı."

"Siren sesleri yırtıyordu kulakları. Hayatın tadı buruk gelmişti  ağızlara.Ne gördüyse aynaların  riyasından, yalandan bıkmışlardı."

"Afad dedi ki ; 'Tamam bizler görevimiz yapıyoruz .Kaybettiklerimize Allah rahmet etsin..Dağılın, gidin şimdi evlerinize.Biz buradayız bu meydandan.'Yaraları sararız  biz "Afadız" biz "Kızılayız." "Biz de varız,yakın ilçedeki yardım derneğinden geliyoruz.Afad'ın emrindeyiz..Ve  de olmuştu herkes :Tek yürek!"

"Cenazeleri sıraladılar musalla  üstüne.

Hoca sordu:

 "Nasıl bilirdiniz  merhumları ve de merhumeleri?"

El cevap:

"Eyi biliriz !"

 "Hakkınızı  helâl eder misiniz ?"

"Helal ederiz!" Üç kere tekrarlandı, cevaplarıyla bu son görev konuşmaları.Rahmetlilerin canları bizlere ders olmalı  diye."

"Biz  helâl ederiz de  o musalladaki mevtaya da sormalı bir.Canlı olsaydı ne diyecelerdi  acaba?diye geldi bazılarının aklına:

 Tamam! Felaketler Allah'tan geliyor da.Allah'ın kullarına verdiği bu akılları neden yerinde kullanmıyorsunuz?  Diye cevap gelse semadan. Ne dersiniz dense yeridir şimdi.

 O anda  cevap yok kimsede.Boyunlar bükük, yüzler mahçup!"

---

"Gelin, yapalım hesabı yeni  baştan dediler.Ellerinde kalem,  başladılar hesaba:

"Ey insanoğlu !Arsan   fay hattında mı?"

"Bilmiyorum!"

"İnşaatın sağlam mı ?"

"Devletin mi suçlu,  yoksa sen mi?"

"Kontrol memurun  mu?"

" Sarı çizmeli Mehmet mi?"

"Yok bilmem!"

"Yoksa ,müteahhitin  demiri, kömürü, suyu ,çimentosu mu suçlu?"

"Yoksa arsanın bahçesinde yaptığın kebabın mı  tuzluydu?"

"Yok bilmem!"

 "Yoksa janjanlı  fayansları satan hırdavatçı mı suçlu?"

"Acaba, minik çocuğuna aldığın janjanlı  emzik mi suçlu ?"

 "Yok, onları da  bilmezsin!"

"Neyi bilirsin sen ey arkadaş, ey vatandaş!"

Yaptın mı sen ömründe "bir tatbikat-ı deprem."  Şöyle manalısından, üniformalısından. janjanlı  giyimlisinden ...

"Yok yapmadım!"

"Evinde, işyerinde,  okulunda..."

" Gülerler mi sandın, konu komşu sana. Burun  kıvırdın, bu o tatbikatlara herhal. Şimdi senin Deprem çantan da yoktur.  İçinde düdük, ayna ,tarak,  mendil, bir de rujun..."

"Bilmem!"

Deprem Dede söz attı ortalığa:Deprem öldürmez binalar öldürür insanları.

Kitabın ortasından konuşmuştu uzmanı.

 "Eh,sen neyi bilirsin be arkadaş.?"

 "Hesap sormayı da mı bilemezsin."

" Kimden mi?"

"Önce kendinden!"

 İki elini başının arasına  alıp düşünmelisin sen:

"Ben nerede hata yaptım!" diye. On defa, bin defa...."

"Başlamalısın sorguya, suale.  Sonra ,başucunda, karşına geçip el bağlayan sorumlulardan...Kendi  sorumluluğunu unutmadan.

Görevini yapanla,yapmayanı ayırtedebilmelisin artık...Acil  hem de çok acil planlar yapılmalısın,önce tedbir, sonra takdir deyip çıkmalısın yola ve depreme karşı."

"Bütün bunların cevabını  vermek için kara kara  düşünen cemaat;unutmuştu,musallada  yatan mevtayı.Akılları başlarına geldi de götürdüler cenazeyi defnetmeye."

--------------------------------------------------                   

*BİR DEPREM HİKAYEMİZ

Yörükzâde Hikmet Özdemir

Bu haber toplam 234 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim