Kitaptaki şiirlerin büyük bir kısmına dergilerden aşina olsam da şiirin önü ve arkasını iki kapak arasında temaşa edip okumak daha başka oluyor. Kitap deyip geçmemek lazım. Nasıl iki dizenin diz dize oturup bir beyitte buluşmasından “beyit-beyt” ev hali doğuyorsa bir kitabı meydana getiren şiirler de görkemli bir evi oluşturabiliyorlar.
Cengizhan Orakçı şiirini yakın takibe almış birisi olarak şunu ifade etmeliyim ki özellikle son iki kitabında (Fotoğrafta Çirkin Çıkan, Kanayınca Irmak) daha uzun soluklu ve gür sedalı bir şairle karşılaşıyoruz. “Kanayınca Irmak” kitabında yer alan şiirler bu söylediğim şeyin belki de zirve noktası. Baştan sona doğru sesini ritmik biçimde hızla artıran bu şiirler şairin şiirdeki devinim halinin nasıl olması gerektiği ile ilgili de bir tür örneklik teşkil ediyor. O halde sondan başlayalım:
“Alıp sana geldim bütün kızların dans eden ritimlerini / Alıp sana geldim ırmakların bütün ezgilerini”. “Sana” derken şair neyi kastetmiş onu bilemesem de benim anladığım, şiirin kendisinden başkası değildir. Evet, şairimizin şiirinde dans eden kızların ritimleri ve ırmakların ezgileriyle buluşmuş bir “ben” var. “Şair beni” tabiatın ve de yaratılmış olan hayvanat, nebatat ve de cemadatın ses, ahenk ve salınımı ile doludur. Konuştukça konudan sapan değil konuştukça coşan, coştukça kelimelerin deruni miracına ulaşan bir şair tavrıyla karşılaşıyoruz. Okuyucu bir noktadan sonra kendisini okuduğu metinden ve metnin sahibinden ayırt edemez hale geliyor. Öyleyse devam edelim:
Devamı: https://www.milligazete.com.tr/makale/11102224/huseyin-akin/bu-siirler-kuslari-urkutmuyor































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.