Şiire ayıracak vaktim mi olmamıştı (oysa bir şeylere ayıracak vaktim her zaman olmuştur). Yoksa insan yaşlandıkça o ferah ve delişmen alınlar şiirlerden uzaklaşmakta mıydı?
Lisede (yarım asırdan fazla bir zaman ötesinde) bir edebiyat hocam vardı. Aslan Bağruşen miydi adı. O kadar çok şiiri ezbere bilirdi ki, küçücük vücuduna (bir altmış boyu, 55 kilogram ağırlığı ya vardı ya yoktu) bu kadar dize nasıl sığabiliyor diye şaşırırdım.
Şaşkınlığım sadece o kadar kalsaydı iyiydi. Gençlik işte. Hocamla yarışa kalkmıştım.
Yarışma düzenlerdik aramızda.
Kim daha uzun süre, şiirden/dizeden başka sözcük kullanmadan günlük yaşantısını sürdürecek... diye.
Velhasıl, ömrüm boyunca şiiri hep sevdim, hep saygı gösterdim, hep yanıma yandaş, yoluma yoldaş, hayatıma rehber edindim.
Acaba şiirleri sevdiğim kadar şairleri de sevdim mi?
Yok yok... Çok sevdiğim şairler oldu, sevmediklerimde, bazıları yazdığı şiiri taşıyamıyordu.
En çok da, kafiyeli ve manzum metinler yazan kimilerinin şair diye ortalıklarda dolaşmalarına bozuldum.
Bozuldum, çünkü o kadarını ben de yapabilirdim. Fakat ben, erken yaşta has şiiri tanıdığım için ve bunlar ayarında ve bunlar ötesinde şeyler yazamam dediğim için, inanır mısınız bir kez bile, gecenin bir vaktinde bir başıma, başımda tüten gençlik buğusuyla daldığım hülyalar içinde dünyayı dönüştürme seanslarında;
Efkardan 45 dakikalık vapur yolculuğunda bir paket Maltepe sigarasını bitirdiğim zamanlarda dahi şiir yazmaya kalkışmadım.
Belki bunun için (kendimi karıştırsaydım bu kadar seçici olamayabilirdim) has şiirin eteklerine tutunmaya çalışan, gölgesinde ilerlemeye kalkan yetersiz olana hiç yüz vermedim...
2
Geçenlerde Ketebe Yayınları'ndan gelen (bu vesileyle yetkililere çok teşekkür ederim) kitapları karıştırırken, incecik bir şiir kitabını kenara koydum, bir bakayım diye...
Daha kitabın ilk sayfasını açar açmaz;
"Angajman kurallarını değiştirdik Eser abi
Bedenin organizmasından cesedin mekanizmasına geçiyoruz"
diye bir davet (yoksa bir emir miydi) karşılaşmayayım mı?
Neye uğradık derken, neredeyiz diye anlamaya çalışırken;
"Nehir, şehri manik ve depresif olarak iki parçaya ayırıyor Eser abi..." tespitini görünce hızlıca düşündüm; 'Eser abi' diyor da 'Eser' benim adım mıydı yoksa?... Ben şehrin hangi tarafına düşmüştüm? Hiç değilse şizofren olmadığıma şükredebilirim...
Devamı: https://www.aksam.com.tr/yazarlar/huseyin-besli/kavsakta-siir-ile-karsilastim1/haber-1332593






























Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.