Vefâ dediğimiz şey bu dünyaya gelmeden önce elest bezminde Allah'a verdiğimiz söze sadık kalmaktır. Sufiler, Allah'ın bizi, sözümüzde durup durmayacağımızı sınamak için bu dünyaya gönderdiğini söylerler, anlatırlar. Ömürleri de verdikleri söze sadık kalmak, ahitlerine vefâ göstermek için gösterdikleri gayretle geçer. Yaptıkları, ettikleri hep vefâlı olmak ve vefâlı kalmak içindir. Vefâ kelimesinin anlamı zamanla genişler, hakka ve hakikate sadık kalmak anlamında da kullanılmaya başlanır. Vefa dine karşı olur, davaya karşı olur, kuruma karşı olur ve insana karşı olur. İnsana karşı olan vefa sevgiliye karşı olur, akrabaya karşı olur, arkadaşlara karşı olur. Eş, dost, sevgili ve arkadaş kalabilmenin olmazsa olmaz şartı vefâlı olmaktır. Vefâ o kadar önemlidir ki vefaya sadakat göstermemek ihânet olarak değerlendirir. Eşine verdiği sözü tutmayanları tarif için "ihânet etmek" gibi ağır bir cürümle itham etmenin altında vefanın çok önemli olması yatar. Vefanın bir çeşidi de yapılanları görmek ve takdir etmektir. Bir iş tamamlandıktan sonra o işin yapılmasında emeği geçenleri anmak, teşekkür etmek de vefadır. İnsanların yaptıklarını takdir etmeyen Allah'ın yarattıklarını da hakikatiyle takdir edemez. Dil ile söylemiş olur sadece. O yüzden güzel bir iş gördüğümüzde yapanı takdir etmek aynı zamanda hakikati teslim sadedinde üzerime borçtur. Bundan dolayı insan olmanın bir diğer tarifi "vefâlı olan kişi" dir. Vefa kişiyi güzelleştiren, insanlaştıran unsurdur ve ona en çok yakışan süslerdendir. Namık Kemâl bu durumu veciz bir şekilde şöyle ifade eder.
Bekâ Yezdân'a şâyândır fenâ ekvâna evlâdır
Vefâ insâna çespândır cefâ hayvâna ahrâdır
Devamı: https://www.fikriyat.com/yazarlar/ismail-gulec/2022/11/09/varak-i-mihr-u-vefayi-kim-okur-kim-dinler































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.