Anlasaydım gelir gider dengeleri üzerine kafa yorar, cari açığımı sıfırlamaya çabalardım. Oysa gelen gitti benden. Bazısının işi bitti. İşi bitince gitti. Ben de her seferinde “insana yakışan bu mudur?” sorusunu sorarken yakaladım kendimi. İnsana neyin yakışıp neyin yakışmadığını merak etmeyi bırakacak kadar yaşlanmamış hissetmek için kendimi. Sanki insanı tanımıyormuşum gibi ya da. İnsanın, o kara gözlü zalimin neler edeceğini bilmiyormuşum gibi. Bazısını ben yolladım. Uzun ve çetrefil bir hikayenin sonuna geldiğimizi hissettiğimde “tamam” dedim, “buraya kadarmış, daha uzamasın.”
Uzadı bazısı. Sündü. Neredeyse tedavisi olmayan bir hastalığa dönüştüğü demler geldi. Vefa satanın vefasızlığını, ahlak satanın ahlaksızlığını, dostluk satanın acımasızlığını gördüm görmesine ama elim değmedi. Gereğinden fazla bir iyimserlikle düzelmesini bekledim.
Düzelmedi. Düzeleceğine dair umudum da düzelmedi bir yandan. O yüzden sündü, o yüzden uzadı. Bir de tabii yere batası alışkanlıklar var.
Alışıyor insan. Tütünün dumanına alışır gibi alışıyor bazısına. Öldürüyor seni aslında, biliyorsun da bunu. Ama alışmışsın bir kere. Bırakmayınca değil, bırakınca öleceğini sanıyorsun. Tütün tam o boşluktan istifade ederek öldürüyor seni.
Herkes öldürüyor herkesi. Yok. O şairin “herkes öldürür sevdiğini” dediği yer burası değil. Herkes öldürüyor herkesi. Gündelik hırsların, pahalı zevklerin, hayali kurulan beklentilerin, kesilen pozların, kaçırılan heveslerin mermi gibi silahlara sürüldüğü bu zaman diliminde herkes, diğerini öldürerek hayatta kalabileceğine ikna etmiş görünüyor kendini. This is survivor.
Oysa bir dönüm arsanın yetmeyeceği neydi? Bir çift gözün kandırmayacağı neydi? İnsan, bir elin sıcaklığının yerine hangi sıcaklığı koysa olurdu?
Devamı: https://milatgazetesi.com/yazarlar/hayat-yeniden-sanat-olsa-5319/































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.