• İstanbul 24 °C
  • Ankara 30 °C

Karadağ’dan ve orada şehid olan müminlerden haberiniz var mı?

Karadağ’dan ve orada şehid olan müminlerden haberiniz var mı?
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma

Tarihçi gezgin, konferans için Karaman’a davet edildiğinde, hiç tereddüt etmeden, “inşallah gelirim” demiş ve etrafı tarih kokan o güzel beldeye neden daha önce gitmediğinin utancı içinde, Yunus Emre’nin beldesi olduğu rivayet edilen “o iller”e gitmek üzere Konya havaalanına inmişti. Havaalanında onu, “Emre”si, sarığı ve katran bastonu olmayan Yunus’la arkadaşı Şadan karşılayıp Karaman’a doğru yola koyulmuşlardı...
         Tarihçi seyyah, bu mihmandarlarla ilk defa karşılaştığı için susmayı tercih ediyor, kendisine yöre hakkında bilgi veren o tatlı dilli insanları dinliyordu. Ama birden kendi kendine,
         “Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun,
         Assı ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun
         . . .
         Yunus ne hoş demişsin, bal u şeker yemişsin,
         Ballar balını buldum, kovanım yağma olsun!” deyiverdi: Çünkü mihmandarları çevreyi o kadar güzel anlatıyorlardı ki,  kelimelerinde hem bal vardı, hem de “bal olmaya özenen” şeker!..
         Tarihçi, mihmandarlarıyla konuşuyor fakat hayalinin içinde kaybolduğu “Karadağ”, onu öylesine alıp bir yerlere götürüyordu ki, âdeta neler konuştuğunun farkında bile olmuyordu. Kim bilir mihmandarlarının sorularına verdiği cevaplarında bile neler saçmalıyordu ve mihmandarları teeddüben bu saçmalıklarını duymazlıktan geliyorlardı. Karaman’a varıncaya kadar soğuk sularını içirdikleri çeşmeler, yemek yedirdikleri aşhaneler, “seyyah” olmasına rağmen, hayatında ilk defa gördüğü “katran ağaçları”, onu “Karadağ” düşüncesinden ayıramıyordu. Bu “Karadağ” zihnini o kadar meşgul ediyordu ki dünya kâşanelerinde yaşayanları mahv u perişan eden “görevli Korona” bile umurunda değildi Tarihçi’nin… Ondan başka kim inanırdı ki, akşam vereceği konferans esnasında bile “Karadağ”ın zihnini meşgul edeceğine. Yoksa “dağların gizemlerine âşık olmak” bu muydu sahi? Herhalde buydu ki, dünyanın neresine giderse gitsin, şehirlerin AVM denen “vakit öldüren illüzyon dükkânları”na gitme yerine, dağların patikalarına tırmanmayı ve bu uğurda taşlar ve dikenlerle yaralanmayı tercih ediyordu… Hele bu tırmanışlarda, kayadan kayaya uçarcasına atlayan dağ keçilerini gördü mü, kendi kendine, “yaşasın hürriyet!” deyip çarpan yüreğine en büyük mutluluğu yaşatıyordu… Dağları öylesine seviyordu ki, çalılıklarına tutunup çıktığında, eline batan “sevgili dikencikler”den, parmaklarını öpüyorlarmış gibi, zevk alıyor, akan kanların farkında bile olmuyordu…
          Karaman’a varışının ertesi günü Tarihçi’nin mihmandarları onu önce Yunus Emre’nin kabrine, oradan da “Ak Köprü” ve “Manazan Mağaraları”na götürdüler.

Devamı: http://www.islamtarihi.info/2020/07/karadagdan-veorada-sehid-olan.html?m=1&fbclid=IwAR335tNmWo2zVyBtH5DS-k5LJA3oD59pSdN1cFnDH45FINknobo07HCl2ek

Bu haber toplam 86 defa okunmuştur
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim