• İstanbul 30 °C
  • Ankara 32 °C

Kudüs’e Doğru

Eyyüp AZLAL

Saat, gecenin üçü ve uçağımız Tealaviv semalarında... Kuzeyde Yafa şehri... Gel kurtar beni diyordu camileriyle, medreseleriyle, han ve tekkeleriyle.... Ağlamaklı bakışlarımı Yafa’nın suskun ışıklarına, çılgın dalgalarına emanet ediyorum.

Yafa’yı anlatamadan geçemeyeceğim. Telaviv (Telabib) Yafa şehrinin bir köyü idi. Şimdi Yafa ise Telaviv’in bir parçası... Bu durum, ben idrakının bir sonucu. Aynı durumu daha önce Selçuklu başkenti olan Rey şehrinin yine kendi köyü olan Tahran’a bağlayan zihniyet üzerinde görmüştük. Yafa’nın her yerinde Osmanlı eserleri boy gösterdiği içindir ki  şehir adeta cezalandırılmış Telaviv’in beldesi yapılmış. İstanbul’un Avcılar’a bir ilçe olarak bağlanmasını düşünün.

Telaviv Ben Gurion Havaalanındayız. Gerek büyüklük gerekse de estetik açıdan ülkemizdeki taşra havalimanlarına benziyor.  Ben Gurion ismi bize yabancı gelmiyor. İsrail’in kurucu başbakanı. Ben Gurion sadece bu mu bildiklerimiz? Bu adam, 1912 yılında İstanbul Üniversitesi (Darülfünün) hukuk fakültesinde okuyor. İstanbul’da hukuk fakültesinde okurken diğer Siyonist liderlerle birlikte Osmanlı Aleyhine yaptıkları çalışmalar sonucu sınır dışı ediliyor.

İngilizler için Kudüs’e giden yol Yafa’dan geçerdi. Bu nedenle birinci dünya savaşı sonrasında Osmanlı’dan kovulan ve başını Ben Guriyon gibilerin oluşturduğu Yahudi Diasporasını Üsküdar-Yafa hattı gemileriyle buraya taşımıştı.  Çünkü Yafa, Kudüs’e en yakın liman, dahası Kudüs’ün limanıydı.

Sultan Abdülhamit, Payitahta yapılan bir hizmetin aynısını önce Hicaz’a daha sonra Kudüs’e  ve ardından diğer merkezlere yapardı. Bu nedenle Osmanlı memleketlerinde ilk olarak Yafa –Kudüs karayolunu hizmete sokulmuştu. Sultan Abdülhamit, Filistin’de açtığı beş okuldan biri de Yafa’daydı. Yafa, bu nedenle Osmanlı için Kudüs’e açılan kapı olduğu için önemli bir şehirdi. 

Havalanındayım...

Grubumuzun hepsi passaport kontrolünden geçti. İsrailli görevliler, bana “sen kal” dediler. Bunu hal diliyle anladım.

Önce İbranice konuştular. Ben Türkçe cevap verdim. “Tercüman istiyorum. Gitmem lazım.” Dedim.

Arapça konuştular.  Türkçe cevap verdim. En sonunda İngilizce konuştular.

Yine  Türkçe cevap verdim.

-Niye kalıyorum burada? Gitmem lazım, dedim.

Türkçe konuşmaklığım İsrailli görevlinin içine tak etmişti. Diğer bir görevliyle İbranice bir şeyler konuşur gibi yaptı ve sanki Davos’un rövanşını almak istercesine bana döndü.

-One Munite!.....

Aha! Acı devam ediyor, devam etsin... Boş durur muyum. Yahşice bir cevap vermiştim.

-Ol right!

En sonunda bir tercüman buldular...

Ellerinde Müslüman kanı olan bu insanlardan hiç korkmadım, hiç de çekinmedim. Mağrur bir Osmanlı gibi, arkadan hançerlenmiş bir Osmanlı edasıyla onlara tepeden baktım.

-Buyur ettiler, arka odaya, sorgu odasına.

-Gidelim...

Aha! bu da ne? Bekledim ki İsrailli tercüman gecesi sünbül kokan, Türkçesi bülbül kokan bir İstanbul Türkçesiyle konuşsun. Ortaköy’de mukim. Kanlıca’da yoğurt yemiş biri olsun. Hiç olmazsa  Sultanahmet Köftecisine uğrasın, orada köfte yemiş, Vefa’da boza içmiş biri olsun... (İstanbul Türkçesi bilen  tercüman bulabilirlerdi. Meğer daha önce İran’da görev yaptığım için stratejik davranmışlar.) Fakat ne göreyim! Bizim tercüman Tahran Türkçesiyle konuşuyor. Bir konağım ol (konuğum ol) demediği kalmıştı.

-Ağaye Eyyup, Tahran’nın harasına gitmişsen. Nerede düşmüşsen (durmuşsun)....

Cevap verdim.

-Özün Tahranlı mısın yoksa İsfahanlı?..

-Ben özüm cevap vermirem. Burada Türki danişirem. Misafirlere (yolculara) yoldaşlık edirem.

(Neden sordum. İran’dan İslam devrimi sonrasında İsrail’e sığınmış Halkın Mücahitleri örgütünden bir çok insan var. Bir de İran’ın kadim şehri İsfahan’da Yahudiler vardır.)

Tercüman tekrar sordu.

-Ağaye Eyyup, Tahran’nın harasına (neresine) gitmişsen. Harasında (neresinde) düşmüşsen (durmuşsun)....Doğru cevap ver yoksa seni deport edecekler. (Tercümanın sözlerinden anladım ki Azeri Türk’ü olasılığı yüksek. Yoksa İsrailli olsaydı “seni deport edeceğiz.” derdi.

-İran’a gitmişsin, Tahran’da ne işin var, neden, niçin gitmişsin, orada ne yaptın?

-Tahran’daydım. Veliasr Caddesinde asırlık çınarların altında Ağaye Ferhad ile gah Sadi okurduk gah Hafız..

-Ben, oraya görevli gittim. Öğretmen olarak.

-Niye Paris, Londra değil de Tahran.

-Torpilim yoktu.

İsrailli polis soruyor bana

-Filistin nerede?

-Şu an harita burada olsa gösterirdim. Ama rehberim beni oraya götürecek. Orada havalimanı olmadığı için mecburen buradan geçiyoruz.... Aslında bu sözler, Telaviv havalimanında deport edilmem için yeterliydi. Fakat ne hikmetse Azeri Türkçesiyle konuştuğum tercüman, sözlerimi İsrail sorgu amirine nasıl aksettirdi,bilmiyorum. İsrail polisi daha telefonumu istedi, verdim. Sosyal medya hesaplarıma baka baka en son “Kudüs’e Gidiyoruz” adlı grubumuzu buldu. Gruba bakar bakmaz sanki  Arşimed gibi “Avraka avraka” der, gibiydi.

Tercüman, tekrar sordu.

-Neden sadece Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya gidiyorsunuz?..

-Sadece oraya gitmiyoruz. Hebron, El-Halil, Eriha ve şu mektupta yazılı olan diğer tarihî ve dinî yerlerî de göreceğiz. Bu yerlerin çoğu Yahudi ve Hristiyanlar tarafından da kutsal bilinir. Mesela Burak Mescidine gideceğiz. Ama Yahudiler, oraya “Ağlama Duvarı” diyor. Çok merak ettim, niye bu soruları beni buraya getiren seyahat şirketine sormuyorsunuz. Onlar, sizin izniniz dışında bir yere gitmeyecektir, emin olabilirsiniz. Ayrıca sizin adamlarınız her zaman İran’a gidiyor. Biz gidince mi sorun oluyor. Dediydim ki.

-Lütfen bu son cümleyi kullanmayın. Dedi. Tercüman Hanım.

Sorular, sorular, çoğaldı. Sabah namazını Mescid-i Aksa’da kılamama tehlikesi oluşmuştu.benim yüzümden seyahat arkadaşlarım Ben rehberimizi arayıp bilgi verecektim ki polis.

-Bana bakın. Güvenlik güçlerimiz her yerde seni gözetleyecektir. İsrail topraklarında sakın yanlış bir şey yapmayın. Sonucuna katlanırsınız.

Milat

Bu yazı toplam 113 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
    Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz. Sitede yayınlanan yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir.
Tel : 0312 232 05 71 - 72 | Faks : 0312 232 05 71-72 | Haber Scripti: CM Bilişim