Düşünceyi hayat prensibi haline getirmeliyiz. Soru sormakla başlayan süreç bizi düşünceye sevk etmelidir. Düşünme süreçleri çok önemlidir. Fakat süreçlerin bir metodolojisi olması gerekir. Nasrettin Hoca'nın yaşam felsefesinin özeti de budur. Metot tek başına yeterli olur mu? Diye bir soru aklımıza gelebilir. Tek başına metot yeterli değildir. Elimizden geleni yapıp acziyetimizi kabul edip duanın engin dinginliğine ve huzuruna da yelken açmalıyız. Böylece bilgiye çift kanat takınca bütün datalar arası ilişkileri de rahat rahat kurabiliriz. Bir metotla devam eden düşünme süreçlerinin tamamlanması için tahlillere de kapı aralamalıyız. Bu minvalde Ziya Şakir'in bir anısını müsaadenizle paylaşmak isterim. Son asır tarihçi ve romancılarımız dan Ziya Şakir. Nasreddin Hoca ve latifeleri hakkında yazdığı eserinin ön sözünde şöyle bir hatıra anlatır: 'Paris seyahatimde beni Sorbon Darülfünunu'nun Türkçe imtihanlarına davet ettiler. Bu imtihanda talebelerin sadece Nasreddin Hoca'nın kitabından imtihan edildiğini gördüm ve hayret ettim. Her talebe, elindeki küçük bir kitaptan "Hoja merhum dedi ki.." diye okumaya başladı ve okuduğu fikra üzerine tahliller yaptı. Merak ettim. Hoca mer huma bu alakanın sebebini sordum. Şu cevabı verdiler: "Bu zat artık beynelmilel bir filozof olmuştur." Bu anıdaki filozof kelimesine dikkat çekmek isterim. Filozof kelimesinin bir anlamı da olaylara müsamaha ile ve kendine has bir estetikle bakan kimsedir. Kendine has bakma deyince aklıma sınav sistemimiz geldi. Muhatabımızı beş şıkkın arasına sıkıştırıp aynı düşünme ya da aynileşme girdabında boğmaktayız. İnsanı başka canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biri akıl sahibi olmasıdır. Bu yüzden insana aklını kullanmayı öğretmek en büyük hizmetlerden biri olacaktır. Allah, insanı bahşettiği bu vasfından dolayı muhatap almaktadır. Bizim genetiğimiz çocuklarımıza uyguladığımız eğitim yöntemlerini kabul etmiyor. "Çoktan seçmeli" soru mantığında öğrenciyi beş şıktan birine mecbur kılmak fıtri değildir. Her zaman bir "F" veya "G" şıkkı olabilir. "Dört yanlış bir doğruyu götürür uygulaması çocukların müteşebbis ruhunu öldürmektedir. Oysa bizim inancımızda bir doğru (samimi bir tövbe) bütün yanlışları götürür. Çocuklara başkaları gibi düşünmeyi değil kendileri gibi düşünmeyi öğretmek en asli vazifemizdir. Ve bu düşünce mekânını hikmet nazarıyla Hz. İbrahim gibi semaya. Nasrettin Hoca gibi doğaya, masallara, hikayelere, fıkralara vb. kadar genişletmek en acil ihtiyaçlarımızdandır. Bu düşünce metodolojisi karşımızdakini de düşünmemizi sağlar. Hocaya halimizi arz edelim.
Devamı: https://globalbakis.com/kose-yazilari/sozun-kiymeti-183558































Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.