19 Ağustos 2026
  • İstanbul29°C
  • Ankara32°C
  • İzmir36°C
  • Konya30°C
  • Sakarya31°C
  • Şanlıurfa37°C
  • Trabzon27°C
  • Gaziantep34°C

15 TEMMUZ’UN BUGÜNE BIRAKTIĞI YEDİ DERS

Muhammet Enes KALA

14 Temmuz 2026 Salı 11:23

15 Temmuz, göğün ve yerin demirle dövüldüğü, fakat insan iradesinin çelikten daha sert çıktığı bir manzaranın şahidi kıldı bizleri. O gece sokaklara inenler, bir darbeyi durdurmadı yalnızca, korkunun karşısına cesareti, zorbalığın karşısına haysiyeti, boyunduruk vurmaya karşı haysiyet kıyamını, ölüme karşı ise özgür yaşama iradesini koydu. Aradan geçen yıllar bize gösterdi ki, 15 Temmuz, her neslin yeniden anlaması gereken, en az yedi büyük dersle hâlâ vicdanımızın kapısını çalan tarihî bir çağrıdır. Bu yedi ders, 15 Temmuz mektebinde bizlere yarınlara dair umutları da fısıldamaktadır.

Birinci ders, millî iradenin sandığı işaret eden bir usulü aştığı, gerektiğinde canla-başla korunan müşterek bir haysiyet cevheri olduğudur. 15 Temmuz gecesi toplumun, siyasî aktörlerin, medyanın ve devlet kurumlarının ortak direnişi, darbe girişiminin başarısızlığında belirleyici olmuş, akademik literatür bunu Türkiye’nin modern darbe tarihinde ayırt edici bir kırılma olarak yazmıştır. 15 Temmuz’da hususen Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın basiret, feraset ve cesaretle milletine güç verip Başkomutan olarak yönlendirmesini de tarih sayfalarına kaydetmiştir. O gece vatandaş, devletin seyircisi olmaktan çıkmış ve devletin meşru kaynağının kendisi olduğunu derinden hatırlamıştır. Tankın karşısına çıkan asil insanımız, iradesinin zor yoluyla gasp edilmesine karşı ‘ben varım ve her şeyi göze alarak buradayım’ diyen varoluşsal ve siyasî şahsiyetini savunmuştur. Çünkü millî egemenlik, anayasaya yazılan bir ibare şeklinde kalarak değil, bizzat insan tarafından ahlâkî bir mesuliyet olarak duyumsanıp sahiplenildiği sürece yaşatılabilir. Bu yüzden 15 Temmuz bugün bize, hürriyetin, millî iradenin miras olarak devralınan bir eşya değil, her kuşağın yeniden hak etmesi gereken bir emanet olduğunu söylemektedir. Millî iradeye meftun olan demokrasi, tankların, silahların ve korkunun susturduğu kalabalıkların değil, mesuliyetin ve haysiyetin ayağa kaldırdığı şahsiyetlerin eseridir.

İkinci ders, siyasî farklılıkların, bir milletin zayıflığının değil, meşrû düzenin nefes alış biçiminin göstergesi olduğudur. Darbe girişiminin hemen ardından TBMM’de grubu bulunan dört partinin ortak bildiri yayımlaması, iktidar ile muhalefetin anayasal düzen söz konusu olduğunda aynı çatı altında buluşabildiğini göstermiştir bizlere. Meclise yönelen saldırı, kuşkusuz fani insanın eseri olan taş duvarlara değil, halkın varoluşsal kimliğine, haysiyetine ve iradesine yönelmiştir. Buna karşı verilen en büyük cevap kuşkusuz herkesin aynı düşünmesi değil, farklı düşünenlerin de aynı meşruiyet ilkesini savunması olmuştur. Demokrasi, refiklerin her şart ve durumda birbirini alkışlaması değildir, rakiplerin birbirinin var olma hakkını muhafaza edebilmesidir. Bu sebeple 15 Temmuz’un ruhunu yaşatmak, o günü millî bir gün olarak yâd etmek, onu, herhangi bir partinin mülküne çevirmekten değil, sandığa yansımış bütün meşrû görüşlerin ortak hafızası kılmaktan geçer. İnsanlığa düşen ders burada oldukça açık bir şekilde şunu fısıldar kulaklarımıza; ihtilafın dili kesildiğinde silah konuşur, fakat ihtilaf, hukuk içinde korunabilirse toplum kendi yarasını kendi aklıyla, vicdanıyla ve iradesiyle sarabilir, sarmıştır.

Üçüncü ders, devletin görünmeyen, yeri geldiğinde millî iradeye rağmen silaha sarılan sadakat ağlarından ziyade şeffaflık, liyakat, demokrasi ve hukukla ayakta kalabileceğidir. Sivil-asker ilişkileri üzerine çalışmalar, Türkiye’de askerî ayrıcalıkların ve demokratik denetim eksikliğinin darbeler için uzun süre elverişli bir zemin ürettiğini, 15 Temmuz’un da sivil denetimin önemini yeniden gösterdiğini önemle vurgulamaktadır. Bir kurumun içine yerleşen gizli ve gayrimeşru aidiyet, önce halka karşı mesuliyet ahlâkını, sonra hakikati, kurucu güç olarak millî iradeyi ve nihayetinde de devleti içeriden çürütür. Devlet görevlisinin vicdanı bir şahsa, cemaate, gruba veya ideolojiye rehin düştüğünde veya kişinin iradesi başka çıkarlar uğruna ipotek edildiğinde kamu görevi kamusal olmaktan çıkar, millete karşı mesuliyet boşa düşmüş olur. Bu nedenle liyakat ile meziyeti birbiriyle karıştırmamak gerekir. Meziyet, mesleki yeterliliği haiz olmak olarak anlaşılabilir. Liyakat ise mesleki yeterlilikten çok daha fazlasıdır, liyakat, ortak iyiyi ferdî ve kapalı bağlılıkların üstünde tutabilme erdemidir.

Dördüncü ders, hukuku ortadan kaldırmaya kalkışanlarla mücadele ederken hukukun kendisini yaralamamak, hukuka karşı güveni sarsmamaktır. Adalet, öfkenin genişlettiği ağ değil, bilakis fiili, faili ve delili birbirinden ayıran hassas terazidir. Suçu şahsileştirmeyen, masumiyet karinesini gözetmeyen ve denetime kapanan her mücadele, haklı amacını kendi yöntemiyle gölgeleyebilir. Türkiye’nin dünyaya vereceği en büyük cevap, darbeyi sadece meydanda yenmek değil, darbe sonrasında da hukuk devletinin adil, şeffaf ve güvenilir cephelerini her daim muhafazaya hazır olması ve bunu cümle âleme her vesileyle itinayla göstermesidir.

Beşinci ders, çağımızda hakikatin ve eleştirel düşünmenin savunulmasının da vatanın savunulması kadar hayatî olduğudur. Yeni medyanın 15 Temmuz gecesi siyasal katılımı hızlandırdığını, geçmiş darbelerde toplumu sindiren iletişim düzeninin aksine yurttaşları harekete geçiren bir işlev gördüğünü görmek mümkündür. Bununla birlikte ilk yirmi dört saate ait paylaşımları inceleyen bir çalışma, sahte hesaplardan görsel manipülasyona kadar çok biçimli dezenformasyonun aynı mecralarda dolaşıma sokulduğunu göstermektedir. Bir toplum, kriz anında hızlı şekilde haberlere ulaşmak kadar doğrulanmış bilgiye, güvenilir kurumlara ve eleştirel medya okuryazarlığına ihtiyaç duyar. Yalanın birkaç saniyede bir ordu kadar yıkıcı olabildiği bir çağda, doğrulama sabrı, eleştirel düşünme melekesi, millî iradenin yanında durma dirayeti, sivil cesaretin yeni biçimlerinden olarak görülmelidir. Şunu bilmeliyiz, ekrana her ne olursa olsun hükmeden değil, hakikate sadık kalan toplum kendi geleceğine hükmedebilir.

Altıncı ders, insanın, Allah’ın insana özel nimet olarak bahşettiği aklını, iradesini ve vicdanını hiçbir kişiye, yapıya yahut sözde-kutsallaştırılmış otoriteye teslim etmemesi gerektiğidir. Çünkü kör itaat, önce soruyu susturur, sonra hakikati örter, en nihayetindeyse insana kendi halkına karşı silah doğrultmayı bile bir vazife gibi gösterebilir. 15 Temmuz, kötülüğün kötü niyetle birlikte, düşünme sorumluluğundan vazgeçmiş sıradan itaattan da doğabileceğini hepimize çok acı biçimde hatırlatmıştır. İnsan, aklını ve iradesini bir başkasına emanet ettiği anda sadece hürriyetinden vazgeçmiş olmaz, suç ile görev arasındaki ayrımı yapabilme kudretini de yitirir. Bu tam anlamıyla mankurtlaşmadır. Gerçek sadakat, kişiye kayıtsız şartsız bağlanmak değildir, adalete, hakikate ve insan şerefine bağlı kalabilmektir. Türkiye’nin geleceği, emir alan ve düşünmeyen zihinlerle değil, gerektiğinde haksızlığa karşı isyana durabilen, ‘hayır’ diyebilen ahlâklı şahsiyetlerle muhafaza edilebilir. Bilmeliyiz ki, aklın, iradenin ve vicdanın sustu(ruldu)ğu yerde en büyük felaketler aklı ve iradesi ipotek edilenlerin emirlerine uyularak işlenir.

Yedinci ders, darbelerin tanklar sokağa çıktığı gece değil, toplumun hakikate, adalete ve mesuliyete sırt çevirmeye başladığı gün hazırlandığıdır. 15 Temmuz, bir gecede ortaya çıkmış bir cinnet hâli değildir, uzun süre görünmeden büyüyen kör teslimiyetlerin, dış güçlerin hainleri palazlandırmasının, suskunlukların ve denetimsiz güçlerin karanlık sonucudur. Bir ülkeyi yalnızca silahlı insanlar yıkmaz, yıkamaz. Düşünmeyen zihinler, hesap sormayan, şeffaf ve denetlenebilir olmayan kurumlar, haksızlık karşısında sessiz kalan diller, nöbette uyuyan gözler de milleti uçuruma götüren yolun taşlarını döşer. Çünkü darbe, önce insanın içindeki hür ve korkusuz isyanı susturur, sonra devletin kapılarına dayanır. Bu yüzden 15 Temmuz’u gerçekten anlamak, yalnızca o geceyi anmak değil, her gün adaleti, millî iradeyi, haysiyet kıyamını, liyakati, şeffaflığı ve eleştirel aklı korumaktır. Türkiye’nin geleceği, meydanlarda gösterilen cesaretin okullarda düşünen nesillere, kurumlarda ahlâka ve mesuliyete, hukukta sarsılmaz adalet duygusuna ve siyasette hizmete dönüşmesine bağlıdır. O geceden bize kalan bir ders de şudur: Hürriyet belki bir gecede savunulabilir, fakat ve ancak her gün hakikatle, vicdanla ve adaletle yaşatılır. 15 Temmuzda şehit düşenlere rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyetler diliyorum.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.