- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
27 Nisan 2026- İstanbul16°C▼
- Ankara20°C
- İzmir25°C
- Konya20°C
- Sakarya18°C
- Şanlıurfa23°C
- Trabzon13°C
- Gaziantep22°C
AHMET TALİP ÇELEN: KENDİMİZİ KANDIRALIM!
“Kendini kandırmak” umûmiyetle menfî mânâda kullanılan bir deyim. Olmayacak şeyleri beklemek, boş hayâllere kapılmak, kötü iş yapıp iyi netîce beklemek… gibi bir durumda böyle söylenir: Kendini kandırıyorsun…

27 Nisan 2026 Pazartesi 12:07
“Kendini kandırıyorsun” diyen kişi, muhâtabını kendince gerçeklere çekmek istiyordur. Hayâl dünyâsından çıkarmak, sebep-sonuç ilişkisinin katılığını gözüne sokmak istiyordur. Tabiî bunu bir iyilik olarak yapıyordur mutlakâ.
Gerçekten hepimizin zaman zaman içinde bulunduğumuz şartlardan dolayı bunalıp hayâl dünyâmızda mutlu olabileceğimiz şartlar oluşturduğu bir sır değildir. İnsan bunaltıcı gerçeklerden huzurlu bir hayâl dünyâsına sık sık kaçar.
Kendimizin, milletimizin, ümmetin ve bütün insanlığın problemlerini çözmek istiyorsak dünyânın gerçeklerini görmek ve ona göre hareket etmek şarttır elbette. Dünyânın problemlerini hayâl dünyâsına kaçarak çözemeyiz. Bu bir hakîkattir ama insanın dâimî bir sıkıntı içinde yaşayamayacağı da bir hakîkattir. Bir problem çözücü olarak gerçekleri görmeli ama duygulu bir varlık olduğumuzu da ıskalamamalıyız. Gerçek dünyânın problemlerini çözerken huzurlu ve mutlu bir dünyânın hayâli ile motive olmuyor muyuz? Eğer mutlu ve huzurlu bir dünyâ hayâlimiz yoksa problemleri çözme isteğimiz de yok demektir. Öyleyse zaman zaman “kendimizi kandırmak”ta çok da bir sakınca yoktur. Kendimizi kandırdığımız anlar, gerçeklerin bunaltıcılığından dinlendiğimiz, daha sonra problemlerle boğuşmaya güç topladığımız anlar olabilir. Elbette o hayâlî dünyâya çakılıp kalmamak şartıyla.
“Kendimizi kandırmak”, bir ümit dünyâsı kurmaktır. Her şeyin ters gittiğini gördüğümüz hâlde küçük iyi unsurlara bakarak her şeyin düzeleceğine kendimizi inandırmak… Şunu unutmayalım ki insan hayâl ettiği yöne doğru ilerler. Peygamber Efendimiz’in “Rüyâları iyimser tâbîr edin” tavsiyesinin hikmeti de bu olsa gerektir. İyimser tâbîr edince insanın gayreti de o yönde olacağından netîce de umûmiyetle o istikâmette gelir. “Ümitsizlik haramdır.” buyurulmuştur. Çünkü Allah varsa ümit de vardır; ki Allah vardır. Ümitsizlik Allah’a güvensizliktir. “Ümîdini kaybeden her şeyini kaybetmiştir.” sözü de kulağımıza küpedir.
Bir hadîs-i kudsîde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “Ben, kulumun benim hakkımdaki zannı nasılsa öyleyim.” Ben Allah’ın affediciliği husûsunda kendimi iknâ etmek isterim. Zannım böyle olunca Allah da günahlarımı affedecektir. Bu ne güzel hayâldir…
Hadîsi Nasıl Anlamalıyız?
Hadîsimiz, özellikle âhir ömründe Allah’a karşı tam bir hüsnüzan ve O’nun rahmetine kavuşacağına dâir ümit beslemenin fazîlet ve faydasını gözler önüne sermektedir. Çünkü yüce yaratıcı, çok açık bir şekilde, “Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim, ona benden beklediği şekilde tecellî ederim” buyurmak sûretiyle herkesin, Allah’tan kendisi hakkında nasıl muâmele etmesini istiyorsa, Allah’ı öyle bulacağını hatırlatmaktadır.
Kul olarak bizler Allah’ı rahmetiyle de azâbıyla da anabiliriz. Bu konuda herhangi bir mâni yoktur. Ancak, Allah Teâlâ, kulu kendisini nasıl düşünüyor, ona nasıl muâmele edeceğini tasavvur ediyorsa, o kuluna öyle tecellî eder. Allah’tan hayır, rahmet ve lütuf göreceği umudunu taşıyan ve bu uğurda mümkün olduğunca kendi yükümlülüklerini yerine getiren kişi, Allah’ı beklediği gibi bulacaktır. Aksini bekleyen de öyle bulacaktır. O hâlde boş bir avunma, aldanma ve kuruntuya kapılmadan Rabbimiz hakkında güzel zanda bulunmak, rahmetiyle tecellî edeceğine inanmak gerekmektedir.
Zan, yerine göre tereddüt ve kararsızlık, yerine göre de kesin bilgi ve kanâat ifâde eder. Burada söz konusu olan, yakinî bilgi yani kesin kanâat anlamındaki zandır. Allah Teâlâ’nın kullarını yanıltmayacağı, ümitsiz bırakmayacağı gerçeği, O’na karşı beslenecek hüsnüzannın tam bir kanâat anlamına geldiğinin en açık delîli ve dayanağıdır.
“Ben, kulumun beni düşündüğü gibiyim” demek, ben kendisine benden beklediği şekilde muâmele ederim, demektir. Maksat insanı ümitli olmaya teşviktir. Yani burada zan, zayıf bir ihtimâli değil, tam bir güven beslemeyi ifâde etmektedir.
Allah hakkında beslenecek böylesine bir kanâat, kulun tevhîd inancını iyice içine sindirdiği anlamına gelecektir. Bu durumdan sonra da kulun istekleri reddedilmeyip kabul edilecektir. Nitekim bir başka hadîs-i kudsîde, “Kulum, kendisini sorgulayacak ve günahları bağışlayacak bir Rabbi olduğuna kesin kanâat getirdiği, bu gerçeği bildiği zaman, ben onu bağışlarım” buyurulmaktadır.
Devamı:https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ahmet-talib-celen/kendimizi-kandiralim-52399.html?page=8
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.