20 Şubat 2026
  • İstanbul17°C
  • Ankara11°C
  • İzmir16°C
  • Konya12°C
  • Sakarya19°C
  • Şanlıurfa15°C
  • Trabzon10°C
  • Gaziantep11°C

ALİ SAİT SADIKOĞLU: YÜKSEKLİĞİN HALET-İ RUHİYESİ: SABIR

Ali Sait Sadıkoğlu: Yüksekliğin Halet-i Ruhiyesi: Sabır

20 Şubat 2026 Cuma 10:29

Nefs analitiği bakımından “saf hayal”e, yani “hikmet”e varma yolu hakkında düşünmeye devam ediyoruz. Çünkü nefs analitiği, bizim için “ruh olma” istikametindeki varoluşumuzun analitiğidir. Bu çerçeve, aşkın Varlık’la yani hakikatle kurduğumuz ilişkinin öncelikle şeyler üzerinden değil, hayatın aktığı bizzat varoluşumuz üzerinden mümkün olduğunu gösterir. Şeylerle irtibatımızdan önce, varoluşumuzun kendisi aşkınlığa ve yüceliğe açıklığın damgasını taşır. Bu açıklığa şuurlu bir yoldan ulaşmak imkân dâhilindedir.

“Saf Hayale Genel Bir Bakış” başlıklı yazımızda da ifade ettiğimiz gibi, nefsin beşerî varoluşunda arzu yani “hevâ” kilit bir yer tutar. Bu kilidin ise dışarıdan yahut yukarıdan gelen bir müdahale olmaksızın açılması mümkün değil. Beşerin iktidar arzusunda temellenen özdeşlik gafletini kıracak bu müdahale, insanın temel arzusundan “başka” bir hâlet-i ruhiyeyi varsayar. Beşer, kendi varoluşunu aşma imkânının kaynağını mutlak anlamda kendisinde bulamaz. Bu ancak dışarıdan ya da yukarıdan gelen bir cezbe ile mümkün olur. Cezbeye tutunmak ise köklü ve istikrarlı bir hâlet-i ruhiye ile süreklilik kazanabilir. Bu sebeple beşer için Varlık’ın mutlak kimliğine doğru dikey bir yükseliş, salt entelektüel bakışın çok ötesinde bir derinlik gerektirir. Entelektüel idrak, yalnızca anlık bir akıl uyanıklığı olarak kalmamalı, hakikate doğru kararlı bir cehdin ve hicretin aşkınlığına dönüşmelidir. Bu dönüşümün gerçekleşebilmesi ise, ruhla irtibatlı, yüksek bir “hal”e yönelmeyi zorunlu kılar.

“Hâlet-i ruhiye” ifadesi, bahsedilen “hâl”in nefsi aşan ruh hâli olduğuna işaret eder. Nefs, daha önce de ifade ettiğimiz gibi, arzu alanından kopuşu doğası gereği kendi iç dinamiklerinden hareketle gerçekleştiremez. Bu kopuşu asıl mümkün kılan aşkın müdahale ise yine de nefsi kökünden kat eden, fakat bu kez “ruh”un zuhuru yoluyla varoluşumuza dâhil olur.

Yükseklerden gelen cezbenin (iştiyakın ya da aşk iradesinin) nefsin kendi üzerine kapanan arzu-özdeşliğini kırması, nefsi aşan belirli bir “ruh hâli”nin tezahürüyle mümkündür. Nefsin kapanmasından ruhi açılmaya geçiş anlamına gelen “ruh hâli”nde en temel gaflet olan benlik özdeşliğinin kırılması aynı zamanda şuurlu olmayı da gerektirir. Şuur, asli anlamını bu hâl içinde, aşkınlığa sürekli açıklığın devam etmesi ve korunması üzerinden kazanır. Beşerin, nefsine kapanarak kendini mahkûm ettiği dünya yalnızlığı içindeki bilinç, asli anlamıyla “şuur” değildir. Şuur, beşere ancak yükseklerden gelen müdahale sayesinde, kendi nefsini aşma istikametinde yürüyüşe geçtiği ölçüde ihsan edilir. Bu bakımdan hâlet-i ruhiyenin aynı zamanda asli bir şuur olması, aşkın Varlık’ın mutlak bilinç oluşu açısından da sahih bir temele sahiptir. Hakikat bakımından, beşere yükseklerden gelen müdahalenin, zaten mutlak bilinç olmaksızın bir “açıklık imkânı” olarak ihsan edilmesi mümkün değildir.

Ayrıca eserlerimizdeki zamanın ihsanı hakkındaki analizler, Varlık’ın mutlak bilinç sahibi olduğunu ortaya koyar. Eğer ihsan edilen zamanda mutlak bilinç tecelli ediyorsa ve bu durum ayrıca Varlık’ın mutlak bilinçli oluşuna delâlet ediyorsa, o hâlde beşerin kendi üzerine kapanan temel gafleti olan benlik özdeşliğinden çıkışı, zorunlu olarak mutlak zaman ile irtibatlı olmalıdır. Mutlak zaman ile beşerin zamanı arasında, uzayan ya da hiç durmadan “zamanlaşan” dinamik bir bağ söz konusudur. Her sonlu zaman süreci, kendi sınırında mutlak zamanla iç içe akar. Bu iç içelik, insan varoluşu açısından “hâl”den bağımsız değildir. Zaman ile insan varoluşu arasında, “hâl”de temellenen bir akort ilişkisi bulunmaktadır. Genel anlamıyla varoluşun zamana akort oluşu, katmanlı bir derecelenmeyi de beraberinde getirir. Bu derecelenmeye uygun olarak, içkin nefsin zamanı, arzuda bir “hâl” akorduyla zuhur ederken; aşkın ruhun zamanı, sabırda bir “hâl” akorduyla zuhur eder. Nitekim sabır, beşerin, temel olarak arzuyla beliren bütün nefsanî içkinliklerinin ötesine adım attığında karşılaştığı esaslı “hâl”dir.

Yazının devamı için: https://edebifikir.com/fikir/yuksekligin-halet-i-ruhiyesi-sabir.html

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.