17 Nisan 2026
  • İstanbul10°C
  • Ankara18°C
  • İzmir17°C
  • Konya12°C
  • Sakarya11°C
  • Şanlıurfa22°C
  • Trabzon12°C
  • Gaziantep20°C

EĞİTİME DAİR

M. Çetin BAYDAR

Zaman zaman   eğitim konusunu ele alır tartışırız.
 
Öğretmen, öğrenci, veli, Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitim Bakanını sıgaya çeker , hatta  Başbakan ve Cumhurbaşkanlarını  dahi suçlu masasına oturttuğumuz olur.
 
Tartışmacılarımızdan sesini fazla çıkaranın etkisi bir süre grubu sürükler. Ancak etki  kaybolunca tartışma yeniden başlar.
 
Üzerine konuştuğumuz Erzurum eğitim modeli , Türkiye Eğitim sisteminin  bir uzantısıdır.
 
Başarısı da zaafları da ülkede aynı  takdir ve tenkitleri getirir.
 
Mesela hemen her şehir üniversiteye ne kadar ve hangi  kalitede  öğrenci sokmuş, bunu konuşur.
 
İşin ucu da ister istemez  Üniversiteye hazırlama kurslarına kadar gider.
 
Yol burda çatallaşmıştır.
 
Devletin okullarının her şeyden bir tutam bilen   öğrencileri bazı istisnalar dışında üniversite kapıları önünde bozgun verir.
 
Buna mukabil devlet dışı mektepler olan Üniversiteye hazırlık kursiyerleri başarının kaymağını alır gider.
 
Şimdi gelin bu sonucun tahlilini yapalım:
 
Türkiye'de "Eğitim" denen olgu evrensel ölçülerden değil  tek parti ideolojsinden beslenir.
 
Bir diğer deyişle Kemalist doktrin mektebi, mektep Kemalist doktrini besler.
 
Kimi  tam bir inançla, kimi başına bir iş açılmasın hesabıyla doktrin yanında yer alır.
 
Hem eğitim camiasında bulunup hem de Doktrin karşısında yer almak kimsenin haddi değildir.
 
Eğer böyleleri çıkarsa öğretmenlik sıfatı çekilip elinden bir çırpıda alınır.
 
İKİ TARAFI DA İDARE EDENLER
 
Öğrenciler ve özellikle de veliler üzerinde  el altından islami bir sinerji  yaratmak bu ikili idarenin yöntemidir.
Atatürk köşelerinin hemen yanıbaşına  okul mescidi açmak, okul haricinde mütesettir  kız öğrencileri desteklemek bu kabil işlerdendir.
Vermesi gereken dersi okulda kısarak "dersaneye gelirseniz daha geniş anlatırım" demek te  bu iki taraflı idareciliğin yöntemlerindendir.
 
Eğitimi, sistemlerinin bir  güç gösterme aracı yapanlar genelde   muhaliflerini de üretirler.
Bu muhaliflerin ithamlarının başında "Öğretilmiş cehalet" kavramı  yer alır.
Evet! Cehaletin de öğretimi olabilir.
Cehaletin öğretimi  maarif sisteminin yetersiz bilgilerle çarklarını  çevirmeyi sürdürmesidir.
Maddi ilimlerde yetersizlik, manevi ilimlerde yetersizlik  adeta at başı gider.
Maarif sistemi derken de her türden devlet düzenlerini kastediyoruz.
Osmanlı Maarifi, Cumhuriyet Maarifi veya Pakistan Marifi, Mısır Marifi fazlaca fark etmez.
Geçmişte Medreselerin bazı istisnalar dışındaki yetersizliği, günümüzde ilk, orta ve yüksek  Eğitim kurumlarında sürüyor. Üniversitelerimizin evrensel ölçekte nal toplamaları da maarifimizin hal-i pürmelalini gösterir.
İbn-i Haldun kıratında bir irfan adamını asırlar var ki evrensel eğitim zeminlerine çıkaramıyoruz.
Müceddid bahsin ise, Ömer bin Abdulaziz, İmam Şafii, İmam Gazali , Fahreddini Razi, Celaleddin-i Rumi
Celaleddini Suyuti, Mevlana Halid-i Bağdadi,  Muhittin Arabi'ni  yanına ancak son yüzyılda   Muhammed İkbal ve  Saidi Nursî'yi koyabiliyoruz.
Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.