- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
17 Nisan 2026- İstanbul10°C▼
- Ankara18°C
- İzmir17°C
- Konya12°C
- Sakarya11°C
- Şanlıurfa22°C
- Trabzon12°C
- Gaziantep20°C
EĞİTİME DAİR

M. Çetin BAYDAR
Zaman zaman eğitim konusunu ele alır tartışırız.
Öğretmen, öğrenci, veli, Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitim Bakanını sıgaya çeker , hatta Başbakan ve Cumhurbaşkanlarını dahi suçlu masasına oturttuğumuz olur.
Tartışmacılarımızdan sesini fazla çıkaranın etkisi bir süre grubu sürükler. Ancak etki kaybolunca tartışma yeniden başlar.
Üzerine konuştuğumuz Erzurum eğitim modeli , Türkiye Eğitim sisteminin bir uzantısıdır.
Başarısı da zaafları da ülkede aynı takdir ve tenkitleri getirir.
Mesela hemen her şehir üniversiteye ne kadar ve hangi kalitede öğrenci sokmuş, bunu konuşur.
İşin ucu da ister istemez Üniversiteye hazırlama kurslarına kadar gider.
Yol burda çatallaşmıştır.
Devletin okullarının her şeyden bir tutam bilen öğrencileri bazı istisnalar dışında üniversite kapıları önünde bozgun verir.
Buna mukabil devlet dışı mektepler olan Üniversiteye hazırlık kursiyerleri başarının kaymağını alır gider.
Şimdi gelin bu sonucun tahlilini yapalım:
Türkiye'de "Eğitim" denen olgu evrensel ölçülerden değil tek parti ideolojsinden beslenir.
Bir diğer deyişle Kemalist doktrin mektebi, mektep Kemalist doktrini besler.
Kimi tam bir inançla, kimi başına bir iş açılmasın hesabıyla doktrin yanında yer alır.
Hem eğitim camiasında bulunup hem de Doktrin karşısında yer almak kimsenin haddi değildir.
Eğer böyleleri çıkarsa öğretmenlik sıfatı çekilip elinden bir çırpıda alınır.
İKİ TARAFI DA İDARE EDENLER
Öğrenciler ve özellikle de veliler üzerinde el altından islami bir sinerji yaratmak bu ikili idarenin yöntemidir.
Atatürk köşelerinin hemen yanıbaşına okul mescidi açmak, okul haricinde mütesettir kız öğrencileri desteklemek bu kabil işlerdendir.
Vermesi gereken dersi okulda kısarak "dersaneye gelirseniz daha geniş anlatırım" demek te bu iki taraflı idareciliğin yöntemlerindendir.
Eğitimi, sistemlerinin bir güç gösterme aracı yapanlar genelde muhaliflerini de üretirler.
Bu muhaliflerin ithamlarının başında "Öğretilmiş cehalet" kavramı yer alır.
Evet! Cehaletin de öğretimi olabilir.
Cehaletin öğretimi maarif sisteminin yetersiz bilgilerle çarklarını çevirmeyi sürdürmesidir.
Maddi ilimlerde yetersizlik, manevi ilimlerde yetersizlik adeta at başı gider.
Maarif sistemi derken de her türden devlet düzenlerini kastediyoruz.
Osmanlı Maarifi, Cumhuriyet Maarifi veya Pakistan Marifi, Mısır Marifi fazlaca fark etmez.
Geçmişte Medreselerin bazı istisnalar dışındaki yetersizliği, günümüzde ilk, orta ve yüksek Eğitim kurumlarında sürüyor. Üniversitelerimizin evrensel ölçekte nal toplamaları da maarifimizin hal-i pürmelalini gösterir.
İbn-i Haldun kıratında bir irfan adamını asırlar var ki evrensel eğitim zeminlerine çıkaramıyoruz.
Müceddid bahsin ise, Ömer bin Abdulaziz, İmam Şafii, İmam Gazali , Fahreddini Razi, Celaleddin-i Rumi
Celaleddini Suyuti, Mevlana Halid-i Bağdadi, Muhittin Arabi'ni yanına ancak son yüzyılda Muhammed İkbal ve Saidi Nursî'yi koyabiliyoruz.
Öğretmen, öğrenci, veli, Milli Eğitim Müdürü, Milli Eğitim Bakanını sıgaya çeker , hatta Başbakan ve Cumhurbaşkanlarını dahi suçlu masasına oturttuğumuz olur.
Tartışmacılarımızdan sesini fazla çıkaranın etkisi bir süre grubu sürükler. Ancak etki kaybolunca tartışma yeniden başlar.
Üzerine konuştuğumuz Erzurum eğitim modeli , Türkiye Eğitim sisteminin bir uzantısıdır.
Başarısı da zaafları da ülkede aynı takdir ve tenkitleri getirir.
Mesela hemen her şehir üniversiteye ne kadar ve hangi kalitede öğrenci sokmuş, bunu konuşur.
İşin ucu da ister istemez Üniversiteye hazırlama kurslarına kadar gider.
Yol burda çatallaşmıştır.
Devletin okullarının her şeyden bir tutam bilen öğrencileri bazı istisnalar dışında üniversite kapıları önünde bozgun verir.
Buna mukabil devlet dışı mektepler olan Üniversiteye hazırlık kursiyerleri başarının kaymağını alır gider.
Şimdi gelin bu sonucun tahlilini yapalım:
Türkiye'de "Eğitim" denen olgu evrensel ölçülerden değil tek parti ideolojsinden beslenir.
Bir diğer deyişle Kemalist doktrin mektebi, mektep Kemalist doktrini besler.
Kimi tam bir inançla, kimi başına bir iş açılmasın hesabıyla doktrin yanında yer alır.
Hem eğitim camiasında bulunup hem de Doktrin karşısında yer almak kimsenin haddi değildir.
Eğer böyleleri çıkarsa öğretmenlik sıfatı çekilip elinden bir çırpıda alınır.
İKİ TARAFI DA İDARE EDENLER
Öğrenciler ve özellikle de veliler üzerinde el altından islami bir sinerji yaratmak bu ikili idarenin yöntemidir.
Atatürk köşelerinin hemen yanıbaşına okul mescidi açmak, okul haricinde mütesettir kız öğrencileri desteklemek bu kabil işlerdendir.
Vermesi gereken dersi okulda kısarak "dersaneye gelirseniz daha geniş anlatırım" demek te bu iki taraflı idareciliğin yöntemlerindendir.
Eğitimi, sistemlerinin bir güç gösterme aracı yapanlar genelde muhaliflerini de üretirler.
Bu muhaliflerin ithamlarının başında "Öğretilmiş cehalet" kavramı yer alır.
Evet! Cehaletin de öğretimi olabilir.
Cehaletin öğretimi maarif sisteminin yetersiz bilgilerle çarklarını çevirmeyi sürdürmesidir.
Maddi ilimlerde yetersizlik, manevi ilimlerde yetersizlik adeta at başı gider.
Maarif sistemi derken de her türden devlet düzenlerini kastediyoruz.
Osmanlı Maarifi, Cumhuriyet Maarifi veya Pakistan Marifi, Mısır Marifi fazlaca fark etmez.
Geçmişte Medreselerin bazı istisnalar dışındaki yetersizliği, günümüzde ilk, orta ve yüksek Eğitim kurumlarında sürüyor. Üniversitelerimizin evrensel ölçekte nal toplamaları da maarifimizin hal-i pürmelalini gösterir.
İbn-i Haldun kıratında bir irfan adamını asırlar var ki evrensel eğitim zeminlerine çıkaramıyoruz.
Müceddid bahsin ise, Ömer bin Abdulaziz, İmam Şafii, İmam Gazali , Fahreddini Razi, Celaleddin-i Rumi
Celaleddini Suyuti, Mevlana Halid-i Bağdadi, Muhittin Arabi'ni yanına ancak son yüzyılda Muhammed İkbal ve Saidi Nursî'yi koyabiliyoruz.
Yorumlar
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.