03 Mayıs 2024
  • İstanbul19°C
  • Ankara14°C

ERDİNÇ ÖZCAN: ADA VAPURU

İnsan kitaba benzemez mi peki? Son sayfasını okuyup çantasına koyduğu ve her defasında Bay Zweig dediği yazarın Bilinmeyen Bir Kadının Mektubundaki kurgu,okurun kalbinde titreme ile dokunma arasında bir bozgun alanı yaratıyordu.

Erdinç Özcan: Ada Vapuru

04 Haziran 2022 Cumartesi 13:49

51285782-2796-40bc-82d5-9a12549c4a6a.jpeg 

Bu vapuru kaçırırsam beni belki de cinnet basar

                                                                                                                                    Jazz

                                                                                                                                   İsmet Özel

                                                                       ​​​             yüreğimin aynası ikiyüzlü deniz

                                                                                                                             Lautréamont

 

Hiçbir şey bilmediği bir konuda yazmayı denemek istedi.

Yazılı olan bu metin, konuşmanın ve sözün dil olanağını yaratıp dil dışı gerçekliği temsil etmekten uzaklaşma çabasıdır.Artık kendini, çok genç ama aynı zamanda inanılmaz yaşlı hissetmeye başladı.  Ölmek üzerine yazmak gibi geldi ona.

Ada, adada yaşamak, adaya düşmek, ada vapuru, SanchoPanza’nın bir adaya vali olması gibi çağrışımları zihnindedolaştırıp durduktan sonra adada bir yaşam kurdu. Dışsal olgular zaten vardı fakat içsel olanlar için bu adayı ve ada vapurunu inşa etmişti. İnşa etmek onun en mahir olduğu bir alandı. Her gün bir saatin, ustası tarafından parçalara ayrılıpbirleştirilmesi gibi birleştirmekteydi kendini?

Bu vapura kaç kez binmişti, kurduğu adada Gogol’un eski zaman beyleri gibi hükmünü sürüp durmamış mıydı? Şimdi her şeyin bozulduğunu söyleyenler aslında eskinin mütemadiyen devam etmesini istiyorlardı. Vapurdaki insan yüzlerini huzursuzluk, bunalım, ümitsizlik ve karanlıklarından oluşan bir bekleme salonuna hapsettiği için suçluluk duygusunu yaşamı boyunca omuzlarında taşıdı. Vapurla birlikte suyun dibine gömülmek çabasına girince kendini ayıpladı. Fakat konuşmalara kulak kabartınca seslerin buna yardımcı olabileceğini kabul etti. Küfürlerle konuşanların yüzlerine bakınca S. Plath’ın babasına olan öfkesine benzer bir öfke içinde buldu kendini. Hayatındaki olumsuzluklara olan öfkesi daha baskın olduğu için yaşam ve zaman denizinden adaya, evine ve bahçesindeki çiçekleri ve ağaçları budamak için kullandığı makasın çıkardığı sesin gıcırtılarını duymak için muhayyilesine göz atar gibi gözlerini kısmıştı.Sonra neyi aradığını bilmeyen ama bir arayışın peşinde olduğunu da belli eden eskitilmiş bakışlarını dalgaların derinine bıraktı. Bu dalgaların çıkardığı seslere karışan,kaptanın boğuk sesiydi. İlk çocuğunun ismini Deniz koymuş,ikincisine gelince Derya olsun denilmiş; böylece derya ile deniz isimleri rüzgârın alıp getirdiği sözcüklerle kaptan kamarasından vapurun dalgalarla boğuşma seslerine karışmaktaydı. Soluk tenli güverte lostromosu iyi bir dinleyendi. Dinlerken onaylamaya hazır olduğunu kollarını bağlama şeklinden ve bir meydan savaşından kalan bütün düelloların anlatıcısını dinleme suskunluğundaki hâlinden anlardınız. Konuşması bitmeye yakın;

– Biz denizciler suya doğarız, dedi.

Devamı: https://www.insaniyet.net/ada-vapuru/

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.