- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
22 Ekim 2026- İstanbul24°C▼
- Ankara21°C
- İzmir27°C
- Konya20°C
- Sakarya26°C
- Şanlıurfa28°C
- Trabzon19°C
- Gaziantep24°C
GÖKHAN ÖZCAN: ÇARENİN ÇARESİZLİĞİ

22 Ekim 2026 Perşembe 15:45
Çağımızın en trajik, bir o kadar da çelişkili uğraşlarından birini büyük bir hırs ve gayretle sürdürüyoruz: Eğitmek, biçimlendirmek ve geleceğe hazırlamak iddiasıyla, bir çocuğun saf zihninde, düşsel ülkesinde ve yaratılışında zaten var olan cevherleri evvela acımasızca kazıyıp yok ediyoruz. Ardından, kendi ellerimizle açtığımız o derin boşluğu, hiç de ait olmadığı biçimlerle, ruhsuz kalıplarla ve hiyerarşik kurallarla o çocukların kişiliklerine tıkıştırmaya çalışıyoruz.
Oysa bir müsaade edebilsek, çocukları kendi tahakkümümüzden, kendi eksikliklerimizden ve doymak bilmez beklentilerimizden bir kurtarabilsek; fıtratın o duru akışı içinde, düşe kalka da olsa kendi hakikatlerine ve idraklerine zaten ulaşacaklar.
Mustafa Kutlu, ‘İyiler Ölmez’ isimli eserinde bu acıklı duruma işaret ediyor: “Her doğan çocuk dünyaya tertemiz geliyor. Onu biz kirletiyoruz. Hırs ile, vahşetle, mal-mülk derdi ile.”
Kendi hakikatine eremediğimiz, derinliğini ve künhünü bir türlü kavrayamadığımız pek çok soyut kavramı onlara dikte etmeye kalkışırken, çocukları ‘çocuk olma’ halinden uzaklaştırdığımızın farkında bile olmuyoruz. Kendi yaşayamadığımız hayatları onlara yüklemeye çalışıyor, kendi çözemediğimiz, çözmeye çalışmadığımız, sadece çözdüğümüzü varsaydığımız varoluşsal sıkıntıları onların aşmalarını bekliyoruz. Bir noktadan sonra zihinleri kepenkleri kapatıyor; çünkü bizden hiçbir şey öğrenmek istemiyor, bencil dünyamızı anlamaya çalışmayı reddediyorlar.
Kendi sınırlarımızın ve zayıflıklarımızın farkına varmadan, henüz kendi içimizdeki fanilik fikriyle barışmadan, çocuklarımıza söyleyecek bir şeyimiz olamayacağını anlamak zorundayız. Gözlerimizin sımsıkı kapalı olduğunu kabullenmeden, yeniden gün ışığıyla aydınlanma imkânımız olmadığını kabul etmeliyiz.
Yeryüzü, görmeyi bilen gözler ve hissetmeyi bilen kalpler için ilahî işaretlerle, derslerle ve ayetlerle bezeli... Ancak biz onları yıllar boyunca sınav labirentlerinde kaybolmaya mahkûm ederek tabiatın bu yalın ve hakiki dilinden izole ediyoruz.
Çocukları hayatın yalın derslerinden ve kendi içsel fıtratlarından kopardığımızda, onları gerçekliği olmayan bir döngünün, tüketen bir illüzyonun içinde eksik yaşamaya mahkûm ediyoruz. Çocukların kendi varoluşsal idraklerine ulaşmaları için, belki de onlara dayattığımız dünyanın kara büyüsünün bozulması, illüzyonun kırılması gerekiyor. Belki bu sayede çocuklarımız hayatın o sessiz ama hakiki sesini yeniden dinlemeye yollar bulabilirler. Sadece yaşamanın değil, hakikatle bir inanç bağı kurabilmenin de en doğal güzergahı budur.
İnsan eksik artık, hayat eksik, düşünceler, duygular eksik… Bizi tamam kılacak, bütünleyecek kadim çareyi arama iştiyakımızı da neredeyse tamamen yitirdik!
Aliya İzzetbegoviç, ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’ kitabında meselenin adını en doğru bir şekilde koyuyor: “Dindarlık şehrin büyümesiyle azalır; daha doğrusu, bu azalma insana yadırgatıcı bir tarzda tesir eden şehircilik unsurlarının birikmesiyle beraber meydana gelir. Çünkü şehir ne kadar büyürse üzerindeki gök de o kadar ufalır.”
“Bugün yakıcı bir şekilde eksikliğini hissettiğimiz her şeyden” dedi beyaz saçlı adam, “aslında tek tek biz kendimiz vazgeçtik!”
https://www.yenisafak.com/yazarlar/gokhan-ozcan/carenin-caresizligi-4866320
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.