- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
03 Mayıs 2026- İstanbul11°C▼
- Ankara11°C
- İzmir10°C
- Konya10°C
- Sakarya13°C
- Şanlıurfa23°C
- Trabzon11°C
- Gaziantep19°C
İSMAİL KILLIOĞLU: HÜSREV HATEMİ İÇİN

08 Nisan 2026 Çarşamba 11:38
Kimi insanlar, ilk karşılaşmada veya tanışmada, hemen dikkati üzerinde toplamasalar da duruşlarıyla, davranışlarıyla kendiliğinden güven verirler. Sanki onunla yıllar önce karşılaşılmış, tanışılmıştır, ama kısa bir aralıktan sonra yeniden buluşulmuştur. Araya giren kesintiler bir an önce birlikte olabilme duygusunu güçlendirmiştir ve imkân veren buluşma duyarlığınızı yoğunlaştırmıştır. Onunla ilk karşılaşmanız ve tanışmanız, yeniden buluşmanızın içinde eriyip gitmiştir ve adeta daima her zaman birlikte olduğunuz duygusunu güçlendirmiştir. Belki de, o zamana kadar aslında kısa süreler içinde, çeşitli nedenlerle ve belirli ortamlarda bir araya gelmişsinizdir. Böyleyken ona olan güven duygunuz yerli yerindedir.
Böyle bir kişiliğe ve o kişiliğin benzer belirgin niteliğine sahip olan bir kimsenin sanatçı bir kişilik olması, başlı başına bir değer ve özellik sayılmalıdır. Can emanetini birkaç gün önce asıl sahibine teslim eden Prof. Dr. Hüsrev Hatemi söz konusu niteliklere sahip bir insandı. Bir yönüyle bir bilim insanıydı. İlgili bilim alanı insan, toplum, kültür ve uygarlık olgularının oluşmasında, gelişmesinde farklı işlevlere sahip tıp bilimiydi. Geleneksel anlayışlarda (Doğu’da ve Batı) tıp bilimi yanında hukuk ve din bilimi ana damar olarak görüle gelmiştir. Bu yüzden olumlu niteliklerine karşı olumsuz kullanımları da tarih boyunca gözlemlenebilir. Genel olarak bilim, belli erdemleri içkin olmakla birlikte, başta tıp olmak üzere, hukuk ve din bilimi birtakım erdemlere sahip olunmadan ve bunların gereği yapılmadan gerçek mahiyetlerini, amaçlarını, işlevlerini yerine getiremezler. Bu bağlamda Prof. Dr. Hüsrev Hatemi, mensubu olduğu tıp biliminin gereği olan feragat, özveri, sevgi ve saygı erdemlerine bağlı bir hekim kimliğini ortaya koymuştur.
Öte yandan Hüsrev Hatemi, sanatçı bir kimliğe de sahiptir. Fakat bu sanatçı kimlik, öncelikle şair kimliğini içkin olmakla birlikte, bir aydın kimliğini de temsil etmektedir. Fakat bu aydın kimlik, önyargılardan kaçınan, ilgili olan bilgi alanlarının sorunlarına, tarihine, işlevine, amacına uygun bir donanıma gerek duyan bir kimlik olarak Hüsrev Hatemi de kendini göstermiştir.
Bir örnek olarak “Hoşça Bak Zatına” (İşaret Yayınları, İstanbul 1989) adlı kitabında “Türk Edebiyatında Mimari” başlıklı yazısında mimarinin Türk edebiyatına yansıyışını “mekân” kavramı temelinde çözümlemesi ufuk açıcı bir niteliğe sahiptir. Kitabın başlığı Şeyh Galib’in “Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen” ile başlayan şiirinden esinlenmiştir. Şöyle başlıyor yazı:
“Türk edebiyatına mimarinin aksedişinin mekân kavramının edebiyatımızdaki yeri ile çok yakın ilişkisi vardır. Türk-İslam edebiyatında mekân kavramı çok belirgin değildir. İnsanın algılama şekline çok önem verilir. Kanaat köşesinde, viranede oturmak, sarayda oturmaktan yeğdir şeklinde düşünülür genellikle. 18. asır şairlerinden Şeyh Galib’in aşağıdaki beytinde ifadesini bulan görüş şairlerin ve edebiyatçıların paylaştığı bir görüştür.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.