- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
08 Mayıs 2026- İstanbul25°C▼
- Ankara22°C
- İzmir25°C
- Konya21°C
- Sakarya27°C
- Şanlıurfa23°C
- Trabzon15°C
- Gaziantep21°C
KÂMİL YEŞİL: BİR SES VE YORUM ŞAİRİ MURAT KAPKINER’İN ARDINDAN

08 Mayıs 2026 Cuma 12:35
“Sezai Karakoç’un ‘Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine’, ‘Masal’, ‘Ey Yeşil Sarıklı Hocalar’, Erdem Bayazıt’tan ‘Sana, Bana, Ülkemin İnsanlarına Dair’, Cumali Ünaldı’dan ‘Semud’, İsmet Özel’den ‘Esenlik Bildirisi’, ‘Amentü’, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan ‘Kardeşime Mektup’ şiirlerini Murat Kapkıner kadar hissederek okuyan kişi yoktur.”
Murat Kapkıner ismini fakülte ikince sınıfta duydum. Kelime dergisi karıştırıyordum derste. “Manifatura” diye Mustafa Kutlu’nun bir hikâyesi vardı. Dergi, Konya’da çıkıyordu. Biz de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde okuyan ve kendini yazarlığa hazırlayan öğrenciler olarak edebiyat dergilerini takip ediyorduk. Kelime dergisine bir şiir, hikâye vs. gönderdiğimi hatırlamıyorum. Fikir yönü ağır basıyordu, belki ondandır.[1]
Murat Kapkıner derginin hem jeneriğinde yönetici olarak bulunuyordu hem yazar ve şairi idi.
Bu Böyledir kitabına girecek olan “Manifatura” hikâyesini okurken sıraya kapanıp katıla katıla güldüğümü hatırlıyorum. Çünkü manifaturacı, kendini namaza veremiyor, Kur’ân okurken alışverişe, müşteriler hakkında kendisiyle konuşmaya devam ediyordu. Kelime dergisinin devamlı okuru olmadığım için Kapkıner’in orada başka neler yayımladığını bilmiyorum.
O sene veya sonraki sene olabilir. Hicret Kitabevi sahibi Yasin Şorsu, kaset de satıyordu. Bir de video gibi sarmal bir banttan şiirleri çoğaltıp isteyenlere veriyordu. Edebiyat tahsili yapan biri olarak kulak kabarttık şiir okuyana. Saz eşliğinde Sezai Karakoç’tan, İsmet Özel’den, Cemali Ünaldı’dan, Erdem Bayazıt’tan, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan şiirler. Aman Allah’ım. Ne tatlı bir ses! Şiiri gerçekten hissediyor ve hissettiriyordu. Benimle birlikte sınıfımızdan birçok arkadaşım aldı bu kasetlerden. Merhum Erol Battal’ın aşka kanat açtığı günlerde idi. Teybe yerleştirip kül tablası olarak kullandığı konserve kavanozunu birkaç kez doldurduğu günler çok oldu. O kasetler, bir iki yerinde parazit sesler olsa da hâlâ elimde. Teypler sarmasın diye bir yerden CD’ye aktardım ve öğretmenlik hayatımda öğrencilerime de çok dinlettim. Telefonumun müzik kutusunda da vardır.
Murat Kapkıner’le 2000’li yıllarda Ankara’da Vadi Yayınları’nda görüştüm. Masa kalabalık olduğu için baş başa sohbet ettik diyemem. Telefonda bir veya iki kez konuştuk. Onu tanıyanların bildiği alışkanlıklarından bahsetti. Bu hâlinden şikâyetçi değildi hatta biraz da övünme hissetmedim değil. “Hayal kırıklığına uğrama sonra filan, ben böyleyim!” dedi. Bildiğimi hangi kelimelerle ihsas ettirdim şimdi unuttum. Bir daha arayıp konuşmak için bir istek duymadım. Fakat kendisine dedim ki: “Eğer Sezai Karakoç, Erdem Bayazıt, İsmet Özel, Cumali Ünaldı, Metin Önal Mengüşoğlu şiirleri birkaç nesil tarafından biliniyorsa, şairlikleri yanında dillerde şiirleri de okunuyorsa bu sizin sayenizdedir. Ben kendi adıma şiirin nasıl inşad edileceğini sizden öğrendim.”
Hâlâ böyle düşünüyorum. Sezai Karakoç’un “Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine”, “Masal”, “Ey Yeşil Sarıklı Hocalar”, Erdem Bayazıt’tan “Sana, Bana, Ülkemin İnsanlarına Dair”, Cumali Ünaldı’dan “Semud”, İsmet Özel’den “Esenlik Bildirisi”, “Amentü”, Metin Önal Mengüşoğlu’ndan “Kardeşime Mektup” şiirlerini onun kadar hissederek okuyan kişi yoktur.
Murat Kapkıner, birçok şehirde şiir resitalleri düzenleyerek bu şiirleri ve şairlerini birçok kesime duyurmuş ve sevdirmiştir. Biz şiir dinletisi için bir araya gelirken, bilmediğimiz bir sorun yaşanmış ve bu sorunu yıllar sonra Kapkıner’den öğreniyoruz. Rahmetli Kapkıner’in üslubu hakkında bir kanaat vermek ve satır aralarından farklı sonuçlar elde edilebilir düşüncesiyle otobiyografisinden uzun ama en önemli yerlerini Sezai Karakoç merhum ve İsmet Özel’le ilgili olanlarını alıntılayacağım. Kapkıner farklı zamanlarda bölüm bölüm yazdığı otobiyografisinde profesyonel şiir kasetlerinden öncekilerden, Erdem Bayazıt’a bağlamayla fon yapmasından, İbrahim Sadri’nin kendisine de fon yapması için neredeyse yalvarması gibi hususlardan da bahseder. Ancak belirttiğim gibi burada sadece Sezai Karakoç ve İsmet Özel’e değineceğim.
“Üstat Sezai Karakoç”
Murat Kapkıner’in Sezai Karakoç üzerine yazdıklarına bakalım önce. Şöyle anlatıyor:
“Bir gün pek yakın olmadığım bir arkadaşım (…) Sezai Karakoç’un haftalık bir gazete çıkardığını fakat Malatya’da gönderecek adres bulamadığını söyledi. Fevkalade hüzünlendim. O arkadaştan telefonunu alıp aradım:
-Abi! Beni tanımazsınız. Gazeteyi gönderecek adres bulamıyormuşsunuz. Bana gönderirseniz, ilgilenir, satarım dedim. Benim için fevkalade bir özveriydi. Evimden çıkmıyordum. Ama o bana:
- Kardeşim! Kaç adet istiyorsan parayı peşin göndereceksin iade vs. de yok, dedi.
Yahu param olsa da “Abi tüm baskıyı gönder; hesap numaranı ver!” diyebilseydim. Vallahi. Lakin yok; kışlık yakacağımı arkadaşlarım temin ediyor.
Görüşme bitti.
Bu arada ben şiirleri kendi olanaklarımla teybe okumuştum ve bu kasetler dünyayı dolaşmıştı. Mesela İran Radyosunda çalınıyordu. Yıllar sonra Fransa’da misafiri olduğum evin kitaplığında görünce de gönenmiştim. Şimdiki Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, benim bu kaset(ler)i dinleyerek yetişmişti. Ayrıca övünçle söyleyeyim: bugünkü kuşak, bir önceki, bir önceki kuşak Sezai abiyi tanıyorsa bu benim anılan kasetlerim sayesindedir.
Sayın Efkan Âlâ Diyarbakır valisiyken ben gidip bir şiir resitali yapmıştım. Âlâ “Murat Abi! Biz üniversitenin gecelerini senin kasetleri dinleyerek bitirdik!” demişti bana.”
Yıllar sonra Sezai Karakoç’u bir arkadaşıyla ziyaretinde yaşananları ise şöyle anlatıyor şair:
“Abi ben Murat Kapkıner...” dedim demedim, Sezai abi adımı duyar duymaz çıldırdı: “Sen benim şiirimi benden izin almadan nasıl kasetlere okursun; telif ödemen gerekir...” dedi. Saydırıyor...
“Abi! Ben böyle bir şey yapmadım; kimseye bir şey satmadım...” diyebildim mi diyemedim mi anımsamıyorum. Ama sustuğumu hiç unutmuyorum.(…)
Bu arada biri, “Yav Sezai! Gençler kendi aralarında bir şeyler yapmışlar; büyütülecek bir şey yok, kapat!” filan gibi birtakım sözlerle araya girip, Sezai abiyi sakinleştirdi. Sanıyorum Cemal Süreya idi. Çünkü onunla bu şekilde ancak o konuşabilirdi.
Bir-iki dakika sessiz geçti.(…) “Abi izin verirseniz ben gideyim!” dedim. “Otur! Gidecektin niye geldin!” dedi. Oturdum. (…)
Önünde bir şeyleri çiziktiriyor, bana bakmıyor:
- Efendim ben gazete ilgisiyle sizi Malatya’dan arayan adamım. Orada gazeteyi gönderecek bir yer bulamayışınız beni çok müteessir etmişti.(…)
Yardımcı olmak istedim ama siz peşin para istediniz. Benim de param yoktu. (Bu arada Diriliş, haftalıktan günlük gazeteye dönüşmüştü). Gazetesiyle ilgili bir şey sordu. “Bilmiyorum!” dedim. Çünkü okumuyordum. (…)
-Siz Gazeteyi okumuyor musun, dedi.
-Okumuyorum, dedim.
(…)
Beni hürmetle gönderdi.(…)
Uzun yıllar geçti aradan. (…)
Alaattin Bora (…) bir buluşmamızda: ‘Sezai abiye gidelim.’ diyor (...). Beni tanıtıyor: ‘Abi! Bu Murat Kapkıner...’ (…) Sezai abi belki yirmi yıl önce nerede kaldıysa oradan devam ediyor: ‘Suçlu! Sen benim şiirimi nasıl kasetlere okursun; telif ödemen gerekir.’ (…)
Alaattin abi ‘Muradım (…) bir şey söylemeyecek misin?’ dedi. Ben ‘Söyleyeceğim abi söyleyeceğim de Sezai abi dinlemiyor ki salt öfkeleniyor.’ diyorum.
Sezai abi burada kendisi devreye girdi: ‘Söyle!’ dedi ‘Öfkelenmeyecek; dinleyeceğim.’ Ben de konuştum. (…) ‘Ben yapımcılara: ‘Bakın şu şu şairlere kefilim ama Sezai abiden izin aldınız mı; bu şeylere çok kızıyor?’ dedim. Onlar da bana: ‘Sorun değil; ulaşırız!’ dediler.
‘Abi sonuçta ben icracıyım. Bunu söylemek zorunda da değildim ama söyledim; bana niye kızıyorsun?’ (…)
‘Okumayacaktın!’ dedi.”
Murat Kapkıner şiir kasetleri ile ilgili bu açıklamayı kitabında yapıyor. Bir okur ve dinleyici olarak önce Sezai Karakoç’un haklı olduğunu söylememiz gerekir. Fakat Kapkıner’in de masum olduğunu görüyoruz. Çünkü o da yapımcıların kurbanı olmuş. Cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşeli olsa da iyi niyet kişileri kurtarır, diye biliyoruz. Girişte söylediğimiz gibi Kapkıner, icra ettiği şiirlerle düşünce yazıları ile yetinen Karakoç okurlarına onun şair yönünü de tanıtmış ve sevdirmiştir.
Murat Kapkıner, işaret ettiğim kasetlerde İsmet Özel’den “Esenlik Bildirisi” ve “Amentü” şiirlerini de okuyor. “Amentü”de geçen Gide (Andre Jid) ismini Fransızca okunuşu ile değil Türkçe kelime gibi Gi-de okuyor. Onun dışında şiirleri güzel yorumladığı kanaatindeyim. Acaba İsmet Özel, şiirinin Murat Kapkıner tarafından kasete ve şiir resitallerinde okunmasına bir şey demiş mi, sorusunu sormak gerekir. Çünkü Karakoç şiirleri ile İsmet Özel şiirleri aynı kasette yer alıyor. Bu konu Kapkıner’in İsmet Özel ile bir araya gelişinde konuşulmamışa benziyor. Zira Gençliğim ki Bir Daha Yaşamak İstemem kitabında geçtiğine göre Kapkıner, İsmet Özel ile birden fazla görüşmüştür. Kapkıner “Yedi Güzel Adam”dan bazılarının hoşuna gitmeyecek bir tanımlama yapıyor başlıkta.
“İsmet Özel: Zamanın Yedinci Güzeli”
İsmet Özel için “abi” demesinin altını çizelim önce ve devam edelim:
“İsmet Abi (…) antiteknoloji diyebileceğimiz bir bakış açısıyla o tanıştırdı Müslüman okurları. (…) Bizi gecenin şu saatinde pantolon gömlekle karşılamasına şaşırmıştım. Bizim geleceğimizden haberi yoktu. Bu saatlerde ben pijamalı olurdum.(…)
Sürekli gülümsüyor. ‘Mümkün olsa, sizinkiyle kendi yaşamımı derhal değişirdim.’ diyorum.
‘Niye?’
‘Mutlusun.’
‘Hamdolsun. Ağır hasta çocuğum vs. yok. Şükretmek için az şey değil. Ama insanın moralinin bozulduğu da oluyor.
‘Hah! İşte sizin en fazla moraliniz bozuluyor.’
‘Ne demek.’
‘Sizi tanıyınca da benim moralim bozuldu.’
‘Niye?’
‘Yazılarınızdan, sizi, benim gibi, sorunlu biri sanmıştım ama gördüğüm kadarıyla oldukça mutlusunuz.’
‘Kardeşim insanların mutluluğu sizi rahatsız mı ediyor?’
‘Hayır abi! Şunu demek istemiştim: ‘Benim gibi biri daha varmış!’ derken, böyle olmadığını, gene kendi acılarımla yapayalnız olduğumu anladığımı anlatmak istemiştim. Sizin sadece moraliniz bozuluyor.’ (…)
Bunun üzerine sakinleşti ve
‘Sizde ne oluyor?’ dedi.
‘Kabir azabı, dedim. (…)’
Bizi gönderirken bıyıklarını yoluyordu.
(…)
“Çağımıza Selam dergisi için yaptığım söyleşilerin bir halkası olması umuduyla, İsmet abimi arıyorum. O yıllar bir üniversitede yabancı dil hocalığı yapıyordu ama neydi ben bilmiyorum: “Tamam Murat! Şu saatte Mustafa Kutlu’nun mekânı (Dergâh Yayınları)nda buluşalım.”
O saatte oradayım. İsmet abi geliyor ve kavga başlıyor.
Dinleyicilerimiz; Mustafa Kutlu, İsmail Kara ve Ahmet Davutoğlu. Bu üçlü gerçekten bir devlet projesi olması gereken, o kadar çaba ve enerjiyi gerektiren bir projeyi üç kişi olarak gerçekleştiriyordu ve (ben orada yoksam da) bunu gerçekleştirdiler: Ansiklopedi.
‘Murat!’ diyor gelir gelmez İsmet abi ‘Ben söyleşi yapmak istemiyorum; salt seninle görüşmek için evet dedim.’
‘Uyar abi. Sen nasıl istersen!’ diyorum.
‘Aaa?’ diyor, ‘Herkes ısrar ederdi, sen niye etmiyorsun.’
‘Abi, diyorum, sen istemiyorsan niye ısrar edeyim.’
(…)
Belki on yıl sonra Alaattin Bora ağabeyin evindeyiz, iki katlı, müstakil bir ev bulmuşlar, altlı üstlü oturuyorlar; çok yakın dost idiler. Ben Alaattin abiye misafir olmuştum. İsmet abi, akşam eve girerken Alaattin abinin çocuklarından biriyle karşılaşmış: ‘Murat amcan mı geldi; söyle, elimdeki işi bitirince çaya geleceğim.’ demiş.
Bu gece benim için çok ilginçti, onun için anıyorum.
Sağımda oturuyor. Aramızda Tahsin var. Alaattin abi çayları dağıtırken, bir tam şeker, bir de kâsede bulduğum bir yarım şekeri alıyorum:
‘Çayı hep böyle şekerli mi içersiniz?’
‘Şekerli mi oluyor bilmiyorum ama evet hep bir buçuk şekerle içerim.’ diyorum. Meğer kaptığım yarım şeker onun böldüğüymüş.
‘Tatlıyı sever misiniz?’ diyor.
‘Hayır!’ diyorum ‘Ama kimi geceler, düşümde baklava şırası içtiğimi görüyorum; artık şekerim mi düşmüş oluyor ne!’
Kafasıyla onaylayarak:
‘Hah!’ diyor ‘Tatlı sevenlerde bir çocuk yan olurmuş.’
Duygulanıyorum. Çünkü o gün için ben kırk yaşın sonunda ancak anlayabilmiştim aslında bir çocuk olduğumu; anne, anne diye ağlayan şiirler yayınlıyordum. Beni böyle iki dakikada özetleyince duygulanmış teşekkür etmiştim.’
(…)
‘Yakın yıllar. Anımsamıyorum. 2000’li yılların başı olabilir.(…)
Üsküdar’da gemiyi bekliyorum. Oradaki çınarın dibine oturmuşum. Baktım İsmet abi karşıdan geliyor. Geldi ve ‘Eee? Ben de mi oturmalıyım?’ dedi. ‘Valla ben oturuyorum; sen bilirsin.’ dedim. Oturdu ve başladık kaynatmaya. Türk’tür, İslam’dır, vs. derken ben, gemiden görünen(bu arada gemiye binmişiz) tüm Üsküdar’ı elimle göstererek: ‘Abi hâlâ bunlara hüsnü zannın var mı?’ dedim. ‘Murat! Bu soruyu kendime çok sordum; evet var ama potansiyel olarak.’ dedi. Hayda... ? Oysa Şeytan bile potansiyel olarak iyi olabilirdi.
Gemide (…) tartışma sürdü.(…)
İsmet abi şunları söyleyerek gitti: ‘Padişah, zahireye taş kattığı için adam astı ama o esnaf zahireye taş katmaya devam etti. N’apalım; farzet ki çingeneyiz.’
‘Ben değilim, demiştim.’”
Görüldüğü gibi birkaç kez görüşmesi var Kapkıner’in İsmet Özel ile. Fakat kasetler söz konusu edilmiyor. Bir vesilesiyle bu konuyu konuştuğumuzu hatırlıyorum İsmet Bey’le. İzin almak hususunda bir sorum olmadı. Daha çok Hürriyet Gösteri dergisinin hediyesi olarak verilen şiir kaseti dolayısıyla gündeme geldi. İsmet Bey’e: “Siz Hürriyet Gösteri dergisi için “Amentü” şiirini okumazdan önce Murat Kapkıner okumuştu. Biz de onu dinlerdik.” dedim. “Evet!” dedi İsmet Özel, “madem başkası okudu şiirimizi, kendimiz okuyalım daha iyi, dedim, kasetlere okudum.” diye cevap verdi. Sezai Karakoç merhum gibi izin konusunda hiçbir şey söylemedi İsmet Özel.
Kendisi de bir şair olan Murat Kapkıner bir şiirinde şöyle der: “Eyyub sahifesinden başladım / yüzlerim ya çok düzgün / ya oldukça çarpık.” Kapkıner’in, şairliğinin bir parçası olmasına rağmen bu icranın, onun şiirine ve hatta şairliğine nasıl etkilediği meraka değer doğrusu. Saz eşliğinde -sazı da kendisi çalıyor- şiire eşlik eden müziği kendisi tercih ediyor Kapkıner. Kendi adıma bu uyumu başarılı buluyorum. Kapkıner, yazılı eserlerine ilaveten sesini ve sazını da eser olarak bıraktı. Bu mirasın kıymeti önümüzdeki yıllarda daha çok anlaşılacaktır diye düşünüyorum. Kapkıner’e Allah’tan rahmet diliyorum. Şiir ne işe yarıyor, der bazıları. Rahmetle anılmaya vesile oluyor görüyorsunuz desem ne lazım gelir?
(Umran dergisi Mayıs 2026, Sayı 381, 72-76)
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.