- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
26 Ağustos 2026- İstanbul24°C▼
- Ankara26°C
- İzmir31°C
- Konya25°C
- Sakarya22°C
- Şanlıurfa31°C
- Trabzon25°C
- Gaziantep28°C
MEHMET SARMIŞ: CAN ERZİNCAN GEZİ GÜNLÜĞÜ-4

05 Ağustos 2026 Çarşamba 10:22
26 Temmuz Pazar
Sabah namazını müteakip yola çıktık.
Gece biraz rahatsızlanmıştım, etkisi devam ediyor.
Erzincan'ı ilk görüşümdü, son da olabilir.
Her son gibi hafiften hüzün veriyor.
Etrafa dikkatle bakıyorum.
Hava serin.
Dümdüz ilerliyoruz.
Şehir sıfırdan inşa edildiği için planlı, eğrisi büğrüsü yok.
Trafik derdi de yok.
Günün en yoğun saatlerinde bile yollar bomboş.
Dört katlı bir iki bina hariç en fazla üç katlı binalar...
Başını kaldırıyorsun dağlar görünüyor, ufuk, gökyüzü...
Zirvesi karlı dağların arasından ilerliyoruz.
Her taraf yemyeşil.
Mahmut ve Vehbi Beylerin keyfi yerinde.
İki güzel insan, iki eski dost, her zaman olduğu gibi sohbeti ara ara didişmeye çeviriyorlar.
Ben de gülüyorum.

Erzincan sınırını geçiyoruz.
Tunceli.
Dağlar, ormanlar, akarsular, çeşmeler devam ediyor.
Bir ara bir tepeden inerken dört beş tilki yavrusu çıkıyor karşımıza.
Mahmut Bey yavaşlıyor biraz.
Hayvanlar hiç korkmadan yanaşıyor.
Büyükleri de vardır diye inmeye cesaret edemiyoruz.
Vehbi Bey birkaç görüntü alıyor.
Ben seyre daldığım için kaçırıyorum ve hayıflanıyorum.
Vahşi hayata gıpta ederim her zaman.
Onların bizim gibi dertleri yok.
Savaşı, yoksulluğu, haksızlığı düşünmüyorlar.
Pülümür'den geçerken aklıma Bülent Ecevit'in bir şiiri geliyor, açıp okuyorum.
"PÜLÜMÜR'ÜN YAŞSIZ KADINI
Pülümür'ün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz.
Yüzüne baktım bir giz gibi güldü.
..."
Şöyle bitiyor:
"Zamanı onda yitirdim ben,
yitik zamanlara onda eriştim
en soylu yoksulluğun toprak döşeli sarayında
bir taç gibi kondu başıma Türkiyeliliğim."
1969'da yazmış.
Ecevit'i konuşuyoruz bir süre.
Siyasete başladığı yılları, "Karaoğlan" olduğu yılları ve o mirasa tamamen ters 28 Şubat yıllarını...
Pülümür'de bizim karşımıza da orta yaş üstü bir erkek çıkıyor.
Bir yerden geçerken el ettiğini görünce Mahmut Bey, onayımızı alarak durduruyor arabayı.
Tunceli'ye kadar yoldaş oluyor, adının Hıdır olduğunu öğrendiğimiz adam.
Tanışıyoruz önce, sonra da biz soruyoruz, o anlatıyor.
O anarşi döneminde gençlerin çoğu terk etmiş Tunceli'yi.
Ama son zamanlarda gidenler geri dönüyormuş.
Kalıcı olarak değil; yaz tatili için.
İmkânı olanlar arsa alıp yazlık ev yapıyorlarmış; o yüzden arsa fiyatları çok artmış.
Kendisi kesin dönüş yapanlardan; oğlu kendisi için Tunceli merkezde bir ev almış.
Çok şükrediyor haline.
İsmail Kaya, ancak akşam ulaşacağı için Tunceli'ye girmeye gerek görmüyoruz.
Dönüşümüzün bundan sonraki güzergahı gidişten farklı.
Sırada Tunceli'nin güneydeki ilçesi Pertek var.
Bu arada Mahmut Bey coğrafyanın değiştiğine dikkatimizi çekiyor.
Evet, artık yüksek dağlar ve sık ormanlar geride kalmış.

Kahvaltı yapmak için ilçe merkezine giriyoruz.
Pazar ve erken saat olduğu için ortalıkta pek kimse yok.
Açık bir mini market ve yanında çayhane görünce duruyoruz.
Ön tarafta oturan birkaç kişinin bize bakışları pek dostça değil.
İnip selam verince, konuşmaya başlayınca, alışveriş yapınca yumuşuyorlar.
Birbirimize karşı ne kadar önyargımız var diye üzülüyorum.
Arkadaşlar tulum peyniri almak isterken market sahibi ile tanışıyoruz.
Adı Fırat, yanındaki ortaokul çağındaki oğlu Akay.
Kendisi Zaza, eşi Türkmüş, oğlunun ismi o yüzden Türkçeymiş.
Pertek İmam Hatip Lisesinden mezunmuş.
Alevilere "reyber"lik yapıyormuş.
Reyber, bildiğimiz rehber.
Alevi Bektaşi kültüründe bir makammış.
Özel olarak da cenaze işleri ile uğraşanlara reyber deniliyormuş.
İlçede Sünniler de varmış.
Onlar alış veriş yaparken ben az ilerideki fırına gidip ekmek aldım.
Küçük bir masanın etrafındaki kürsülere oturup ekmek, tulum peyniri ve çaydan oluşan kahvaltımızı yaparken sohbet ettik.
Fırat sempatik, konuşkan ve dobra biri.
Biraz Tunceli ve Alevilik biraz Elazığlılarla ilişkiler üzerine konuştu.
Diğerleri de uzaktan dinledi bizi.
Düşünüyorum da, ilişkiler kopuk olunca önyargılar güçleniyor; yakınlaşınca, tanıyınca kırılıyor.
İlişkileri geliştirmek lazım.
İlçenin bitiminde Keban Baraj Gölü var.
Bu tarafa gelmemizin esas sebebi o.
Karşıya feribotla geçmek ve gölü görmek.
İyi etmişiz.
Arabayı aşağıda bırakıp üst kata çıkıyoruz.
Manzara müthiş.
Masmavi uzayıp gidiyor.
Denizlerde görmeye alıştığımız martıları buralarda görmek ilginç geliyor.
Keban Gölü, Hazar Gölü, ormanlar, sular, şehirler, kültürler...
Tamam, kışın biraz zordur, ama yazın buralar çok güzel.
Üstelik serin.
Yazın o bunaltıcı sıcaklarında, daha da sıcak olan deniz kenarlarına gitmek yerine buralara gelmek daha güzel olmaz mı?
Vehbi Bey ailesini de alıp Hazar kıyısındaki pansiyonlarda birkaç günlük tatil yapmaya karar veriyor.
Mahmut Bey beni de teşvik ediyor.
Fena bir fikir değil.
Elazığ'da Adem Çetinkaya var.
Mahmut Beyin İmam Hatip Lisesinden öğretmeni; benim de sıra arkadaşım.
Arıyor, müsaitse uğrayalım diye; sınav görevi varmış.
Onun için Elazığ'ı transit geçiyoruz.
Bu sefer Diyarbakır'ı deniyoruz.
Orada da Kenan Tunç var.
Uzun yıllar Urfa'da maarif müfettişliği yaptı.
Ben oradan tanıyorum; Mahmut ve Vehbi Beyin de yakın arkadaşı.
Telefon ediyoruz; kısa bir çay molası şartı ile.
O ise ısrarla başka şeyler söylüyor.
Onun dediği oldu.
Çok cömert bir arkadaş.
Bir pastanede oturduk.
İzzet ikram ve koyu bir sohbet.
Urfa, Diyarbakır, eğitim öğretim, din, siyaset...
Ortak noktalar çok olunca konuşulacak şeyler bitmiyor.
Nihayet Urfa sınırlarına giriyoruz.
Siverek'ten o güzelim ekmeklerinden alıyoruz evlerimize götürmek için.
Sonra ver elini Urfa.
Hava bıraktığımız gibi, sıcak.
Her taraf kupkuru, sapsarı.
Urfamız.
Başka yerler ne kadar güzel olursa olsun, üç beş gün, hadi hadi bir iki hafta tatil yapabiliriz.
Ama sürekli kalamayız.
Urfa kanımıza işlemiş bizim.
Urfa'sız duramayız.
Evimiz, ailemiz, sevdiklerimiz, hatıralarımız, zevklerimiz, her şeyimiz Urfa'da, Urfalı, Urfaca...
Nereye gidersem gideyim Urfa'yı özlüyorum, Urfa'ya dönüşü seviyorum.
Yorumlar
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.