- Hakkımızda
- TYB Ödülleri
- Genç Yazarlar Kurultayı
- Kitaplık
- Ahlâk Şûrası
- Yazar Okulu
- Mehmet Âkif Ersoy
- Türkçe Şûrası
- Milletlerarası Şehir Tarihi Yazarları Kongresi
- Yayınlar
- Söyleşi
- Şube Haberleri
- Salgın Edebiyatı
- Şiir Şölenleri
- Haberler
- Kültür Kervanı
- Mesnevi Okumaları
- Kültür & Sanat Haberleri
- Kırklar Meclisi
- Duyurular
- Biyografiler
19 Nisan 2026- İstanbul11°C▼
- Ankara8°C
- İzmir13°C
- Konya5°C
- Sakarya10°C
- Şanlıurfa14°C
- Trabzon12°C
- Gaziantep12°C
METİN BOŞKAN'TAN: HER MEVSİM MEVLANA
Hz. Mevlana’yı da tükettik sonunda… Onu anlamak, içselleştirmek olmadı mesele. Popüler kültürü yücelterek geldiğimiz süreçte, her şeyin popüler olmasını, metalaşmasını, metalaşınca hayatın gereği” olarak görenler çoğaldı.

12 Temmuz 2015 Pazar 15:49
Nasılsa her kes, “hayatı” tanımlamadan “hayatını yaşamaya” başlamıştı. Hay’dan gelir Hu ‘ya giderdik nasılsa. Legolardan oluşan bilinç ve modüler hayatların gereği olarak da Mevlana, Na-Mevla olabilirdi. Görüntüler anlamın yerini alır, lam’ın an’ına bakardık; görünürlük esastı. Bir varmış, bir yokmuş hayatlar taksitle garantili olarak uzatılmıştı.
Din-devlet-siyaset ayrışmasına kafa yorarken, “ekonomi” ikisinin de ötesine geçti. (Marks farklı bir şey demiyordu!) Çünkü hayat ve hatta devlet ekonominin mantığını içselleştirdi. Hatta tüketmek “ekönömi”nin, ekonomi hayatın mihenk taşı oldu. Her mutluluk özünde “alınanı,” her mutsuzluk özünde “ekonomiyi barındırır oldu. Tükenmez kalem gibi tükenen bir değere dönüşüverdi her şey. Ve ticaretin kalemi “tükenmez” oldu. Değişim esastı; hayata dokunmadan, eşyayla değ’iştik. Aslında iş’deş eylem adına kalan da sınırlanmıştı, sev’mek gibi. "Toplu duruşlar," "takım çalışmaları" olabilirdi. Bir'lik hakikatin değil, Aşk'ın değil, siyasetin yüzü suyu hürmetine lazımdı.
Herkesin ayrı bir Mevlana’sı oldu sosyal medyada, anti-sosyal medyada. Ve aslında Mevlana hepimize ayrı ayrı ayna oldu. Onda, istediklerimizi, arzu ettiklerimizi bulduk. İfade etmek istediklerimizi onun adıyla, yermek, sopalamak istediklerimizi onun sözleriyle, dermek istediklerimizi Mesnevi’den alıntılarla, germek istediklerimizi onun hayatıyla, sermek istediklerimizi ondan anılarla hallettik. Hediye paketlerinin yaldızları Şems gibi parlıyordu.
Yetmediği yerde sema gösterileri de vardı. Sözden dönmek, özden dönmek için de deliller vardı artık. Dijital dünya zaten rakamlardan ibaretti, rakamlar “Bir”sizdi, dağınık kafalar, dağınık hayatlar, dağınık sokaklar ve evlerde… Mustafa Kemal adına uydurulan onca vecize gibi, Mevlana adına da “vecize”ler uydurduk. Uydu çağı böyle bir şeydi. Mecaz, gerçek olmuştu.
Devamı için: http://www.milatgazetesi.com/Her-Mevsim-Mevlana/71116#.VaJgRpPtmko
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 2012 Türkiye Yazarlar Birliği
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.